'Tarih' Kategorisindeki Yazılar

Sadrazam

Osmanlı İmparatorluğu nda hükümet başlarına verilen ad. Devlet işlerinin yönetiminde padişaha kesin yetki ile vekâlet edebilirdi. Osmanlı Devletinin ilk yıllarında, devlet işleri vezir 1er tarafından yönetilirken, Murat I. zamanından itibaren, baş vezir olarak vezir-i âzam lık kurulmuştur. Bu deyim, Kanunî Sultan Süleyman zamanında sadrazam olarak değiştirilmiş (ya da sadr-ı âzam) Osmanlı împaratorluğunun sonuna kadar bu şekilde kalmıştır.
Sadrazamlar, padişahtan sonra devletin en büyük başkanı ve hükümdarın mutlak vekili olduklarından sözleri ve fermanları kesin hükümler kabul edilirdi. Sadrazamların, padişahın tam yetkisine sahip olduklarına işaret olsun diye kendilerinde bir da padişahın mührü bulunurdu. Sadrazamlar, hükümet başkanı sıfatıyla Divan-ı Hümayuna başkanlık ederler, devletin her türlü işlerini görürler, savaşlarda serdar-ı ekrem (başkomutan) olarak bulunurlardı.

15 Aralık 2006

Zitvatorok antlaşması

1606 yılında, Osmanlılarla Avusturyalılar arasında yapılan antlaşmaya verilen ad. 1593 yılında başlayan ve on üç yıl devam eden Osmanlı – Avusturya Savaşı, iki tarafında pek çok kayıplara uğramasına yol açmış, Estergon Kalesinin Türkler tarafından alınması üzerine de, Avusturyalılar, Osmanlılarla barış yapmak zorunda kalmışlardır. Yirmi yıl süre ile bir barış da getirmeyi şart koşan bu antlaşmaya göre, Avusturya Krallarına, bu tarihten sonra imparator denecek. Avusturya her yıl Osmanlılara vermekte olduğu 30.000 Duka Altını vergi yerine, bir defa için 200.000 altın verecek, Osmanlılar tarafından alınmış olan kaleler (Estergon, Uygar, Kanije gibi) Osmanlılarda kalacaktı.
Zitvatorok antlaşması, Osmanlı imparatorluğunun YÜKSELME devrinin sona erdiğini gösteren bir antlaşma olması bakımından, önemi büyük olan antlaşmalardan biridir.

15 Aralık 2006

Tanzimat

Mahmut II. nin yerine geçen Abdülmecitin, o zaman Haricîye Nazırı bulunan Mustafa Reşit Paşanın teşebbüsüyle 3 Kasım 1839 da yayınladığı bir hattı-hümayunla uygulanmasına başlayan yenileşme hareketine verilen ad. Abdülmecitin tahta geçişi Osmanlı imparatorluğunun büyük bir buhran içinde olduğu zamanlara rastlamıştır. Mısır valisi bulunan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı ordularını bir kaç yerde yenilgiye uğratmıştır. Osmanlı imparatorluğunun bu güç durumundan kurtulmasını, çeşitli çıkarlarına uygun gören Batı devletleri (İngiltere, Fransa), Osmanlı devletinde yenileşme hareketleri yapıldığı taktirdi yardımdan geri kalmayacaklarını açıklayarak bildirdiler. Hariciye Nazırı bulunan Mustafa Reşit Paşa devletin bu güç durumunu genç padişaha anlatır ve devleti kurtarmak için, yenileşme roketleri yapmaktan başka çıkar yol olmadığını söylemiştir. Bunun üzerine Aldülmecit, Tanzimat adı altında uygulanacak olan bir yenileşme hareketinin hatt-ı hümayun la ilân edilmesine razı olmuş, nazırlar, devlet adamları ve şeyhülislâm tarafından hazırlanan bu metin, bir hatt-ı hümayun olarak, 3 Kasım 1839 tarihinde büyük bir törenle, bizzat Mustafa Reşit tarafından okunmuştur. Okunduğu yere nispetle adına, Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı verilen bu vesikanın bağında Osmanlı împaratorluğunun zuhurundan beri Kuran hükümlerine ve şeriat kanunlarına riayet edildiği cihetle devlet kuvvetlenmiş ve bütün tebaa refahın son derecesine vasıl olmuşken yüz elli yıldan beri birçok kaileler ve sebepler yüzünden şeriat hükümlerine riayet edilmediğinden memleketin kuvvet ve mamuriyetini kaybetmiş olduğu, halbuki devletin coğrafî durumuna ve halkın kabiliyet ve istidatlarına göre teşebbüs edilirse on beş sene içerisinde memleketin arzu edilen seviyeye çıkacağı izah edildikten sonra bunu temin için yeni kanunlar yapılmasına zaruret görüldüğü ve bu kanunların başlıca; can emniyeti, ırz, namus ve mal mahfuziyeti, halktan alınacak verginin muayyen olması ve askerlik müddetinin mahdut bulunması gibi esaslara dayanması lâzım geleceği tespit ediliyor. Gülhane Hattı, bundan sonra bu esaslardan her birinin önemini ve bunların tatbikine neden zaruret bulunduğunu ayrı ayrı belirterek bundan böyle bir mahkemenin hükmü olmadıkça gizli veya aleni hiç bir kimsenin idam ve teslim edilmesini, hiç bir kimsenin ırz ve namusuna dokunulmamasını, herkesin malına serbestçe tasarruf etmesini, kimsenin malının müsadere edilmemesini, bütün tebaanın aynı haklardan istifade etmelerini emrettikten sonra yeni yapılacak kanunlar Meclis-i Ahkâm-ı Adliyede yapılacağından bu meclisin azasının çoğaltılmasına lüzum gösteriyor ve burada yapılan kanunların tasdik edilmek üzere kendisine arz edilmesini istiyor. Hatt-ı hümayun, bu kanunların hükümlerine riayet edeceğine padişahın yemin edeceğini, vükelâ ve vezirlere de yemin ettireceğini beyan ettikten sonra bir ceza kanunu vücuda getirilmesini henüz maaşları tahsis edilmemiş memuriyetler varsa hemen onlara maaş bağlanmasını, rüşvet alınmasının menedilmesini tesbit ettikten sonra keyfiyat-ı meşruha usul-i atikayı bütün tasvir ve tevcit demek olacağından işbu îrade-i şahanemiz Dersaadet ve bilcümle memalilk-i mahrusamız ahalîsine ilân ve işaa olunacağı misullu düvel-i mütahâbbe dahi bu usulün inşaallahü taalâ ilelebet başkasına şahit olmak üzere Dersaadetimizde mukim bilcümle süferaya dahi resmen bildirilisin. Hemen Rabbımız Taalâ Hazretleri cümlemizi muvaffak buyursun ve bu kavanin-i müessesenin hilâfına hareket edenler Allahü Taalâ Hazretlerinin lanetine mazhar olsunlar ve ilelebet felah bulmasınlar; âmin bedduasıyla sona ermektedir.
Tanzimat Hattı, hükümdarın bundan böyle kimseyi bir mahkeme hükmü olmadan öldürmeyeceğini ve zehirlenmeyeceğini kimsenin malını elinden almayacağını, bütün vatandaşları aynı haklardan istifada ettireceğini, halka zararı dokunan iltizam usulünü kaldıracağını, askerlik vazifesini mahdut bir zaman için yaptıracağını alenî ve resmî olarak taahhüt altına almış olması bakımından tarihî önemi yüksek bir siyasî belgedir.
Bu devirde garp medeniyetine, garp usullerine temayül arzuları belirmiş ve idarî ve içtimaî yenilikler vücuda getirilmiş bilhassa edebiyat alanında önemli adımlar atılarak edebiyatımıza yeni neviler getirilmiştir. Bununla beraber, dahilî ve haricî birtakım âmiller, Tanzimattan beklenen neticelerin elde edilmesine engel olmuştur.

15 Aralık 2006

Viyana kongresi

Napoleon Bonaparteın yenilgisinden sonra, Avrupaya yeni bir düzen vermek için Viyana şehrinde 1815 yılında yapılan kongre. Napoleonu yenen müttefikler, Avrupa devletleri arasında Viyanada büyük bir kongre toplamışlar ve Fransadan alınan yerlerin bölünmesi, Avrupaya verilecek yeni düzen konusunda anlaşmaya varmışlardır. Çok çetin tartışmalardan sonra 7 Haziran 1815 te antlaşma imza edilmiştir. Kongrede alınan kararlardan başlıcaları şunlardır:
1 – Fransa, 1789 yılındaki sınırlarına çekilecek, 2 – İngiltere, Malta, Seylân, Kap gibi yerleri alacak, 3 – Prusyaya yeni topraklar verilecek ,4 – Avusturyaya Almanyadan, İtalyadan bazı topraklar verilecek, 5 – Rusyaya, Polonyadan, İsveç ve Finlandiyadan bazı topraklar verilecek, 6 – Norveç İsveç e bağlanacak. Bu kongre kararlarından büyük devletler memnun olmuşlar fakat küçük devletler büyük zararlara uğramışlardır. Bu alınan kararlar, 1830 ve 1848 yıllarında çıkan ayaklanmalarla bazı değişikliklere uğramıştır.

15 Aralık 2006

Saruhanoğulları

Anadolu Selçuk devletinin dağılmasından sonra Batı Anadoluda kurulmuş olan beyliklerden biri. Saruhanoğulları beyliği, 1313 yılında, Manisa ile öbür Lidya şehirlerini alan, Saruhan Bey tarafından kurulmuştur. Beylik, Manisa merkez olmak üzere Menemen, Gördes, Demirci, Nif, Turgutlu kasabalarını kaplıyordu. Osmanlılar tarafından 1390 yılında Yıldırım Bayezit zamanında ortadan kaldırılmış, ancak Ankara Savaşından sonra Saruhan beyi Hızırşah tarafından yeniden yöneltilmeğe başlanmıştır. Hızırşahın Çelebi Mehmet tarafından yakalanarak öldürülmesi üzerine Saruhanoğulları beyliği, tarih sahnesinden tamamen çekilmiştir.

15 Aralık 2006

Uhud savaşı

Peygamber Muhammedin Mekkelilerle yaptığı ikinci savaşa verilen ad. Kureyşliler, Bedir Savaşının öcünü almak için, Medinede bulunan Peygamber Muhammedin üzerine yürümeğe karar vermişler ve 3.000 kişilik kuvvetle Medine üzerine yürümüşlerdir. Bir savaş için hazırlıklarını tam yapmamış olan Muhammed, Mekkelileri, şehir içinden çıkmadan beklemiş onların Mekke çevresindeki ovada yerleşmelerine göz yummuştur. Fakat, savaşı Medine içinde kabul etmek istemeyen bazı Medinelilerln ısrarı üzerine, 1.000 kişilik bir kuvvetle şehrin dışına çıkmış ve Uhud dağını arkasına alarak, Mekkelilerle savaşa tutuşmuştur. Pek az sayıda bir kuvvetle bu savaş başlamış olmasına rağmen, Müslüman kuvvetleri ilk önceleri başarı kazanmışlar, fakat sonraları, Kureyşlilerin fazla kuvveti karşısında, geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Böylece ,bu savaş Kureyşlilerin zaferi ile son bulmuştur.
Fakat, Peygamber Muhammed, çok geçmeden, Kureyşlilerden bu savaşın intikamını almış ve Mekke şehrinin de Müslümanlar safına katılmasını sağlamıştır.

15 Aralık 2006

Viyana kuşatması

Viyana şehri, Osmanlılar tarafından tarihte iki defa kuşatılmıştır:
Birinci Viyana kuşatması: Osmanlı imparatorluğuna bağlı bir krallık durumunda olan Macar tahtına, Bohemya kralı ve Avusturya arşidükünün sahip çıkmak istemesi üzerine, Macar kralı Zapolya, Osmanlı imparatorluğundan yardım İstemiştir. Bunun üzerine, Kanunî Sultan Süleyman, 300,000 kişilik bir kuvvetle 17 Haziran 1527 de Belgrada gelmiş, burada beş hafta kadar konakladıktan sonra, Macaristan – Avusturya sınırını geçerek, Viyana önlerinde karargâhını kurmuştur. Osmanlı ordusu 24 – 27 Eylül günlerinde Viyana önlerinde toplanmış ve böylece Viyana kuşatılması başlamıştır. Fakat, gün geçtikçe havaların soğumağa başlaması, Viyana kalesini yıkmağa yarayacak ağır topların Belgradda bırakılmış olması, yapılan çeşitli hücumlara rağmen ,bu kuşatılmadan bir sonuç alınmamasına sebep olmuş, kışın şiddetlenmeye başlaması üzerine de, Kanunînin 26 Ekim 1527 de karargâhını kaldırması üzerine son bulmuştur.
İkinci Viyana kuşatması: Almanya imparatorluğu ile Macaristan krallığı ve onun müttefiki olan Transilvanya arasında birkaç yıldan beri devam etmekte olan savaş üzerine, Macar krallığı ve Transilvanya krallığı, Osmanlı imparatorluğundan yardım istemişlerdir. Osmanlı Sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, on yıldan beri devam eden bu savaşın Avusturyayı yıprattığına kanaat getirerek Ocak 1663 te Avusturyaya savaş açmış ve büyük bir kuvvetle yola çıkmıştır. 3 Mayıs 1683 te Belgrada gelen Osmanlı ordusu, burada fazla kalmamış .Mehmet IV. ün savaşa katılmaması üzerine başkomutanlık vazifesini üzerine alan Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın komutasında Avusturya sınırlarına ulaşmıştır. Macarların, Ulahların, Kırımlıların da katılmasıyla 170.000 kişilik büyük bir ordu haline gelen Osmanlı ordusu, 14 Temmuz 1683 te Viyanayı kuşatmaya başlamıştır. Fakat, Birinci Viyana kuşatılmasındaki hatalar yeniden tekrar edilmiş, ordu ağır toplardan mahrum bırakılmış, fena bir mevsim seçilmiş, kuşatılma için belirli bir plân yapılmamıştı. Bir sonuç alınmadan kuşatılmanın uzaması üzerine Avusturyaya yardımcı olan kuvvetler, Viyana önlerine gelmeğe başlamışlardır. Bu müttefik kuvvetleriyle savaşa tutuşan Osmanlı ordusu, savaşın fena idaresi yüzünden başarı kazanamamış ve Viyana kuşatılmasından vazgeçilerek geri dönülmüştür. Bir yenilgi halinde 16 Ekimde Belgrada gelinmiş, Kara Mustafa Paşa, Mehmet IV. tarafından idam edilmiştir. İkinci Viyana kuşatması, Osmanlı imparatorluğunun Avrupadan son ilerleme deneyidir. Bundan sonra Osmanlı imparatorluğu için gerileme devri başlamıştır.

15 Aralık 2006

Selçuklular

Orta Asyada bulunan Oğuz Türklerinin,Orta Asyadaki büyük kuraklık sonucu Batıya doğru göç etmelerinden sonra, Hazar Denizinin güneyinde yerleşerek komutanları Selçukun yönetiminde meydana getirdikleri Türk topluluğuna verilen ad. Selçuklular, Maveraünnehirden Basra körfezine, Suriye, Yemen, Türkistan ve Anadoluya kadar çok yaygın bir alanda egemen olmuşlardır. Meydana getirdikleri devletler ve imparatorluklar,zamanlarında, kuvvetli devletlerden olmuştur. Uygarlık alanında da, İslam-Türk sanatının çok değerli eserlerini meydana getirmişlerdir.
Selçukluların, komutanları Selçuk tarafından kurulan en büyük devlet. Büyük Selçuk İmparatorluğudur.

15 Aralık 2006

Uşi antlaşması

Trablusgarp savaşı sonunda Osmanlılarla İtalyanlar arasında 1912 yılında yapılan antlaşma. İsviçrenin Lozan şehrinin iskelesi olan Uşide imza edildiği için bu adla anılmaktadır. İtalyanların Trablusgarpa saldırıda bulunmaları üzerine başlayan Osmanlı İtalyan Savaşı Osmanlı Devletine Balkan devletlerinin de saldırıda bulunmaları üzerine Osmanlılar İtalyanlarla barış yapmak zorunda kalmışlardır. Bu antlaşmanın en önemli maddelerinden birine göre, Trablusgarp ve Bingazi, İtalyanlara bırakılmaktadır.

15 Aralık 2006

Yalta konferansı

İkinci Dünya Savaşının sonuna doğru, Roosevelt, Churohill ve Stalin arasında, Kırımda bir sayfiye bölgesi olan Yaltada, 4 – ll Şubat 1945 tarihleri arasında yapılan konferansa verilen ad. Bu konferansta, yenilmek üzere olan Almanya konusunda bazı anlaşmalara varılmıştır. Bu anlaşmalara göre, Almanyanın teslimi kayıtsız şartsız olacak her üç devlet ,ayrı bir işgal bölgesinde askerî idare kuracaklar, işbirliği halinde idareyi bir merkez kontrol komisyonu sağlayacaktı. Bunlardan başka, Alman halkından Nazi eğilimleri silinecek, Alman askerî endüstrisi kontrol altında tutulacak, ayrıca kurulacak milletlerarası bir kurulla, barışın devamlı olması sağlanacaktı.

15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre