'İnsan' Kategorisindeki Yazılar

Gözküresi ilişikleri

Bunlar, a – Tenon kapsülü, b – Göz kasları, c – Konjonktiv, d – Gözkapakları, e – Göz çukuru yağ dokusu, f – Gözyaşı organlarıdır.
Tenon kapsülü, göz küresinin 2/3 arka bölümünü içine alan bir zardır. Buna gözü hareket ettiren kaslar yapışmıştır.
Konjonktiv, göz küresinin 1/3 ön bölümünü ve göz kapaklarının arka yüzünü örter. Gözyaşı bezinin salgı kanalları buraya açılır. Bu sebeple daima korneayı ıslak tutar.
Gözkapakları, göz küresi önünde açılan kapanan, deri, kas ve bağdokudan yapılı bir perdedir. Gözü fazla ışıktan ve dış etkilerden korurlar. Üst ve alt olmak üzere iki tanedir. Önyüzleri deri, iç yüzleri konjonktiv ile örtülüdür.
Göz çukuru yağ dokusu, göz çukuru içindeki oluşumların arasında bulunur.
Gözyaşı organları, göz küresinin ön bölümü ile gözkapaklarının arka yüzünü devamlı ıslak tutmağa yarayan gözyaşını salarlar. Böylece göz kapaklarının göz küresi önündeki hareketi kolaylaşır ve konjonktivanın çeşitli hastalıklardan korunması sağlanmış olur. Bunlar da gözyaşı bezi ile gözyaşı yolundan ibarettir.

15 Aralık 2006

Hafıza

Geçmiş bir etkinlikten ileri gelen bir değişim ya da geçmiş bir halin bellenmesi ve bunu tekrar meydana getirme yetisi. Bellek başka bir anlatışla zihin belleme ve hatırlama gücü, evvelce görülen, işitilen, koklanan, tadılan şeyleri, yaşanılan sevinç ya da korku gibi duyguları, yapılan işleri unutmayıp onları tekrar hatırlama yetisi.
Bu vazifeleri ile hafıza bir vazifeler bütünüdür. Bunun için hâtıralar kazanılır, beklenip saklanır ve gerektiğinde canlandırılarak bilinç alanına çıkarılır.
Her insanda hafıza vardır. Ancak her insanın hafızasının özelikleri ve çalışma şekli başka başkadır. Bazı kişilerin hafızaları kolayca çalışır; hatırlanan şeyler doğru ve bütün ayrıntıları ile doğru olarak hatırlanır. Bu özellikler, belleme şekli ve biçimi ile ilgilidir. Belleme sırasında, etkilerin saklanması, tanıtılması ,yerlerinin ve zamanlarının ayırt edilmesi bir takım sebeplere bağlıdır. Bunlar da etkilerin şiddetine, bir şeyi belirtmek için sarf edilen dikkate, bellenecek şeye karşı gösterilen ilgiye, bir etkinin devamı süresine, tekrarlanmasına, açık ve berrak olmasına uyandırdığı çağrışımların fazlalığına göre değişir.
Bu bakımdan, bir vazifeler bütünü olan hafızanın en belirli özelliği, bellediği şeyleri gelişi güzel zihne yığmakta değil, onlar arasında bağlantı kurabilmektedir.

15 Aralık 2006

Gırtlak

Soluk borusunun üst bölümü. Tıp dilindeki adı Larynx dir. Yutağın önünde, hiyoid kemiğinin altında, soluk borusunun üstünde, kıkırdak, zar ve kasdan yapılı, içi boş, üç yüzlü bir piramit biçimindedir. Piramidin tabanı yukarda, kesik tepesi aşağıdadır. Gırtlağın yapısında ses meydana getirmek için gerekli yapı vardır. Bu bakımdan gırtlak yalnız solunum yolunun bir bölümü değildir. Aynı zamanda ses meydana getiren bir organdır. Gırtlağın çıkardığı tonu çeşitli sesler, yutak ve ağızda söz haline gelir. Gırtlağın iskeleti 11 kıkırdak, tan meydana gelmiştir. Dışında çeşitli kaslar bulunmaktadır. İç yüzü ise mukoza ile örtülüdür. Mukoza, gırtlağın orta bölümünde sağda ve solda iki büklüm yapar. Bu büklümlerden alttakilere ses telleri denmektedir. Sesi meydana getiren bunlardır.

15 Aralık 2006

Göğüs

Vücudun önden boyunla karın arasındaki bölümü. Göğüs tahtası kemiğine (sternum) eklesen kaburgaların yaptığı iskelet kas ve deri oluşumları ile ince bir duvar özelliğinde olan bu bölümün asıl önemi, meydana getirdiği göğüs boşluğudur.
Göğüs boşluğu, arkadan göğüs omurları, yanlardan kaburgalar, önden sternumla sınırlanmıştır. Üstte boyunla, altta karın bölgesini göğüs boşluğundan ayıran diyaframa ile sınırlıdır.
Göğüs boşluğunda, akciğer, kalb, solunum borusu, yemek borusu, aort, çeşitli damar ve sinirler gibi önemli oluşumlar vardır.

15 Aralık 2006

Göz

Görme duyusu organı. Göz deyince, anatomide, göz küresi ile birlikte onunla ilgili bütün oluşumlar anlaşılır.

15 Aralık 2006

Dikkat

Zihnin uyanık ve tetikte bulunması hali. Fiil halindeki ilgili iradeli (etkin) ya da iradesiz (edilgen) olur. İradesiz dikkat, insanın içinden gelen ve herhangi bir yorgunluğa sebep olmayan dikkattir. İradeli dikkat ise, bir gayret ve irade kuvveti sarf ettirmeyi gerektirir. Bu bakımdan fazla süreli olmaz. Dikkat, dışa yönelmiş olmasına göre de objektif ve âlemdeki eşyaya ya da iç yaşayışa doğru sübjektif olur. İç âlemimize verildiğinde düşünme hali, âlemde olan şeylere yöneldiğinde gözlem hali meydana gelmiş olur.

15 Aralık 2006

Dil

Tad duygusu organı. Aynı zamanda, sesi söz halinde çeviren organlardan olduğu gibi, çiğneme ve yutma işinde de rolü vardır.
Ağız boşluğu içinde, ağzın döşenmesine dayanmış kas ve zardan yapılı, konik biçiminde bir organdır. Dilkökü adını alan tabanı, hiyoid kemiğe kadar uzanır ve oraya kas ve zarlar aracı ile tutunur. Bir üst yüzü, bir alt yüzü, iki kenar ve bir de ucu vardır. Yüzleri ve kenarları, mukoza ile örtülüdür. Alt yüzü örten mukoza çok incedir. Dilin alt tüzünde, dil gemciği adı verilen dilden ağız döşemesine uzanan bir oluşum vardır. Dilin üst yüzü, dil sırtı adını alır.
Dilin sırtının arkada yutağa bakan bir dikey parçası vardır, öndeki yatay parçası üzerinde ve ortada bir oluk bulunur.
Dil sırtına ve kenarlarına bakıldığında, dile bir çilek manzarası veren ve gözle de görülebilen birçok pürtükler görülür. Papilla adı verilen bu pürtüklerin başlıcaları şunlardır: Terminal oluğun önünde 9 ya da 11 tane olan, 2-3 milimetre çapında 1 – 1,5 milimetre yüksekliğinde yuvarlak tad papillaları, dil sırtında ve kenarlarında dağınık halde bulunan ve 150 – 200 tane kadar olan mantarsı papillalar ortada 1-3 milimetre uzunluğunda bulunan ipliksi papillalar ve yapraksı papillalar. Bütün bu papillalar, tad ile ilgili papillalardır. Yapılan denemelerde dil ucundaki papillaların tatlıyı, dilin arka tarafındakilerin acıyı, dilin ön taraf kenarlarındakilerin tuzluyu, orta kısmın kenarlarında bulunanların da ekşiyi aldıkları anlaşılmıştır.

15 Aralık 2006

Dişler

Ağzın içinde çene kenarlarına dikili olup ısırıp koparmaya ve çiğnemeye yarayan
sert ve beyazımtırak organdır. Her dişin üç parçası vardır: a) Koron (taç), b) Kök, c) Boyun. Şekil ve ödevlerine göre de dört gruba ayrılırlar: a) Keser dişler, b) Köpek dişleri, c) Küçük azılar, d) Büyük azılar.
Bir yetişkin insanda 32 diş vardır. Bunlardan 8 tanesi keser diş, 4 tanesi köpek dişi, 8 tanesi küçük azı. 12 tanesi büyük azıdır. İnsanın yaşı ve gelişimi bakımından iki türlü dişi vardır. Süt dişleri ve sürekli dişler. Süt dişleri 20 tanedir. Bunlardan 8 tanesi köpek dişi, 8 taneside küçük azı dişidir. Keser dişlerin koronları keser gibi köpek dişlerinin konik, azı dişlerinin köpek dişlerinde tek, küçük azılarda iki kübik şekildedir. Kökler, keserlerde ve büyük azıların alt çenedekilerin de iki, üst çenedekilerin de üç tanedir.
Bir dişin kesiminde dört madde ayrılır.
a)Koronun merkezinde ve köklerin eksenindeki diş boşluğu içinde bulunan diş özü. Diş boşluğunun kök içindeki bölümde kök kanalı adı verilir.
Diş özü, yumuşak ve bağ dokusunda olup içinde dişi besleyen damarlarla dişin duygusunu veren sinirler bulunur.
b) Dişin koron bölümünü örten diş minesi.Sedef renginde beyaz ve parlak, çok sert bir maddedir.
c) Diş köklerini saran sarımtırak ve sert madde, kök kabuğu adı ile anılır.
d) Diş özü ile diş minesi ve kök kabuğu arasında kalan sert bir madde dentin.

15 Aralık 2006

Dudak

Ağzın dış kenarlarına verilen ad. Kas zardan yapılı iki kıvrımdır. Diş çukurlarını ve diş kemerlerinin ön yüzlerini örterler. Üst ve alt dudakların arka yüzlerini örten mukoza, dudakların serbest kenarlarını örttükten sonra dışarıya kıvrılarak çizgi halinde belli bir sınırla deri ile uzanır. Üst yüzleri deri ile örtülüdür. Erkeklerde, üst dudağın, ön yüzü bıyık denen kıllarla, alt dudağın ön yüzü de sakal denen kıllarla örtülüdür.

15 Aralık 2006

Duyum

Bir uyarının duyabildiği en aşağı derece. Bir duyumun meydana gelmesi, başlıca üç safhadan geçer: a) fiziksel, b) fizyolojik, c) psikolojik safhalar.
Duyu organlarının faaliyete geçmeleri için ilkin gerekli olan bir dış etkinin varlığıdır. Duyu organlarının faaliyete geçmesine hizmet eden bu dış etkiye uyarıcı: stimulus adı verilir. Dışardan gelen etkiler, özel şekilde ve farklı hücrelerden yapıya malik olan duyu organı, kendi özel yapışma uygun düşen uyarıcıları alma yeteneğindedir. Bu yetenek, sinir uçlarının uyarılması sonucu kendini gösterir. Böylece, bir uçları, aldıkları etkiyi, merkeze giden sinirler aracı ile beyine ulaştırır. Duyu uyarıcı tarafından uyarılmış olan sinir organlarından beyine giden sinirler aracı ile beyine ulaşan bu uyarıcılar, beyin tarafından alınır. Buna intiba : impresion adı verilir. Duyu organlarında bir etki meydana getirebilecek her uyarıcı beyinde bir intiba meydana getirir ki, buna psikolojide duyum adı verilir. Böylece, duyu organlarının faaliyete geçmesini sağlayan dış etki, fiziksel safhayı; sinir uçlarının aldıkları etkiyi merkeze giden sinirler aracı ile beyine ulaştırmaları fizyolojik safhayı, beyinde bir duyumun meydana gelmesi de psikolojik safhayı meydana getirir.
Çeşitli duyumlar arasında belli başlı üç ortak nokta vardır: Duyumun keyfiyeti, duyumun cinsine bağlıdır. Duyumların ayrı ayrı oluşları ile karakteristik kazanır. Duyumun şiddeti, bir duyumun meydana gelebilmesi için uyarıcının, duyu organında en az bir uyarım meydana getirebilecek kadar kuvvetli olması gerekir. Bu kuvvet duyu organında uyarım meydana getirecek en küçük şiddete eşik denir. Her duyumun bir eşiki vardır ve bunlar işitim de tadımda ayrı ayrıdır. Duyumun süresi, herhangi bir duyumun bir süre devam ettiği sürece devam eder.
Duyumların çeşitleri : Duyumlar duyu organlarına göre çeşitlik gösteril Görüm duyumları, işitim duyumları, doku duyumları,dokunum duyumları Bu şekilde bir açıklama, ilkin, dinî bir görüşle ortaya çıkmıştır. Bu dinî görüşe göre, iki zıt prensip, iyilikle fenalıktır. Evren de, bu iki zıt prensibin çarpışmasından doğmuştur.İlkin doğuda beliren bu inanış, Yunan filozoflarına geçmiş ve onlarda metafizik yönden açıklamasını bulmuştur. Bu açıklamaya göre evrenin menşeini meydana getiren iki kuvvet, madde ile ruhtur. Madde gözle görülebilen, duyu organlarımıza etki eden kaba ve kaypak şekillerdir. Ruh ise, hayatın düzenini, ahenk kısmını en iyi temsil eder. Böylece, madde ve ruh, yani karışıklıkla ahenk, evrenin, hayatın esasıdır.Düalizm, çeşitli şekilleriyle, antik devrin hemen bütün filozofları tarafından açıklanmıştır. Pythagoras, Eflâtun, Aristo bu görüşün savunucularıdır.

15 Aralık 2006

Sonraki Önceki


Kategoriler

Aylara Göre