'Yönetim Şekilleri' Kategorisindeki Yazılar

Sıkıyönetim

Olağanüstü zamanlarda, memlekette güvenliğin sağlanması için, Anayasanın tanıdığı sınırlar içinde, orduca kurulan yönetime verilen ad. Sıkıyönetim, Başbakanlığın teklifi sonucu, Büyük Millet Meclisinin kabul etmesi ile kurulur. Ya bütün memlekette, ya da belirli bölgelerde, belirli bir süre için kurulur. Bu süreler, gerektiğinde Büyük Millet Meclisi tarafından uzatılabilir.Sıkıyönetim halinde, bütün idare askerî yönetimin elinde bulunur. Her çeşit idarî tedbirler almak, sıkıyönetim Komutanlığının yetkileri içindedir. Bu yönetim sırasında, askerî mahkemelerin yetkileri, sivil şahıslar için de uygulanabilir.
Türkiyede Sıkıyönetim : Türkiye de Sıkıyönetim kurulması, ilkin 1876 yılında ilân edilen Anayasa ile kabul edilmiştir. Bu zamanda Sıkıyönetim, hükümetin teklifi üzerine, padişah tarafından ilân edilirdi.
İlk Sıkıyönetim, 31 Mart Olayı sonucu olarak, 12 Nisan 1909 da ilân edilmiştir. Çok kanlı kararları uygulayan bu Sıkıyönetim, üç yıl devam ettikten sonra 15 Temmuz 1912 tarihinde son bulmuş, ancak 13 gün sonra 42 gün süren ikinci Sıkıyönetim ilân edilmiştir.
Fakat, Osmanlı İmparatorluğunun her taraftan büyük yenilgilere uğradığı bu tarihlerde, Balkan Savaşının başlaması ve seferberliğin ilân edilmesi üzerine, üçüncü Sıkıyönetim 21 Eylül 1912 tarihinde ilân edilmiştir. Bütün Birinci Dünya Savaşı boyunca devam eden bu Sıkıyönetim, Türkiyedeki Sıkıyönetimlerin en uzunu olmuş ve yedi yıl sürdükten sonra 11 Ekim 1919 tarihinde son bulmuştur.
17 Mart 1920 tarihinde ilân edilen dördüncü Sıkıyönetim, düşman işgali altında bulunan İstanbulda ilân edilmiştir ve Osmanlı İmparatorluğu zamanının son Sıkıyönetimidir. Bu Sıkıyönetim, ne yazık ki, yabancılar tarafından uygulanmıştır.
Türkiyede Sıkıyönetim idarelerinin beşincisi ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk Sıkıyönetimi, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, 1941 de kurulmuştur. Bütün savaş boyunca devam etmiş ve 22 Aralık 1947 tarihinde son bulmuştur. Altıncı Sıkıyönetim, 6/7 Eylül 1955 tarihindeki olaylar üzerine ilân edilmiş ve dokuz ay sürmüştür.
Yedinci Sıkıyönetim idaresi ise, İstanbul Üniversitesinde, Demokrat Parti iktidarı tarafından çıkarılan kanunları ve tutulan yolu protesto etmek isteyen üniversiteli gençlerin 28 Nisan 1960 tarihinde çıkardıkları ayaklanma üzerine aynı gün kurulmuş, Demokrat Parti Hükümetinin, Türk Silâhlı Kuvvetleri tarafından iktidardan uzaklaştırılma tarihi olan 27 Mayıs 1960 tarihine kadar sürmüştür. Ancak, bu tarihten sonra da Sıkıyönetim devam etmiş, fakat bu tarihten sonra devam eden Sıkıyönetim, Millî Birlik İdaresinin Sıkıyönetimi olmuştur.
Böylece bu Sıkıyönetim, Millî Birlik Hükümetinin devam ettiği sürece yürürlükte kalmış, bu süre içinde Kurucu Meclis kurulmuş, yeni Anayasa halk tarafından onaylanmış ve 15 Ekim 1961 tarihinde yapılan genel seçimlerle, yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi açılarak, Türkiye Cumhuriyeti yönetimi, sivil idareye devredilmiştir. Bu durum sonucu olarak da, Türkiyedeki yedinci Sıkıyönetim 30 Kasım 1961 tarihinde son bulmuştur.
21 Mayıs 1963 olayları sonucu olarak da Ankara, İstanbul ve İzmirde, sekizinci Sıkıyönetim ilân edilmiştir.Bu Sıkıyönetim, ikişer aylık sürelerle yenilenmiş, 1964 yılında uygulanmasına son verilmiştir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Seçim

Halk egemenliğine dayanan bir yönetim şekli olan demokrasilerde; yönetimi, halk çoğunluğunun istediği temsilcilerin alabilmesini sağlamak için yapılan milletvekili ya da başka temsilciler seçme işi.Seçimde, a - Seçime katılmak, b - Seçilebilmek, olmak üzere iki şekil vardır.
Seçime katılmak ; ya anayasayı yapmak, kurmak ya da anayasa tarafından yapılmış, kurulmuş olan kuvvetleri kullanmak için temsilci göstermek suretiyle malî arzu ve iradeyi göstermek yetkisine sahip olmak ve bu yetkiyi kullanmaktır.
Seçilmek ; millet adına hareket etmek, ya anayasayı kurmak kudretlerini ya da anayasa tarafından düzenlenmiş ve kurulmuş olan kudretleri, millet namına kullanmak üzere seçilmektir. Böylece, halk tarafından seçilen ve zaman zaman yine halk tarafından değiştirilen temsilcilerin yönetiminde olan temsili demokrasilerde devletteki bütün kuvvet ve kudretler, birinci derecede seçmenler tarafından, ikinci derecede seçilmiş olanlar tarafından kullanılır. Bunun içindir ki, sayı bakımından çok olanlar, devlet yönetiminde kuvvet ve kudretlere sahip olurlar.
Her ülkede, seçime katılmak ve seçmek hakları, özel kanunlarla düzenlenmiş bulunmaktadır.
Çeşitli seçim usulleri vardır. Bunların başlıcaları şunlardır:
1 - Vasıtalı seçim : Bu usulde iki seçim heyeti vardır. Birinci seçim heyeti, temsilcileri seçecek olan daha az sayıdaki seçmenleri seçer. Bu seçmenler de temsilcilerin seçimine katılır, iki dereceli bir seçim usulüdür. İkinci seçmen sayısının daha az olması, bunların hüküm altına alınmasının daha kolay olması sonucunu yarattığı İçin, gerçek bir temsil usulü değildir.
2 - Açık seçim : Belli temsilcileri seçecek seçmemin ,oyunu açıkta kullanması usulüdür. Seçmenin hürriyetini ortadan kaldırdığı için, seçme hakkını en
kuvvetli kısan bir usuldür. Bu bakımdan, demokrasi ile bağdaşan bir tarafı yoktur .Demokrasilerde, seçimin gizli olması bas şarttır. Seçmen vatandaş, dilediği oyu, herkes kapalı bir seçim kulübesinde, kimseden korkusu olmadan ve kimseye hesap vermeden dilediğine verebilmelidir. Çoğu ülkelerde, kapak hücrelerde seçmenin oy verme şekli uygulanmaktadır.
3 - Tekrarlı seçim: Bir seçmenin çeşitli seçim dairelerinde aynı seçime ayrı ayrı katılma usulüdür. Çeşitli seçim dairelerinde, değişik sebeplerle ilgili olan bir kimse, bu seçim dairelerinin her birinde ayrı ayrı oyunu kullanabilmektedir. Bu usul, seçimin bir hafta süre ile yapıldığı ülkelerde uygulanmaktadır. Fakat çeşitli yanlış sonuçlara sebep olduğu için kaldırılmakta olan bir usûldür.
4 - Çoğalma oylu seçim : Bir seçmenin, aynı seçim dairesinde ve aynı zamanda, birden fazla oy hakkına sahip olmasını sağlayan seçim usulüdür. Bu oy farkında, verilen vergi oranları, öğrenim dereceleri, v.b. rol oynar.
5 - Listeli seçim : Temsili demokrasilerde işin doğrusu, bütün ülkenin bir seçim dairesi sayılması ve bütün halkın oylarını birden kullanmasıdır. Fakat buna hiç bir şekilde imkân olmadığından, ülkenin, bir takım seçim bölgelerine ayrılması ve bu bölgelerden her birinin, belli sayıda temsilci seçmesi zorunluluğu meydana gelmiştir. Bu bölge bölünmesinde, birbiri ile çarpışan iki usul vardır: a - Listeli seçim, b - Tek ad üzerine seçim. Listeli seçimde, belli bir seçim dairesinde bulunan bir seçmen, o bölgenin çıkaracağı birden fazla temsilciyi, bir liste üzerine yazmak ya da, seçime katılmış olan siyasî partilerin önceden hazırladıkları temsilci sayısı kadar oy listesini kullanmak suretiyle, seçme hakkını uygular. Tek ad üzerine seçimde, bir seçim dairesinin çıkaracağı bir temsilciyi, o seçim dairesinde bulunan seçmenden seçme hakkı uygulanır.
Bu seçim usulleri ile elde edilen oylar, ya çoğunluk sistemi ne göre değerlendirilir, ya da nispi temsil sistemi ne göre değer bulur.
Çoğunluk sistemi : Bir seçim bölgesinde, seçime katılmış olan partilerin, en çok oy almış olanının tam liste şeklinde temsilci çıkarması (azlık + 1) dir. Burada, azlığın bütün oyları, temsilci seçiminde değerini bulamamaktadır.
Nispi temsil : Genel oy hakkını sınırlandırmasından çok, düzenlenmesi ile ilgili bir sistemdir. Bu sistem de, çoğunluğun ezici hakkının önüne geçmek ve azlığa da hak tanımak prensibi uygulanır. Bu bakımdan nispi temsil, azlığın temsili usulü dür. Seçime katılan ve çeşitli düşünceleri temsil, eden siyasî partilerin, vatandaşlardan aldıkları oy oranında temsilciler, vatandaş çoğunluğunun getirdiği temsilciler değil; vatandaşların çeşitli düşünceler ve yönelimler içinde oy verdikleri çeşitli siyasî partilerin adaylarından meydana gelmiş temsilcilerdir. Çeşitli şekiller altında uygulanan nispi temsil sisteminin, Türkiyede 15 Ekim 1961 genel seçimlerinde uygulanan şekli şudur: Seçime katılmış olan siyasî partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları muteber oy sayıları hizalarına yazılır. Bu rakamlar önce bire, sonra ikiye, sonra üçe o çevrenin çıkaracağı, milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar parti ayırımı yapılmaksızın en büyükten, en küçüğe doğru sıralanır. Millet vekilleri, bu payların sahibi olan partilere 140.000 muteberi oy pusulasının olduğu ve bağımsız adaylara, rakamların büyüklük sırasına göre tahsis olunur.
Bu usul, bir örnekle gösterildiğinde: Bir seçim bölgesi, 5 milletvekili çıkaracak olsun. Burada seçime katılmış olan dört partiden A Partisi 80.000, B partisi 30.000, C partisi 28.000, D partisi, 2.OOO oy almış bulunsun. Bu seçim bölgesi,5 milletvekili çıkaracağına göre, muteber oy sayısının bu rakama bölünmesinden elde edilen 28.000 rakamı, milletvekili seçimindeki baraj rakamıdır. Buna ulaşamayan parti, hiç bir milletvekili çıkaramaz. Bu duruma göre D partisi, hiç bir milletvekili çıkaramamaktadır. Buna karşılık, A,B,C, partilerinin aldıkları oyların bire, ikiye, üçe… bölünmesinden elde edilen sonuçlarda çıkan paylar sonucu A partisi (84.000, 42.000, 28.000.. bölümleri sonucu) 3 milletvekili, B partisi (30.000, 15.000 bölümleri sonucu) 1 milletvekili, C partisi (28.000, 14.000.. bölümleri sonucu) 1 milletvekili çıkarabilmektedir.
Türkiyede genel olarak şu seçimler yapılmaktadır : Milletvekilleri seçimi, Cumhuriyet Senatosu üyeleri seçimi, İl Genel Meclisleri seçimi, Belediye Meclisi üyeleri seçimi, şehir ve kasabalarda muhtar ve ihtiyar heyetleri seçimi, Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları seçimi.Fakat seçim deyince, çoklukla milletvekili ve (9 Temmuz 1961 de halkoyunca kabul edilen Yeni Anayasamıza göre) Cumhuriyet Senatosu üyeleri seçimi anlaşılmaktadır.
Millet Meclisi üyeleri seçimi, Türkiyede 4 yılda bir yapılmaktadır. Son nüfusun 450 ye bölünmesi ile elde edilen rakam, milletvekili seçiminde esas olarak sayılmakta ve illerin çıkaracakları milletvekili sayısı da, il nüfusunun, milletvekili seçilmek için gerekli rakama. bölünmesi ile elde edilmektedir. Türkiyede Milletvekili seçimi tek dereceli nispi temsil sistemine göre düzenlenmiş genel, eşit ve gizli oyla yapılmaktadır. Seçmen oyunu kendisi ve tam bir serbestlikle kullanır. 15 ilde tam teşkilât kurmuş olan partiler seçime katılabilmektedirler.
İlk seçimleri 15 Ekim 1961 genel seçimlerinde yapılan Cumhuriyet Senatosu üyeleri de, tek dereceli, genel, eşit ve gizli oyla ve aynı günde yapılan bir seçimdir. Ancak, üyeler, çoğunluk sistemine göre seçilmektedirler. Cumhuriyet Senatosu üyeleri seçiminde, her il bir seçim çevresidir, İllerin çıkardıkları senato üyeleri de, kanunla gösterilmiştir. Cumhuriyet Senatosu üyesi olmak için, milletvekili olma şartlarının dışında, kırk yaşında olmak ve yüksek öğrenim görmek gereklidir.
Türkiyede ilk seçimler Abdülhamit II. nin saltanatı devrinde 26 Aralık 1876 da ilân edilen Kanunî Esası ye göre hazırlanan Talimat-ı Muvakkete gereğince 1 Mart 1876 da İstanbulda, 18 Ocak 1876 da da diğer illerde iki dereceli olarak yapıldı. Aynı yıl ikinci bir seçim daha yapıldı. Mithat Paşanın bir komisyonla birlikte hazırladığı ve 1908 seçimlerinde ilk defa uygulanan (İntihab-ı Mebusan Kanunu) Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinde bir iki ufak değişiklik görerek 1946 daki tek dereceli seçimlere kadar 70 yıl yürürlükte kaldı.
Bu kanun hükümlerine göre; Müntehibi Evvel (Birinci Seçme) olanlar tarafından her 500 kişiye 1 kişi hesabıyla Müntehibi Sanî (İkinci Seçmen) ler seçilmekte, bunlar toplanarak her ilin 50.000 erkek nüfusuna bir esasına göre tespit edilen miktarda milletvekilini seçmekte idiler. Meselâ İstanbul milletvekillerini 1300 kadar Müntehibi Sanî seçerdi.
1946 yılından itibaren de tek dereceli seçim uygulanmıştır.
Türkiye de birden fazla partinin katılması ile yapılan seçimler 1908, 1912, 1919, 1931, 1946, 1950, 1954, 1957, 1961 seçimleridir. Tek partili seçimler ise; 1876 (her iki seçime partiler henüz kurulmadığı için katılmalar olmamış, Muhafazakârlar ile Meşrutiyetçiler mücadele etmişlerdir), 1914, 1923 (Meclis hükümeti zamanı), 1927, 1935, 1939, 1943 seçimleridir. Türkiyede Muhalefet ilk defa 1911 ara seçimlerinde birleşmiş, İttihat ve Terakki Fırkasına karşı Hürriyet ve itilâf Fırkası adını almış ve kazanmıştır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı ilk defa 1934 de, subaylara 1961 de verilmiştir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Parlamenter rejim

Bir devlet yönetiminin bir yandan sorumsuz bir devlet başkanı, öte yandan parlâmentoya karşı sorumlu olan bir Bakanlar Kurulu kanalı ile belli şartlarda ortaklaşa yürütülen yönetim sistemidir. Parlamenter rejimlerde, devlet başkanlığında bir kral bulunsa bile yönetim şekli, parlâmentoya karşı sorumlu bir Bakanlar Kurulunun olması halinde, parlamenter rejim olur.
Parlâmento, devlet başkanlığı ve bakanlar kurulunun sorumluluk dereceleri ve yetkileri, her devlette değişiklikler gösterebilir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Monarşi

Bütün siyasî kuvvet ve nüfuzun, hiç kimseye karşı sorumlu olmayan bir şahısta toplanması rejimi.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Komünizm

İnsanların saadeti için, herkesin ihtiyacına göre her türlü mala ortak olması gerektiği fikrini güdenlerin mesleği. Komünizm, istihsal vasıtalarının birlikte kullanılmasını savunan kollektivizm den daha ileri olarak, servetin bölünmesinde de beraberlik fikrini kabul eder. Komünizm, Rus Bolşeviklerinin elinde türlü gelişimler göstermiş, sonunda Sovyetler Birliğinin dünyayı tek bir devlet haline getirebilme ihtirasında bir alet haline gelerek hür dünya milletleri için bir tehlike durumuna girmiştir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Dominyon

Britanya Milletler Topluluğu (Commonwealth) nun kendi kendini yöneten bir üye devleti. Dominyonların hukuki durumu ve bunların devlet olup olmadıkları, öteden beri bir tartışma konusu olmaktadır. Hukukî bakımdan dominyonlar, egemenliğin her türlü nimetlerinden ve haklarından faydalanırlar. Kanunlarını yapan parlâmentoları, güvenliklerini sağlayan orduları vardır. Devletler hukuku haklarından faydalanırlar, savaş ve barış yapmak yetkilerine sahiptirler. Birleşmiş Milletlerde temsil edilirler. Bu duruma göre her dominyon bir devlet sayılabilir. Böylece devlet sayılan dominyonlar, İngiltere kralını (ya da kraliçesini) kendi hükümdarları olarak tanırlar. Belli zamanlarda dominyon başbakanlarının birleşmesi ile toplanan İmparatorluk Konferanslarında müşterek işler görüşüldüğüne göre, dominyonların durumu bir çeşit konfederasyon federal bir başşehir ve müşterek kanunlar olmadığına göre, birlik kuvvetinin ve tesanütün verdiği fayda ve karşılıklı menfaat prensibine dayanan özel bir şekildir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Diktatörlük

Bir devletin idaresinin, kayıtsız şartsız bir kişinin elinde bulunduğu yönetim şekli. Yöneten kimseye de diktatör adı verilir. Kelimenin aslı, Lâtince dictator kelimesidir. Bu yönetim şekli, ilkin Roma Cumhuriyeti devrinde kullanılmıştır. Memleketin güvenliğini ilgilendiren acele bir durum karşısında, bir kimse senato tarafından yedi yıl süresince diktatör olarak tâyin edilir ve memleket bu yıllar içinde, o kimsenin, kayıtsız-şartsız idaresinde bulunurdu. Bu devrenin sonunda ise, çekilmeye mecburdur.
Roma Cumhuriyetinden sonra tarihte görülen diktatörlükler, esasta aynı kalmakla birlikte, değişik şekiller göstermiştir. Özellikle, Hitler Almanyasında ve Mussolini İtalyasında ilkin bir partinin seçimlerle Mecliste çoğunluk alması üzerine parti egemenliği şeklinde başlamış, sonraları kayıtsız şartsız bir kişinin üzerinde toplanmıştır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Derebeylik

Orta çağda bir yönetim sistemi. Bu sistem, derebeyinin idaresi altında bulunmaktadır. Derebeyi, ailesinden kendisine kalmış geniş topraklar üzerinde hükmetmek yetkisine sahip olduğu gibi, bu topraklarda yetişen her türlü ürünün de sahibi bulunmakta idi.
Avrupada Orta çağda yaygın bir yönetim şekli olan ve bütün Orta çağ Avrupasına Derebeylik çağı dedirtecek kadar bir özellik kazanan derebeyiliğin meydana gelmesinde, başlıca sebepler şunlar olmuştur:
a) Göçebe kabileler (Keltler, Slavlar, Germenler) göçebeliği bırakarak ekime elverişli topraklara yerleştiklerin de, bu topraklar, göçebe kabilelerinin başkalarının malı durumuna gelmiştir.
b) Avrupada krallıklar kurulup yeni yeni devletler meydana gelince, geniş topraklar, krallar tarafından, savaşlarda yararlık gösteren komutanlara ve krala bağlı kimselere dağıtılmıştır.
c) Küçük toprak Sahipleri, kendilerini korumak amacı ile, topraklarını büyük toprak sahibi olanların emrine vermişlerdir.
d) Parası olanlar, geniş toprak sahibi olmak yolunu kolayca bulmuşlardır.
Derebeylik arazisinin bölümleri
e) Küçük toprak sahiplerinin elinde olan toprakların çoğu, zamanla, büyük toprak sahiplerine devredilmiştir. Böylece, geniş toprak sahibi olarak beliren bu yeni sınıf, toprakları üzerinde çalışanlarla, zamanla hukuki bir takım bağlar kurmuşlardır. Derebeyi, kendi topraklarında çalışan ve her türlü toprak işlerini gören köylülerden, yetiştirilen ürünün belli bir nisbetini almış derebeyi ile topraklarda çalışanlar arasında böylece hukukî bir bağ kurulmuştur.
Zamanla büyük bir kuvvet kazanan derebeyleri, topraklarına ve topraklarında çalışanlara diledikleri gibi hükmetmek durumuna geldikleri gibi devletin bütünlüğünü de tehlikeye sokabilecek özellik kazanmıştır.
İlk zamanları, geniş toprakların işletilmesi ve bu toprakların sahibi ile bu topraklarda çalışanların, kısmen belli hukuk düzenleri içinde yaşayabilmeleri şeklinde bir yönetim olan derebeylik, aradan uzun zamanlar geçmesi ile, özelliği ve amacını değiştirmiştir. Derebeyleri kudretlerini arttırdıkça bu kudretlerini, topraklarında çalıştırdıkları köylüler aleyhinde kullanmağa ve onları sömürmeğe başlamışlardır. Bu sömürmenin sonucu Avrupada XVIII. yüzyılın sonlarına doğru yer yer köylü ayaklanmaları belirmeğe başlamış derebeylik eski kudretini kaybetmiş ve şeklini değiştirmiştir.
Türklerde derebeylik : Türklerde, Batıda olduğu gibi bir derebeylik yönetimi olmadığı halde, geniş toprakların, devletin yetkilileri tarafından komutanlara ,askerlere ve başka kimselere verilmesi ile, böyle bir sistemin kurulmasından söz edilebilir.
Çeşitli yollarla geniş topraklara sahip olanlar ve bunların çocukları, bu topraklar üzerinde, kayıtlayıcı hükümler içinde söz sahibi olmuşlardır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Demokrasi

Halk egemenliğine dayanan yönetim şekli. Bu deyim Yunanca demokratla kelimesinden gelmektedir. Yunanca demos halk, kratos iktidar demektir.
Mutlak demokraside halk devleti doğrudan doğruya yönetir. Temsili demokraside ise idare, halk tarafından seçilen ve zaman zaman değişen temsilcilerin elindedir.
Uzun tecrübeler ve düşünceler demokrasi mefhumunda zamana ve mekâna göre başka başka şekiller meydana getirmiştir. Böyle olmakla beraber, demokraside değişmeyen genel fikirler şunlardır:
a) — Demokraside, toplumun idaresinde çoğunluğun menfaatine uygun bir yol tutulur. Bunu bir kişiye ya da bir sınıfa bırakmak doğru değildir. Böylece, bir toplumun idaresinde, o topluma bağlı her ferdin bir sözü ve bir oyu bulunur ve yönetim çoğunluğun isteğine göre yürütülür.
b — Toplumda, sosyal, iktisadî ve siyasî alanlarda herkese tam bir eşitlik sağlanır.
c — Kanun karşısında herkes tam bir eşitlik altında bulunur. Kanun karşısında herkes eşittir ve kanunlar her ferde aynı surette uygulanır.
Tarih : Demokrasi fikri, kök saldıktan ve yayıldıktan sonra, tatbiki, her memlekette şartlara göre değişik şekiller göstermiştir.
Eski Yunanistanın şehir devletleri demokrasinin beşiği özelliğini gösterir. Buralarda, herkesin hükümet işlerine katılmasını sağlayan bir rejim kurulmuştur. Bunlardan en güzeline, M.Ö.beşinci yüzyılın ortalarında Atina şehrinde rastlanır, Bura da vatandaş sıfatını taşıyan fertler meydanlarda toplanarak kanunları kabul etmekte ve bunları tatbik edenleri kontrol etmekte idiler. Böyle olmakla beraber, Atina demokrasisi, ileri anlamda bir demokrasi, olmaktan uzaktır. Çünkü, esirliğe dayanan bir toplum olan Atinada esirler, insan olarak sayılmamakta şehrin yönetiminde söz sahibi olacakların, Atina vatandaşı olması gerekmekte idi.
Romalılarda bir süre demokrasiye benzer bir yönetim şekli görülürse de genel olarak asıl otorite ancak bir kısım vatandaşları temsil eden senatonun elinde bulunuyordu. Bu otorite de imparatorun eline geçtiğinde, demokrasinin, kelime olarak bile, bir anlamı kalmamıştır. Orta çağlarda derebeylik sistemi, tatbikî bakımından demokrasi ile bağdaşan bir sistem olmamakla beraber; derebeyinin halka karşı vazifelerini yerine getirmesini istemesi, kralların, taç giyerken ettikleri yeminle halka karşı belirli taahhütlere girmeleri gibi şekiller, iler ki yüzyıllarda demokrasinin gelişmesinde rol oynayan sebepler olmuştur.
XVI. yüzyıldan itibaren bir taraf tan coğrafi keşiflerin olması, siyasî fikirlerde beliren yenilikler, kurulu nizamlara karşı gelmek isteyen fikir adamlarında demokarsi ye taraftarlık yaratmamış olsa bile, dinî ve siyasî alanda vicdan hürriyetinin ön plânda tutulma sı gerekçesini konu olarak ele aldırıyordu,
Böylece, Büyük Fransız ihtilâli ile kütlelerde istibdada karşı bir ayaklanma belirmiş ve bugünkü anlamdaki demokrasinin temelleri böylece kurulmuştur.
Türkiyede demokrasi : Bugün çok partili bir sistem içinde devam ede gelen demokrasi hareketi, bu devresine gelinceye kadar birçok safhalardan geçmiştir.
Osmanlı împaratorluğunun eski kudretini kaybettiği devirlerden başlayan ve Tanzimatın ilânında (1838) hükümdarın kimseyi bir mahkeme hükmü olmadan öldürmiyeceğini, kimsenin malını elinden almayacağını, bütün vatandaşları aynı haklardan istifade ettireceğini siyasî bir belge ile taahhüt etmesi, bizde demokrasi hareketinin şartları değişik olmakla beraber başlangıcına bir işarettir. Bu hareket, 1876 tarihinde ilân edilen Birinci Meşrutiyet ile ilk Kanunî Esasi ile devam etmiş, ancak Meclisin kısa bir süre sonra Abdülhamit tarafından feshedilmesi ile son bulmuştur.
1908 yılına kadar devam eden tek elden idare, bu yılda, ikinci Meşrutiyetin ilân edilmesi ile yeni bir hareketin doğması sonucunu yaratmıştır. Mebusan Meclisinin yeniden açılması, partilerin kurulması, Kanunu Esasinin ilân edilmesi ile, bu hareket biraz daha sağlam görünüşlü olmuş, ancak Birinci Dünya Savaşının çıkması İle, asıl amacını kaybetmiştir.
Birinci Dünya Savaşından yenilgi ile çıkan Osmanlı İmparatorluğu, devlet olarak son bulunca, Anadoluda meydana gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi doğrudan doğruya halk egemenliğine dayanan bir rejim şeklinde başlamış ve Cumhuriyetin, ilân edilmesinden sonra da aynı hüviyet içinde devam etmiştir.
Demokratik bir yönetim şekli kabul edilerek bu yolda bir teşkilâtlanma olduğu halde, bu yeni devlet ön plânda, Batılılaşmamız için gerekli olan devrim hareketlerinin gerçekleşmesini aldığı için 1924 ve 1930 yılında yapılan iki tecrübenin dışında, fiilen tek parti yönetimi esasına dayanan bir hükümet idaresi ile idare edilmiştir.
Ancak, îkinci Dünya Savaşının sona ermesi üzerine, bu savaştan başarı ile çıkmış olan Batı devletlerinin Birleşmiş Milletler Teşkilâtını kurmaları ve Türkiyenin bu teşkilâta üye olması ile ,devam ede gelen tek parti sistemine karşı bir tepki uyanmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak, tek partili totaliter rejimden çok partili demokratik hayata dönmek zorunluluğu berilmiş ve 1946 yılında Demokrat Partinin kurulması, ile Türkiyede çok partili olan ve Batı demokrasileri ölçüsünde bir demokrasi hayatı başlamıştır.
Aynı yıl yenilenmiş olan seçim kanununda oyların gizli verilmesi, açık olarak tasnif edilmesi seçimlerin, hâkimlerin kontrolü altında bulunması gibi şartlar içinde ve hür olarak yapılan genel seçimlerde, Büyük Millet Meclisine, Cumhuriyet Halk Partisinin yanında Demokrat Parti ve Millet Partisi de temsilci sokabilmiş, 1950 yılında yapılan genel seçimlerde de, 1923 yılından bu tarihe kadar ilk defa, iktidar, ikinci bir partiye devredilmiştir.
Fakat Demokrat Parti, on yıllık iktidarı sırasında, demokratik gidişten ayrılmış; bunun sonucu olarak da Türk Silâhlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960 da İdareye el koymuştur. Bir buçuk yıllık geçici bir devreden sonra, 15 Ekim 1961 de genel seçimler yapılmış ve dört parti milletvekillerinden meydana gelmiş T.B.M. Meclisi açılmıştır. Böylece, yeniden çok partili demokratik devreye girilmiştir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Devlet şekilleri

Üç türlü devlet şekli vardır.
1 — Mutlakiyet,
2 — Meşrutiyet,
3 — Cumhuriyet.
Mutlakıyet idaresinde, devlet, başta bulunan bir hükümdar tarafından yönetilir. Hükümdara, milletlerce değişik adlar verilmiştir. Osmanlılar zamanında başta bulunan hükümdara padişah denirdi. İranlılar başlarında bulunan hükümdara şah adını verirler Avrupadaki devletler de, başlarındaki hükümdarlara kral derler.
Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde başta bulunan hükümdar, aynı soyadından gelen kimselerden olur. Seçim yolu ile yönetimi almazlar .Bunların ülkede sonsuz yetkileri vardır. Diledikleri kanunları çıkarırlar, diledikleri şekilde vergi koyarlar, dilediklerini öldürürler, hapse atarlar, sürgüne gönderirler. Diledikleri devletlerle savaşa girişirler. Bütün ülke, toprakları ve insanları ile hükümdarın malı sayılır.
Meşrutiyet idaresinde başta yine bir hükümdar vardır. Fakat, bunun yetkileri kısılmıştır. Ülke, halkın seçtiği milletvekillerinin meydana getirdiği bir Meclis tarafından çıkarılan kanunlara göre yönetilir. Fakat, yine de son söz, hükümdarındır.
Cumhuriyet idaresinde, başta bir hükümdar yoktur. Egemenlik hakkı, milletindir. Millet .kendini yönetecek temsilcilerini seçer. Bu temsilcilerin meydana getirdiği Meclisler, çıkardığı kanunlarla devletin yönetimini sağlarlar.
Meclis tarafından, belli süreler içi» seçilen, Devletin başı olan Cumhurbaşkanı, Meclis üyeleri arasından birini, hükümetin başına getirir, Başbakan yapar. Başbakan da, kendi yardımcıları Bakanları seçer, böylece hükümeti kurmuş olur. Hükümet de, her zaman için. Meclisin denetlemesi altında çalışır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre