'Bilim ve Sanat' Kategorisindeki Yazılar

Psikoloji

Duyum, heyecan, düşünme gibi olguları ve bunların kanunlarını inceleyen bilim; ruhbilim. Psikolojinin öbür bilimlerden önemli ayrıntıları vardır. Bu ayrıntılar da psikolojik olaylarda kendini gösterir. Psikolojik olaylar, doğrudan doğruya bilinir, kişiseldirler, uzaysızdırlar ve doğrudan doğruya ölçülemezler. Psikoloji, bu olayları sübjektif (içebakış) ve objektif (deneyler, bilinebilen olaylar) yönleri ile inceler.
Psikoloji, eski devirlerde, Tanrı bilimciliğin etkisi altında kalan, psikolojik olayları ruh a bağlıyan bir bilim olarak kalmış, yakın zamanlarda deneysel ve müspet bir bilim haline gelmiştir.

15 Aralık 2006

Meteoroloji

Hava olaylarından ve onların etkilerinden söz eden bir bilim, Meteoroloji, hava olaylarım fizik matematik ve istatistik metotlarına göre inceler.

15 Aralık 2006

Minyatür

Eski el yazması kitaplara boya ve yaldızla çok dikkatli ve ince olarak eski usulde yapılan resimlere verilen adı. Çinliler ve Türklerden İranlılara, oradan da Avrupaya geçmiş bir sanattır.Minyatürler, sanat bakımından çok, kitaptaki konuyu açıklayan ve gerektiğinde en ince ayrıntılar üzerinde durulan resimlerdir. Gözden çok fikre hitap etmeyi ön plânda tutmuştur. Derinlik yoktur. Resmin ön ve arka plânında ve boy farkı ile görünmesi gerekenler, minyatürde, aynı boyda, fakat öndekiler üstte olmak üzere resmedilir.Türk minyatürünün en ünlü sanatçısı Levnîdir. (XVIII. yüzyıl).

15 Aralık 2006

Mithologia

Yunanca mithos masal, logos, bilgi kelimelerinden gelme, efsaneler bilgisi anlamında bir deyim. Mithologia bir millet tarafından icat edilen efsanelerin, tümünü içine alan bir deyim olduğu gibi, bu bilime verilen bir addır.
Her milletin bir mithologiası (bu kelime Türkçede çoklukla mitoloji şeklinde kullanılır) vardır. Bu mithologio, o milletin dinî inançlarının ve duygularının bir görünüm şekli olmakla beraber, dinden ayrıdır. Fakat, her dinin de bir mithologiası vardır. Tanrıları, insan şeklinde tasavvur eden bu efsaneler, en eski dinlerde de vardır.
Mithologianın oluşumu üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunların içinde en doğrusu, insanların anlayamadıkları kuvvet ve olayları, beşerî bir şekilde açıklayan bir takım efsaneler ve masallar icat etmeleridir.
Şimdiye kadar en çok incelenmiş ve sanatta en önemli yeri kaplamış olan mtihologia, Yunan mithologiaısdır. Türklerde Mithologia : En eski Türk efsanelerine ait bilgi, ancak Çin kaynaklarında yer almaktadır. Çin tarihleri. Gök Türkler ve Uygurlar hakkında önemli efsaneler kaydederler? Bunlarda kurd un önemli bir yer kapladığı görülür. Eski Türklerde totem olduğu anlaşılan kurdun tasviri bayraklarda ve çeşitli işaretlerde yer almıştır.
Daha sonraları Oğuz Türklerinde av hayvanları totem olmuştur. Oğuzlar zamanındaki efsaneler, Oğuzname adlı bir kitapta nakledilmiştir. Oğuz Han, Alp Ertunga, bu efsanelerin kahramanlarındandır.

15 Aralık 2006

Müzik

Türlü sesleri, kulağa hoş gelecek şekilde dizme sanatına verilen ad. Güzel sanatların bir kolu olan müzik, insanlığın doğuşu ile başlamıştır. İlkel toplumlarda yapılan din törenlerinde bu törenlerin kutsallığı, çoklukla çalınan müzik âletlerinin, söylenen dinî şarkıların yardımı ile daha da artmıştır, ilk çağlarda eski Yunanlıların, din törenlerinde müziğe verdikleri önemin büyüklüğü, bunu gösteren örneklerdir. Ortaçağ boyunca, halk müziğinin yanı sıra dinî müziğin de önem kazanması, bulunan yeni yeni müzik âletleri ile toplumlara daha geniş ölçüde etki yapan bir sanat durumuna gelmesi sonucunu doğurmuştur.
Fakat, müzik alanında asıl gelişmeler, Yeniçağla birlikte başlar. Ortaçağda meydana çıkan çok sesli müzik, Yeniçağda daha büyük gelişmeler kazanmış, matbaacılığın keşfi müzik notalarının çok yaygın olması sonucunu doğurmuş, yetişen büyük besteciler, müziği insanlığın ölmez bir sanatı haline getirmiştir.
Müzik, ses ve ritm arasındaki bağlantılarla meydana gelir. Zaman içinde akıp giden ses, ölçülebilen ve tckrarlanabilen parçalara bölünebiliyorsa, başka bir deyimle ritmleşmişse, o sese müzik denir.
Müzik sesleri, bir çeşit müzik yazısı olan nota ile tespit edilebilmektedir.

15 Aralık 2006

Mozayık

Bir santimetre boyunda ve küçük kareler şeklinde renkli taş ya da cam parçalarıyla yapılmış duvar resimleri ve zemin döşemelerine verilen ad. Sanat tarihinde önemli bir yeri olan mozayık usulünde resim yapmak ,eski zamanlardan beri uygulanmaktadır. Bu usûl resimde özellikle Bizanslılar çok ileri gitmişlerdir. Mozayık döşemede çok eski zamanlardan beri kullanıla gelen bir usuldür.

15 Aralık 2006

Opera

İçindeki konuşmalar müzikli olan ve bir orkestranın katılmasıyla oynanan şarkılı, manzum yazılmış yüksek sahne eseri. Operaya lirik dram adı da verilir. Operanın başlangıç tarihi XVI. yüzyıldır, İtalyanın Floransa şehrinde, bazı eserlerin bestelenerek sahneye konmasıyla başlayan opera, asıl kuruculuğunu Monteverdi (1567 – 1643) ile kazanmıştır. Bu yeni müzikli dram sanatı. XVII. yüzyılın başlarında Fransaya geçmiş, çok geçmeden Pariste Millî Fransız Operası nın kurulması ile gelişmeler kazanmaya başlamıştır. Gerek sahne alanında, gerekse beste alanında yetişen büyük sanatçılar elinde opera, yüksek bir sahne eseri olmak özelliğini kazanmıştır.

15 Aralık 2006

Opera komik

İçinde şarkı ile konuşmanın birlikte olabildiği yarı ciddi, yarı komik sahne eseri. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında gelişmiştir.

15 Aralık 2006

Kübizm

Avrupada 1910 da ortaya çıkmış bir sanat akımı. Resim, mimarlık gibi sanat kollarında, eşyayı geometrik şekiller halinde göstermek esasını güder.

15 Aralık 2006

Kitap

Bir ya da birkaç konuya dair eli yazılmış ya da matbaada basılmış sahifelerden ibaret yaprakların, bir arada birleştirilmesi ile meydana getirilen, okumaya mahsus ciltli ya da ciltsiz eser.
Kitap, bugünkü şeklini alıncaya kadar çeşitli şekiller ve safhalar geçirmiştir.
Yazının icadıyla başlayan tarih devirlerinde insanlar yazıyı levha halindeki çamur tabakaları veya balmumu sürülmüş levhalar üzerine yazar veya ucu ince demir kalemlerle tahtaya veya taşa oyarlardı.
Asurlular, Sümerler, Hititler çamur levhalar üzerine çizgi halinde yazılan yazdıkları levhaları fırında pişirmek suretiyle sertleştirerek saklarlardı (Bunlara tablet deriz).
Bunlar henüz kitap denecek şeyler değildi. Gerçi binlerce tabletten müteşekkil kütüphaneler vardı; fakat bunlar ayrı ayrı sahifeler halinde tabletlerden ibaretti.
Mısırda ise en eski zamanlardan beri papirüs denilen bir çeşit bitkinin düz olan yaprakları üzerine yazı yazılırdı. Bu yapraklar şerid hâlinde kesilip ıslatılır ve nişastaya batırılıp birkaç kat olarak tokmakla düz bir yerde dövülmek suretiyle kâğıt gibi sahifeler elde edilirdi.
Yazı yazılan papirüs yapraklarının bir kenarına bir tahta çubuk geçirilip ve bu çubuk sağ el ile tutulup çevrilmek suretiyle yaprak açılarak üzerindeki yazı okundukça sol el ile diğer ucu kıvrılmak suretiyle toplanırdı.
Bergamada da deri üstüne yazı yazılır ve bu deriler yan yana konarak kenarlarından bağlanırdı. İmparator Augustus zamanından beri deri yapraklı kitaplar bugünkü kitap şeklini aldı. Bu , suretle iki şekil kitap vücuda gelmişti ki bunun biri tomar şeklinde, diğeri katlama yapraklı idi.
İşte bugünkü kitap şekli bu son katlamalı derilerden doğmuştur. Hıristiyanlığın başlangıcında dine ait kitaplar hep deri üstüne yazılıyordu.
Orta Asyada ve Çinde de deri üstüne yazılmış kitaplar yapılıyordu. Çin de paçavradan kâğıt yapmak icat olununca papirüs ve deri yerine bu kâğıtlar kullanılmağa başlandı. El yazması olan kitaplar istihsal suretiyle teksir ediliyordu. Tahta levhalar üzerine ters ve kabartma olarak kazılan yazılarla basma usulünü takip eden harflerle baskı usulü icat olunduktan sonra kitap büyük bir gelişmeye uğradı. Böylece basılanlar elle yazılan kitaplardan daha ucuza mal olduğu gibi aslına da daha sadık bir şekilde basılmağa başlandı. Önceleri bu kitapların resimleri el yazmalarında olduğu gibi minyatürler ve çizgilerle yapılırdı. Fakat 1461 den itibaren Rambergde Pfister tarafından tahta üzerine kazılan resimlerle basılmaya başlandı.
1440 tarihinde, ayrı ayrı harfleri yan yana getirmek suretiyle sahife teşkil usulünü bulan Johan Gutenberg kitap basma sanatına yeni bir inkişaf vermiştir.
Durer gibi meşhur kazı ressamlarının kazdıkları klişelerden de resimler basılıyordu. XV. yüzyıldan itibaren kitaplarda kazma resim ancak harita, tıp ve biyolojiye ait resimler gibi açıklayıcı resimler için kullanılıyordu. Kitaplara basılan renkli resimler ise XVIII. inci yüzyılın sonlarında başladı. İngilterede kesme kalıplarla boyama usulü tatbik olunmak suretiyle ucuz boyalı resimler basıldı. 1796 da taş üstüne mürekkeple yazı yazılarak basma usulü yeni litografya icat olunmuştu. Bu suretle de kitaplar basılıyor ve boyuna bu usul ile yani litografya usulüyle resimler yapılıyordu. Fotoğrafla yapılan klişeler de kitapları resim cihetinden çok zenginleştirdi. XIX uncu yüzyılın sonlarında stereotipinin tatbiki ve yeni baskı usulleri ve makinelerinin icadıyla kitap her keseye elverişli bir hale geldiği gibi güzellik ve baskı itibariyle de büyük bir gelişmeye uğradı.
Türkiyede de matbaanın tatbikatından önce kitaplar ya deri veya Hint de ve Türkistanda yapılan deriye benzer kâğıtlar üzerine yazılıyordu.
Türklerin istanbulu fethettikleri zaman Avrupada ayrı ayrı harfleri yanyana getirmek suretiyle bitaplar basılıyordu.
Fakat Türkiyede matbaanın uygulama yılı olan 1729 a kadar kitaplar el ile yazılmakta devam etti. O zamanları Pariste sefir olan Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendinin Avrupadaki fikir ilerlemelerinin başlıca sebeplerinden biri, halkın her türlü ilim ve fen kitaplarından istifade etmesi olduğu hakkında verdiği bilgiler Nevşehirli İbrahim Paşayi ilgilendirmişti.
Yirmi Sekiz Çelebi Mehmed Efendinin oğlu Said Mehmed Efendi Pariste babasıyla beraber bulunduğu sırada matbaalar hakkında bir fikir edinmişti. İstanbulda İbrahim Müteferrika isminde lisan bilir ve matbaacılıktan anlar bir zat ile birleşerek İbrahim Paşanın da muvafakatini almak suretiyle bir matbaa açmağa teşebbüs etti.
Fakat bu teşebbüse karşı cahil softaların ayaklanmasından çekinen İbrahim Paşa o zamanın şeyhülislâmından bir fetva almak suretiyle bu işi halletti. Bu fetva, ancak lügat kitabı gibi şeylerin basılması hakkında idi. 1729 senesinde açılan bir matbaada bazı faydalı kitaplar basıldı. Fakat biraz sonra softalar halkı ayaklandırarak saraya hücum ettiler ve İbrahim Paşayı katlettiler. Matbaa da kapandı. Bir müddet sonra isyan bastırılınca matbaa tekrar açıldı. Matbaanın ilk bastığı kitap Vankulu adındaki sözlüktür.
Türkiyede 1831 yılında Mehmet Hüsrev Paşanın himayesiyle Jacqes Ca-illol tarafından tatbik olunan taş basma usulünde de bir çok askerî ve talim kitapları ve haritalar basılmıştır.
Atatürkün harf devrimine kadar Türkçe kitaplar eski Türk harflerinin Lâtin harfleri gibi punto üzerine dökülmüş ayrı ayrı şekillerinin tertibi suretiyle basılmakta idi.
Lâtin harflerinin kabulünden sonra ise kitaplar bütün Lâtin harfi kullanan memleketlerdeki gibi soldan sağa yazılmak ve sabiteler de bu şekilde rakamlanmak üzere batı medeniyeti kitaplarının şeklini aldı.

15 Aralık 2006

Sonraki Önceki


Kategoriler

Aylara Göre