'Yeryüzü' Kategorisindeki Yazılar

Toprak

Dünyanın kabuğunu meydana getiren litosfere, genel olarak verilen ad. Toprak, ateş küre ile hidrosfer ve atmosfer kürelerinin arasında bulunur. İçinde madenler, taşlar ve daha başka tortular vardır. Ateş kürenin zamanla soğumasından meydana gelmiştir. Bu soğuma sırasında bazı madeniler daha derinlerde kalmış, bazı madenler, tabakalar halinde yanardağ külleri ve lavları olarak toprağın yüzüne çıkmıştır. Toprağı meydana getiren madenlerin taşların, tortuların ve çeşitli kültelerin zamanla birbirine karışması, aşınma olayının meydana gelmesi, bugün, genel olarak toprak diye adlandırdığımız tabakanın meydana gelmesini sağlamıştır.

15 Aralık 2006

Volkan

Pirosfer tabakası ile litosfer arasındaki bağlılığı sağlayan ve magmadan çıkan maddelerin yeryüzüne yayılmasına aracılık eden litosferdeki doğal çatlaklara verilen ad.Bir volkanda üç bölüm görülür: 1 – Baca, 2 – Krater, 3 – Koni.
Baca: Magmadan yükselen lâv ve benzeri elemanların, litosfer yüzeyine çıkmasına aracı olan bir ya da bir kaç kollu kanallardır.
Krater : Bacanın, litosfer yüzeyiyle birleştiği noktada meydana gelmiş olan ağızdır.
Koni : Yükseklikleri, bazı hallerde 3.000 metreyi bulan, kraterden çıkan taş gibi maddelerin koni biçiminde birikmesinden meydana gelmiş tepelerdir.
Volkanların püskürmeğe bağlıyacakları, çoklukla önceleri belli olmaz. Yalnız, püskürmelerden önce, yer içinden korkunç gürültüler gelmeğe başlar, depremler olur, kaynak suları azalır, sıcaklıkları normal olan kaynak sularının sıcaklıklarında artma görülür. Bu olaylardan sonra yer kabuğu çatlar, bu çatlamalar, korkunç gürültüler içinde meydana gelir. Çatlamalarda taş ve benzeri maddeler, çok uzaklara fırlarlar. Meydana gelen yarıktan gaz ve buharlar yükselir. Bu olaylardan sonra kraterden lâvlar çıkmağa başlar. Bu lâvların devamlı akması ile volkan çevresi lâvlarla kaplanmış olur. Bu lâvlara rastlayan canlı, cansız her şey, bir anda lâvlarla kaplanarak yok olur.Yeryüzünde, püskürmelere aralıklı da olsa devam eden sönmemiş volkanlar olduğu gibi, artık püskürmelerine devam etmeyen, sönmüş olan volkanlar da vardır. Tarihsel zamanlardan beri zaman zaman püsküren volkanlar arasında Stromboli ve Vezüv volkanları sayılabilir.

15 Aralık 2006

Yer çekimi

Yerin, cisimleri kendine doğru çekme gücüne verilen ad. Bu güç sonucu olarak yeryüzünde bulunan canlı cansız her varlığın bir ağırlığı meydana gelmekte ve cisimler ,yerin merkezini hedef alan bir yönde durabilme imkânını sağlamaktadırlar.

15 Aralık 2006

Petrol

Doğal yakacaklardan bir akaryakıt. Yeryuvarlağı içinin çeşitli ve belirli noktalarındaki birikintilerden ham petrol olarak elde edilir. Ham petrol, çoklukla kıvrıntılı bir tabaka içinde bulunan, kumlu ve çakıllı boşluklarda bulunur. Bu boşluğun altında tuzlu su, orta kısanında basınçlı gaz vardır. Bu bölgeden petrol çıkarmak için demir borular aracıyla sondaj yapıldığı zaman, demir boru hangi derinliğe kadar dalarsa, o kattaki gaz, ham petrol ya da tuzlu su fışkırır. Petrol kaynaklarının derinliği bir kaç metreden, bir kaç kilometreye kadar değişebilir. Petrolün oluşumu, hakkında jeologlarca kabul edilen son görüşler petrolün çökelek şeklindeki organik cisimlerden meydana gelmiş olduğu merkezindedir. Algler gibi bazı yosunlar, su birikintilerinde hızla çoğaldıktan sonra, mayalanma ile ayrışırlar, öbür çökeleklerle birlikte dibe çökerler, böylece petrol meydana gelir. Buna, öbür organik ayrışma ürünleri de eklenir.
Sondaj sırasında petrol, kuyudaki gaz basıncı sebebi ile fışkırarak yeryüzüne çıkar. Kuyudaki gaz basıncı azalınca, fışkırma durur. Bundan sonra petrol özel tulumbalarla çıkarılır. Çıkarılan bu ham petrol (naft), ilkin su ve kumundan ayrılması için aktarma havuzlara gönderilir. Buradan da demir borular, sarnıçlı vagonlar ya da sarnıçlı vapurlarla en yakında bulunan temizleme ve dağıtma fabrikalarına gönderilir. Ham petrol, ayrımsal damıtma suretiyle temizlenir. Ham petrol, 45° nin altında ısıtılırsa, yanıcı gazlar çıkar. Bunlar, özel ocaklarda yakıt olarak kullanılır. Bazen, bu gaz kısmından çıkan etan, havagazı yerine aydınlatma gazı olarak kullanılır.
Petrolün ayrımsal damıtması( ayrımsal damıtma, karışık sıvıların, değişik derecelerde damıtılmak suretiyle, birbirinden ayrılmasıdır) ndan elde edilen ürünler şunlardır:
1 – 45° -70° arasında petrol eteri damıtılır. Bu, 0,65 yoğunluğunda ve çabuk ateş alan bir sıvıdır. Yağları eritme işinde eritken olarak kollanılır.
2 – 70° – 150° arasında, çeşitli benzinler damıtılır. Benzinlerin yoğunluğu 0,72 dir ve patlarlı motorlarda kullanıldığı gibi eritken olarak da kullanılır.
3 – 150° – 300° arasında lâmba-petrolü (gazyağı) damıtılır. Yoğunluğu» 0,78 dir. Gazyağı lâmbalarında, gaz ocaklarında, lokomobillerde kullanılır.
4 – 300° – 400° arasında yoğunluğu 0,83 – 0,92 olan ağır yağlar damıtılır. Bunlar, Dizel motörlerinde kullanılır. En yoğun olanlar makine yağlamakta kullanılır. Son kalan artıkları, petrol zifti dir.
Ağır yağlar, sıfır derecede soğutulursa 60° de ergiyen bölüme ayrılır. Buna parafin adı verilir. Hayvan kömürü ile temizlendikten sonra beyaz kati bir madde olan parafin, mum yapımında, elektrikte izola olarak, baz ve asit şişelerinin etiketlerini korumakta kullanılır. Ham petrolün damıtılmasından sonra kalan kısmı sıvı halinde ayrılırsa mazot adını alır. Mazot da Dizel motörlerinde ve ısıtma ocaklarında kullanılır. Aynı zamanda bu kısımdan vazelin ve vazelin yağı elde edilir. Bu madde, eczanelerde ilâç yapmak, bazı cisimleri yağlamak için kullanılır. Petrol, dünyanın birçok memleketlerinde çıkarılmaktadır. Petrol çıkarılmasında, Kuzey Amerika dünyada birinci gelmektedir, (yıllık ortalama 280 milyon ton). bundan sonra Güney Amerika (yıllık ortalama 80 milyon ton), Avrupada özellikle Rusya ve Rumanya (36 milyon ton), Ortadoğu (yılda ortalama 41 milyon ton) dünyada en çok petrol çıkaran bölgelerdir.
Türkiyede petrol: Türkiyede petrol aramalarına ilk defa 1927 yılında başlanarak bir Petrol ve Altın Arama Dairesi kuruldu. Bu daire sonraları geliştirilerek Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü haline getirildi. Bu petrol buluncaya kadar 50.000.000 lira sarf edilmişti. Ramana daha sonra Garzan eklendi Batmanda bir rafineri tesis edildi.
Bu çalışmaları takiben 7 Mart 1964 te yürürlüğe giren Petrol Kanunu ile yabancı şirketlere memleketimizde petrol arama müsaadesi verildi. Bu şirketler Sanayi Vekâletine bağlı Petrol Dairesi Reisliğimden hususî müsaade alarak faaliyete geçebilirler:
Petrol arama ruhsatnameleri 50.001 hektardan fazla olamaz. Ayrıca bir şirkete aynı bölgede 8 den fazla ruhsatname verilemez. Arama sahası senelik bir kira bedeline tâbidir.
Arama devresinden sonra Petrol Dairesi nden bir de işletme ruhsatnamesi alınmaktadır ki, bunun için ödenecek olan kira daha yüksektir. Ayrıca istihsal olunan petrolün sekizde bir Devlet Hissesi dir. Ancak aramalar için şirketin sarf ettiği para çıkıp şirket kâra geçince bu kârın yüzde ellisi devlete ait olur.
30 Haziran 1960 gününe kadar petrol aramaları için memleketimize ithal edilen sermaye yekûnu 423 milyon liradır. Halen Türkiyede 17 şirketin 250 arama ruhsatnamesi vardır ki bunlar Marmara, Antalya, bölgelerinde olmak üzere Türkiye nin yüzde on dördü üzerinde arama yapmaktadırlar. Türkiyenin petrol tüketimi 1.250.000 ton civarındadır. Raman, Garzan ve Kâhtadaki 40 küsur kuyu bu miktarın ortalama dörtte birini istihsal edebilmektedir. 1962 istihsalimiz Ramandan 180.411, Garzandan 192.478 ve Kâhtadan 10,217 olmak üzere 383.106 ton dur. Şimdi bunlara Türkiyenin malî geleceği için çok şeyler vadeden Bolkarda katılmış bulunuyor.

15 Aralık 2006

Jelatin

Et ve kemikleri kaynatarak elde edilen sıvıyı soğuttuktan sonra meydana gelen bir cins toprak. Meyve dondurması görünüşünden bir maddedir. Zamk, tutkal gibi yapıştırıcı maddelerin yapılmasında kullanılır.

15 Aralık 2006

Jeolojik zamanlar

Yerin oluşundan bu güne kadar geçirdiği şekil, ısı, bitki örtüsü, v.b. değişikliler. jeoloji bilimi yönünden incelendiğinde, ilkel zaman, birinci zaman, ikinci zaman, üçüncü zaman ve dördüncü zaman olmak üzere beş büyük bölüme ayrıldığı görülür.
Bu çeşitli zamanların her biri de devirlere, devirler tabakalara, tabakalar da daha küçük kısımlara ayrılır.
İLKEL ZAMAN (Antekambrien), hayatsız olan zamandır. Arkeen ve Prekambrien olmak üzere iki devre ayrılır. Arkeen devre ait incelemelerde, hiç bir canlı izine rastlanmamıştır (bitki ya da hayvan). Prekambrien devrine ait izlerde ise bugünkü kırkayaklara benzer cinste hayvanların yaşadığı anlaşılmaktadır.
BİRİNCİ ZAMAN (Paleozoik) eski hayvanlar zamanıdır. Bu zamanda, şekil bakımından çok az gelişmiş her gruptan canlıya rastlanmaktadır. Fakat bu zamanda memeliler, kuşlar, kapalı tohumlu bitkiler yoktur. Bu zamanın bitkilerinin çoğunu, çiçeksiz fakat kökü olan bitkiler, atkuyrukları, kibrit otlan, açık ve kapalı tohumlu çiçekli bitkiler meydana getirmektedir. Bütün bu bitkilerin yükseklikleri de 10-40 metreyi bulmaktadır. Bu zamanın hayvanlarının büyük bir bölümünü de deniz hayvanları meydana getirmektedir. Bunla da en ilkel hayvanlardır. Biraz gelişmiş hayvanlar arasında bu zamanda rastlanan hayvanlardan çeşitli balıklar, kurbağalar, bazı sürüngenler dikkati çekmektedir. Birinci zaman, Kambrien, Silürien, Devonien, Karbonifer, Perm devirlerine ayrılmaktadır.
İKİNCİ ZAMAN (Mozozoik) orta hayvanlar zamanıdır. Birinci zamana oranla daha sakin ve durgun bir zamandır. Atmosfer az yoğun ve az sıcaktır. Üç devreye ayrılır: Trias devri, Tura devri, Tebeşir devri. Bu zamanda bulunan bitkiler arasında, bugün bile varolan çamlar ve sedir ağaçları, bu zamanda meydana gelmiştir. Bu arada çınar, kavak, incir, meşe, bambp, palmiye gibi bitkiler de bu zamanda oluşmuştur. Bu zamanın hayvanları da dikkati çekecek özelliktedir. Bu zamanda ilkel hayvanların gelişmiş türlerinin yanında kelebeğin, İstakoz, yengeç gibi yüksek kabukluların meydana geldiği kemikli balıkların belirdiği görülür. Fakat, bu zamanın asıl karakteristik hayvanları, Jura devrinde gelişen ve karada yaşayan sürüngenlerdir. Bunlardan bazıları küçük boylu oldukları halde, diğer bir kısmının boyları 30-60 metreyi bulur. Bazıları ot yiyicidir. Çoğunun üzerleri iki kat zırhla örtülmüştür. Genel bir şekilde bunlar pek büyük hayvanlar. dır. Bu sürüngenler arasında suda yüzen ve uçanlarına da (kuşların bu devir de oluştukları sanılır) rastlanır.
ÜÇÜNCÜ ZAMAN (Meozoik) yeni hayvanlar zamanıdır. Bu zaman dehşetli volkan püskürmelerinin, tektonik olayların meydana geldiği etkin bir zamandır. Bu olaylar sonucu, yeryüzünde, üçüncü zaman oluşumları (Alpler) Pireneler,Apeninler, Karpatlar And dağlan Himalayalar meydana gelmiştir. Ülkemizin en yüksek volkanik dağları (Erciyas, Ararlar Süphan dağları Toroslar) bu zamanda olmuştur. Üçüncü zaman, kendisinde bulunan ve bugün de halâ yaşayan birçok canlı türlerin karakterize edilmesiyle dört devre ayrılır: Eosen (Bu devirde nümmelitler boldur), Oligosen (Bol oranda yumuşak, çaların bulunduğu ve geliştiği devirdir), Miyosen (Fillerin, geviş getirenlerin ve atların geliştiği devirdir), Pliyosen (bu devrin yumuşakça ve memelileri, tamamıyla bugünkü şekillerine benzer).
DÖRDÜNCÜ ZAMAN (Antropozoik) insan zamanıdır. Bu zamanda yerel alçalmalarla yerel püskürmelere, nehirlerin deniz kenarlarına getirdikleri bazı alüvyonlara rastlanır. Bu zamanın önemli olaylarından birisi buzulların genişlemesi, öbürü de insanın meydana gelişidir. Bu sebeple bu zamana ilkel ya da medenî insan zamanı da denir. Dördüncü zaman pleistosen. Holosen adlan altında iki devreye ayrılır. Bu zamanın hayvanları, zamanımızın hayvanların aynıdır. Ancak, zaman başlangıcında var olan hayvanlardan bazıları, bugün yok olmuşlardır. (filden daha büyük olan mamut gibi). Diğer bir kısım hayvanlar da ısı değişimlerine göre, daha soğuk ya da daha sıcak bölgelere göç etmişlerdir. İlk insan da Pliosen devri sonlarında meydana gelmiştir.

15 Aralık 2006

Harita

Yeryüzünün ya da bir parçanın belli bir orana göre küçültülerek düzlem üzerine çizilen taslağı.
Yeryüzünün ya da bir parçanın, düzlem üzerine taslak halinde çizilebilmesi için, belli oranlarda küçültülmesi gereklidir. Bu küçültme oranı, haritanın ölçek idir. Ölçek, haritanın, aslından kaç defa küçültülerek yapıldığını gösterir. Ölçeği 1/5.000 den büyük olan haritalar, çok küçük bir bölümün taslağını gösterebildikleri için, bunlar, harita değil, plân adı ile anılırlar. Ölçekleri 1/5.000 – 1/25 000 olan haritalar da yine nispeten dar bölgelerin, bir haritaya girmesi mümkün olan bütün ayrıntılarını gösterirler. Bunlar,topoğrafik haritalardır.Çoklukla askerlik iğlerinde kullanırlar. Her yerde ve herkes tarafından kullanılan genel haritalar yada coğrafya haritaları, ölçekleri 1/25.000 den küçük olan haritalardır. Ölçekleri 1/10.000 den büyük olan haritalarda, yeryüzündeki şeylerin bir çoklarını, küçültülmüş boyutlarla ve asıl şekilleriyle göstermek mümkündür. Fakat, daha küçük ölçekler kullanıldığı zaman, bir çok şeyler (demiryolları, yollar) o ölçeğe göre inceltilmiş olarak gösterilemez. Bunlar için haritalarda özel çizgi ve işaretler kullanılır, Bu özel işaretlerin kullanıldığı genel ya da coğrafya haritaları, yeryüzünün tamamının ya da bir bölümünün doğal, siyasal, ekonomik durumları gösterdiği gibi topluluklar], yağış durumu v.s. gösterebilir.
Haritaların üst kenarında ya da bir bölümünde, yeryüzünün hangi bölümünün ve o bölümün hangi durumunun gösterilmekte olduğu yazılıdır. Buna haritanın başlığı denir. Bir harita yağmurlar, sıcaklık ya da basıncın yeryüzünde dağılışı, rüzgârlar, bitki ve hayvan toplulukları, devlet ve il sınırları, dağ, nehir ve göller gösterilir. Bunlara göre haritanın başlığında, o bölümün doğal, iklim, siyasal, yağış izoterm, izobar halitası olduğu kaydedilir.
Aynı zamanda haritalarda, ölçeğin yanında, bir santimetrelik uzunluğun, haritanın ölçeğine göre aslında kaç kilometreye karşılık olduğu da gösterilir. Böylece, harita üzerindeki iki noktanın, pergelle uzaklıkları ölçüldükten sonra bulunan uzaklıkların, gerçekte kaç kilometreye karşılık olduğu hesap edilebilir.
Doğal haritalarda, belirli yükseklikler kaçar metre yüksekliğe karşılık olduğu da kaydedilir. Böylece renklerden, bir yerin, denizden yüksekliğini kolayca anlamak mümkün olur.

15 Aralık 2006

Gel – git olayı

Ayın ve güneşin çekim etkisi sonucu deniz sularının yükselip alçalması olayı. Ay dünyaya, güneşten çok yakın olduğu için, ayın çekim gücü, güneşten 22 defa fazladır. Yeryüzünün aya dönük yüzünde, sularda bir kabarma olur (Gel olayı). Yeryüzünün görmeyen yüzünde ise, dünyanın dönme hareketinden doğan ; santrifüj olayı meydana gelir. Bu olay sonucu (Gel olayı) meydana gelir. Bu iki olaya karşılık dünyanın iki yanlarında ise (Git olayı) meydana gelir. Ay ve güneş aynı yönde bulunduklarında, her ikisinin de çekme gücü birleşeceğinden, gelgit olayı daha da kuvvetli olur. Eskiden bu olaya meddücezir denirdi.

15 Aralık 2006

Granit

Bir kaya çeşidi. Bileşiminde feldsbat, mika ve kuvars bulunur. Açık renkli olan granitin billurları, gözle görülecek iriliktedir. Volkanik bir kaya olan granit çok yıllar önce yeraltında bulunurken, yanardağ patlamaları ile yeryüzüne çıkmış ve bugün, yeryüzünün pek çok yerlerinde bulunan granit damarlarını meydana getirmiştir.
Granit, yapı işlerinde, özellikle taş binalar ve anıtlar yapımında kullanılır.

15 Aralık 2006

Deprem

Yer kabuğunun, zaman zaman oldukça geniş bir alandaki birkaç saniyelik sarsıntılarına verilen ad. Yerkabuğundaki bu sarsıntılar, insan tarafından duyulmayan, yalnız sismograflar tarafından kaydedilebilen hafif şekiller de (mikrosizm) olabileceği gibi insanlar tarafından duyulabilecek şekillerde (makrosizm) olabilir.
Depremler, litosferin derinliklerinde meydana gelir. Depremin meydana geldiği bu noktaya (iç merkez) adı verilir. Bu merkezden itibaren depremler, titreşimlerle her tarafa yayılır. Bu yayılma, dalgalar halinde ve birbirinin peşi sıradır. Bu titreşim dalgaları, geç tikleri yerlerde çeşitli derecelerde yıkın, ti yapanlar. En büyük yıkıntı ise, iç merkezin, litosferin yüzeyine en yakın yeri olan dış merkez dedir (dış merkez, iç merkezden litosferin yüzeyine dikilen doğrunun litosferde değdiği noktadır.) Çoklukla iç merkezde dış merkezin arası 30 kilometre kadardır.
İç merkezden uzaklaştıkça depremin yaptığı yıkıntı azalır.
İç merkezden çeşitli doğrultulara yayılan depremler ,a) düşey, b) yatay, c) dalgalı olmak üzere üçe ayrılır. Bunlardan en tehlikeli düşey depremler olup. titreşim dalgaları, iç merkezden dış merkeze doğru yayılır. Litosferin yüzeyinde yarıklar meydana gelir, binalar ve ağaçlar toprağa saplanır.
Deprem, ilk başladığı anlarda, titreşimleri hafif geçen ve duyulmayan bir özellik gösterir. Bu başlangıçta sismograf, enine ve boyuna olmak üzere iki çeşit titreşim kaydedici. Deprem hızı, saniyede 1.0000 metre kadardır (ilk faz). Gittikçe şiddetini artıran titreşimler, depremin en şiddetli anını meydana getirir. Depremin saniyedeki hızı 5.000 metreye kadar çıkar. Bu zaman, depremin büyük felâketlerinin meydana geldiği zamandır (esas faz). Gittikçe titreşimleri azalan deprem sona erer (son faz). Depremlerin yayılış alanları:
Depremler, yüksek dağlarla derin denizlerin birleştikleri çok girintili çıkıntılı bölgelerde çok görülür. Bu bölgeler deprem bölgeleri ni meydana getirir. Yeryüzünde, deprem bölgeleri içine giren lalanlar. Japonya ve Akdeniz havzasıdır. Memleketimiz Akdeniz deprem bölgesi ile, bu bakımdan, ilgilidir.
Depremlerin oluşu, çeşitli teorilerle açıklanmak istenmiştir. Bu teorilerin başlıcaları şunlardır:
1 – Depremleri, yeraltı sularının kimyasal etkinliklerine bağlıyan teori: Bu teoriye göre yeraltı suları, kalker, tuz, jips gibi kütlelere rastladıklarından bunları kimyasal ayrışıma tâbi tutarlar. Böylece, yer kabuğunun içinde meydana gelen büyük boşluklar, büyük çöküntülerin belirmesini sağlar. Bu çöküntü ve hareketler, depremleri meydana getirir.
2 – Depremleri tektonik bir olayla ilgili gören teori: Bu teoriyoye göre yer altında, ayrı zamanlara ait tabakalarında kayarak yan yana gelmesine yol açan geniş yer çatlakları (fay) bulunur. Bunların dengelerinin bozulmaları ve yerlerini değiştirmeleri ile yer altında büyük kaymalar belirir. Bu kaymaların sebep olduğu hareketler depremlerin meydana gelmesi sonucunu doğurur.
3 – Pirosferden çıkan fazlar, volkan bacası gibi bir yol bulamayınca, yer kabuğunun içinde birikir ve toplanır Bunların zamanla bulundukları alanlara yaptıkları basınçlar, zaman zaman şiddetli depremlerin meydana gelmesi sonucunu doğurur.

15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre