'Edebiyat' Kategorisindeki Yazılar

Kafiye

Başka başka anlamlardaki kelime ve eklerin son heceleri arasındaki ses benzerliğidir. Kafiyeler, genel olarak mısraların sonlarında bulunur.
Kafiyeler, bazı milletlerin edebiyatında çok önemli yer almış, bazı milletlerin edebiyatında da hiç kullanılmamıştır. Bu arada, eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarında kafiye yoktur. Türk edebiyatında kafiyenin önemli yeri vardır. Halk edebiyatının en eski devirlerinde bile kafiye kullanılmıştır. Halk edebiyatında çoklukla yarım kafiyeler kullanılmış, manzumeler, çoğu zaman rediflerle zenginleştirilmiştir. Divan edebiyatında ise kafiye büsbütün önemlidir. Bu edebiyatta tam kafiye ve zengin kafiye kullanılmıştır.
Bugünkü şiirimizde kafiye eski önemini kaybetmiştir. Yeni şairler, kendilerini hiç bir kağıda bağlı görmeyen bir şiir anlayışı içinde olduklarından, şiirlerini kafiyeli ve kafiyesiz olarak yazabilmektedirler.
Kelimeler arasında birbirine benzeyen seslerin çokluğuna, azlığına göre, kafiyenin türlü şekilleri vardır: Tam kafiye, yarım kafiye, zengin kafiye, cinaslı kafiye.
Tam kafiye, mısra sonlarındaki kelimelerin son hecelerinde biri sesli, biri sessiz olmak üzere en az iki harfin birbirine benzemesi halinde olan kafiyedir.
Şerifli kubbeler iklimi, Marmarayla
Boğaz,
üzerlerinde bulutsuz ve bitmeyen bir yaz,
Yahya Kemal Beyatlı
Yarım kafiye, sadece sessiz harfler arasındaki benzemeye dayanan kafiyelere denir. Yarım kafiyeler, çoklukla Halk edebiyatında kullanılır:
Elifin elinde bardak,
Sanki yeşil başlı ördek.
Yüzer Elif elif diye.
Karacaoğlan
Zengin kafiye, ikiden fazla harf benzerliğine dayanan kafiyelerdir :
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Mehmet Akif Ersoy
Cinaslı kafiye,sesçe aynı anlamca ayrı kelimelerden ya da kelime kümelerinden yapılan Kafiyedir. Cinaslı kafiye zengin kafiyenin aşırı halidir:
Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki Asmaya? Ben yerimden ayrılmam
Götürseler asmaya. Halk şiiri
Redif, kafiyelerden sonra gelen aynı ses ve aynı anlamdaki kelimelerdir:
Yemyeşil dağların hem yas edişi,
Hem de gülüşüdür yayla dumanı;
Yeşil ormanların, karlı dağların, Hülyası, düşüdür yayla dumanı.
Ömer Bedrettin Uşaklı

15 Aralık 2006

Nazım

Vezin, kafiye gibi kayıtlara bağlı olan; ölçülü ve düzenli bir anlatma yolu. Nazım ahenge göre ayarlanır. Manzum eserlerde de, ahenk ön plânda alındığı için, cümle kuruluşları, sözdizimi kurallarına göre değil, ahenge göre ayarlanır. Manzum eserlerde (nazımda) 4 unsur bulunur: Vezin, kafiye, şekil, konu.
Vezin, nazımda hecelerin düzenli şekilde sıralanması esasına dayanan bit söz ölçüsü dür. Kafiye ise, kelime ve eklerin son heceleri arasında ki ses benzerliğidir. Şekil, bir eserin dış yapısıdır.
Türk edebiyatında kullanılan nazım şekilleri, başlıca üç gruba ayrılır: 1 – Halk edebiyatı nazım şekilleri, 2 – Divan edebiyatı nazım şekilleri, 3 – Yeni nazım şekilleri.
Halk edebiyatı, Türk halkının milli edebiyatıdır. İslâmlıktan önceki çağlardan bugüne kadar, halkın içinden yetişen saz şairleri tarafından sazla söylenerek sürüp gelen bu edebiyatın nazım birimi dörtlüdür.
Halk edebiyatında genel olarak yarım kâfiye ve hece vezni kullanılır.
Halk edebiyatında belli nazım şekilleri vardır. Bunlar, dörtlüklerle kurulan şekiller ve bağlamlı şekiller diye başlıca iki gruba ayrılırlar. Dörtlüklerle kurulan şekillerin başlıcaları mani, koşma, destan, semai, varsağı şekilleridir Bunlar, mısra kümelenişleri ve kâfiye düzeni bakımından bir olmakla beraber, dörtlüklerin sayısı vezinleri ve musikileri bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bağlamalı şekiller, bentlerle bağlama adı verilen değişmez mısraların birleşmeşinden meydana gelen nazım şekilleridir.
Türk halk edebiyatında, konulara göre adlar alan çeşitli nazım türleri vardır. Başlıcaları: Güzelleşme, taşlama, koçaklama, ağıt, ilâhî, nefestir.
Türkler İslâmlığı kabul ettikten sonra medreseden yetişen aydın kimselerin edebiyatı olan Divan edebiyatı zamanla Halk edebiyatını da etkilemiş; halk şiirinin dili, özellikle XVI. yüzyıldan sonra eski saflığını kaybederek yabancı kelime ve kurallarla karışık bir durum almıştır. Divan Edebiyatında kullanılan nazım şekilleri, İslâm medeniyeti çerçevesine giren bütün milletlerin ortaklaşa kullandıkları birtakım değişmez şekillerdir.
Divan nazımının ana birimi Beyit tir. Beyit, başlı başına bir bütün sayılır. Beyitler arasında bir konu birliği olması şart değildir.
Bunun dışında, dört, beş, altı mısralık bentlerden meydana gelen nazım şekilleri de yer almıştır.
Divan edebiyatı nazım şekillerinin büyük bir bölümü Arapların malı olmakla beraber, İslâm medeniyeti çerçevesine giren Farslar ve Türkler de bunlara birkaç şekil katmışlardır. Başlıkları şunlardır: Kaside, Gazel, Kıta, Musammat, Mesnevi, Rubai, Şarkı, Tuyug.
Yeni nazımda kullanılan şekiller, Tanzimattan sonra başlayan Batı medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatında kullanılan ve hepsi Batı edebiyatından alınan şekillerdir.
Tanzimat edebiyatının ilk devirlerinde şairler yeni düşünceleri eski şekiller içinde ifade etmişlerdir.
Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen Abdülhak Hâmit Tarhan şekil meselesini ele almış, eski şekilleri atarak yeni şekiller kullanmaya baslamış, bu yüzden eski geleneklere bağlı olanlarla yeniler arasında çetin tartışmalar olmuştur. Edebiyatı Cedide (1896 – 1901) devrinde Hâmitin başladığı iş daha da genişletilmiş, eski şekiller büsbütün bırakılmıştır. O devirden bu yana, Batı edebiyatının şekil anlayışı benimsenerek sanatçılar eserlerinin şekillerini kendileri icat etmektedirler.
Yeni nazımda konu birliğine önem verilir. Yani, her manzume baştan sona kadar bir bütündür ve her birinin konusuna göre bir adı vardır.
Bendler bir plâna göre sıralanır, bunlar konu bakımından birbirlerine bağlı oldukları için, yerlerini değiştirmek mümkün değildir.Yeni edebiyatta nazım birimi mısradır; fakat mısra, şiirin bütünlüğünü tamamlayan bir parçadır.Mısra kümelenişleri ve kafiye düzeninde ise hiçbir kural yoktur.

15 Aralık 2006

Makale

Herhangi bir konuda, belli bir görüş ve düşünceyi bir kaç sayfa içinde savunan yazılar. Makaleler, gazete ve dergilerde yayınlanır. Konularına göre türlü çeşitlere ayrılır. Sanat (edebiyat, tiyatro, musiki, sinema, dans vb.), bilim (tıp, hukuk v.b.). siyaset, toplumu ilgilendiren herhangi bir hareket, bir makale konusu olabilir.
Makale türü, bütün dünyada gazetecilikle birlikte doğmuş ve gelişmiş bir yazı çeşididir.

15 Aralık 2006

Mani

Halk edebiyatı nazım şekillerinden biri. Çoklukla 4 mısradan ibarettir. Hece vezninin yedili kalıbıyla söylenir. Birinci ikinci ve dördüncü mısraları birbirleriyle kafiyeli, üçüncü mısra serbesttir. Manilerde aşk ve tabiat konuları bir arada işlenir.

15 Aralık 2006

Mersiye

Halk edebiyatında bir nazım türü, ağıt. Mersiyelerde, bir kişinin ölümünden ya da bir yurt parçasının harab olmasından duyulan acılar anlatılır.

15 Aralık 2006

Mesnevi

Bir nazım şekli. Fars edebiyatından gelmedir. Her beytin mısraları kendi aralarında ayrı ayrı kafiyeleşir. Manzumenin bütün beyitleri arasında kafiye birliği aranmadığı için mesnevi şeklinde kafiye sıkıntısı yoktur. Bu özelliği yüzünden mesnevi şekliyle genel olarak uzun manzum hikâyeler, tarihler, öğretici eserler yazılmıştır. Beyitlerin sayısı bir ölçü ile sınırlı değildir, konunun uzunluğuna bağlıdır. Aruzun kısa kalıplarıyla yazılır. Divan şiirinde mesnevi yazan şairlerin ortaklaşa kullandıkları hikâye konularının en ünlüleri Leylâ ve Mecnun, Ferhat ve şirin, Yusuf ve Züleyha v.b. dir. Türk edebiyatının en ünlü mesnevi şekli bütün dünya edebiyatında, ortaklaşa kullanılan bir nazım şeklidir. Manzum hikâyeler ve tiyatro eserleri hep bu şekilde yazılmaktadır.

15 Aralık 2006

Mektup

Bir amacı bildirmek için, kişilerin birbirlerine gönderdikleri yazılar. Bu maksatların çoğu zaman iki kişiyi ilgilendiren bir özel durum taşıması, mektupların en önemli özelliğidir. Bu çeşit mektuplardan başka, sanat, bilim adamlarının mektupları, onların düşünce, duygu ve hayatlarının aydınlanmasına yaradığı ve yaşadıkları devir hakkında bilgi alabilmemizi sağladığı için, önemli vesikalar özeliğini taşırlar.
Hitap edilen kimselere posta ile ve kapalı bir zarf içinde gönderilmeyip gazete ya da dergilerde yayınlanan mektup tarzında yazılmış yazılara açık mektup adı verilir.

15 Aralık 2006

Realizm

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Avrupada romantik akımın yerini alan bir sanat ve edebiyat akımı. Realizm (gerçekçilik), sanatta insan ve insan toplumlarının hayatını, oluşlarındaki bütün gerçek çizgileriyle ve sebepleriyle görmek ve göstermek anlayışıdır. Bu bakımdan, romantizmin hissî, hayalî ve kişisel taraflarına tamamıyla karşıt bir özellik taşır.
Realist eserlerde hayat olayları dikkatle görülür, oluşlarındaki sosyal sebepler aynı dikkatle araştırılır. Yazarlar, bu olayları, bir romancı olarak değil,bir toplumcu olarak görmek ve göstermek yolunu seçmişlerdir. Olaylar gerçekte olduğu gibi gösterilir, hayatta geçmiş bütün deneylere önem verilir. Başka bir deyimle hayat olaylarına, realist yazar, bir ayna tutma işini üzerine almıştır.

15 Aralık 2006

Roman

Çeşitli olayları, ihtirasları, karakterleri, baştan geçen şeyleri hayalî olarak ya da gerçeğe uygun bir şekilde anlatan eserlere verilen ad. Roman türü, hayal gücünün yardımından geniş ölçüde faydalanılarak az çok idealleştirilmiş olan olayları anlatan insanlık belgeleridir. Romanın belli başlı konuları arasında din, politika, sosyal ve ekonomik meseleler, kişilerin özel hayatları ihtirasları, aşklar, akıp giden hayat olayları yer alır. Olaylar, ya yazarın ağzından, ya da romanın belli kahramanının ağzından anlatılır. Hikâye ve roman arasında, önemli bir ayrılık yoktur. Hikâyede yer alan özellikler çoğu zaman romanda da yer alır. Yalnız romanlar, çoğu zaman geniş ölçüde yazılmış eserler olduklarından, olayları, kişileri, hareketleri, daha ince ayrıntılılarına kadar incelemek, yazabilmek imkânını vermiş olur.
Tiyatro ve hikâyelerde olduğu gibi romanda da aynı yazma plânı uygulanır: Serim bölümünde olay, olayı yaratan sebepler, kişiler belirtilir. Gelişme bölümünde olayların akışı, kişilerin özellikleri, olayların geçtiği yerler, devir ve çevre belirtilir, entrikalar sıralanır. Çözüm bölümünde olaylar bir noktada toplanır, roman için bir sonuca varılır ve eser biter.Romanlar, konuları bakımından bir çok bölümlere ayrılır: Tarihî romanlar, kişi ve toplum psikolojisini belirten romanlar macera romanları, öğretici romanlar, polis romanları v.b.
Romanlar, Yeniçağda meydana gelmiş, eserlerdir. Bunlar, eski destan geleneğinin bir devamı özelliğini taşırlar. Rönesans tan bu yana, özellikle XIX. yüzyılda gittikçe gelişerek edebiyatın en yaygın türlerinden biri olmuştur.
Roman hikâye gibi bizde Tanzimat edebiyatıyla birlikte gelişmeğe başlamıştır. Fakat, asıl teknik gelişmesini ve Batı anlamındaki özelliğini XX. yüzyıl edebiyatımızda kazanmıştır.
En büyük roman yazarları, İspanyol edebiyatında Cervantes (1547-1616); Fransız edebiyatında Balzac (1799-1850), Flaubert (1821-1880), Zola (18840-1902); İngiliz edebiyatında Dickens (1812-1870); Rus edebiyatına Dostoyevski (1822 – 1881), Tolstoy (1882 -1910); Amerikan edebiyatında Steinbeck (1902) Hemingway (1898 – 1961), v.b. dır.
Edebiyatımızda başlıca roman yazarları Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, ilhan Tarus v.b. dır.

15 Aralık 2006

Romantizm

XVII. yüzyıl sonlarında başlayan, klâsik edebiyatın yerine geçen, duygu, hayal ve fanteziye yer veren bir sanat ve edebiyat akımı. Bu akım, Rönesanstan sonra gittikçe uyanan Avrupa milletlerinin daha çok duymağa başladıkları sosyal haksızlıklardan doğma ızdırapların, sanat ve edebiyatta söz konusu olmasıyla hızlanmıştır.
Aynı akım, eski Yunan ve Lâtin geleneklerine bağlı kalan klâsiklere karşı; Almanlar, İngilizler, kuzey milletleri gibi, Lâtin soyundan olmayan Avrupa milletlerini, kendi millî dillerine, Ortaçağ tarih ve destanlarına ve yerli hayatlarına değer vermeleriyle gelişmiştir.
Romantik edebiyat, kendinden evvelki klâsik sanat anlayışına da bir tepkidir. Klâsik edebiyatın akıcı, mantıkçı, şekilci ve kuralcı olmasına ve kişisel olmayışına karşı, romantik edebiyat hisse, hayale, kişisel duygulara değer verir. Dilde, deyim şekillerinde oldukça serbest davranır. Klâsiklerin hemen yalnız yüksek sınıfın hayatıyla ilgilenmelerine karşı romantikler, geniş halk zümrelerinin hayatı ve ızdırabıyla ilgilidirler.
Romantik eserlerde yazar, olaylar karşısında neler duyuyor ve nasıl duyuyorsa, okuyanlar da aynı duyguları o ölçüde duymaya sevk etmek isteyen bir sanat anlayışı içindedir. Romantik yazarlar, başkalarının maceralarından bahsederken bile, daha çok kendi maceralarından ve kendilerinden bahsediyorlarmış gibi eserlerine kendilerini geniş ölçüde verirler. Aynı eserlerde gerçekte olmuş ve olabilecek olaylar yanında, yazarın öyle olmasını istediği hayal olaylar da bulunabilir.

15 Aralık 2006

Sonraki Önceki


Kategoriler

Aylara Göre