'Teknik' Kategorisindeki Yazılar

Robot

Elektromekanik bir beyinle idare edilerek insanın yaptığı işi gören makinelere verilen ad. Robotlar insana benzer şekillerde yapılmakta, üzerinde kurulmuş olan elektromekanik düzeneklerle, belirli görevlerini yapmaktadırlar. Bugün, çeşitli roketlerde, uçaklarda robotların kullanılması yoluna gidilmektedir.

15 Aralık 2006

Sinemaskop

Özel mercekler aracılığı ile çekilen filmleri gerçekte olduğu gibi üç boyutlu göstermek için bulunmuş sinema yollarından biri. Sinema perdesi üzerinde, düz olarak ve hiçbir boyut kazandırılmadan göstermekte olan filmler yerine; Sinemaskop tekniği ile hazırlanmış olan filimler aynı yerde üzerinde derinlik boyutunu da kazandırmak suretiyle, sinema görüntülerinin üç boyutlu olması imkânını sağlamıştır. Sinemaskopta en önemli özellik sinema perdesinin düz bir düzlem olması yerine; bu perdeye bir çukurluk verilmiş bulunmasıdır.

15 Aralık 2006

Sinerama

Sinema tekniğinin bir buluşudur. Bu buluşta, sinema filmleri, üç ayrı makine ile gösterilmektedir. Sineramada derinlik daha belirli olmakta ve sinema perdesinde görülen görüntüler, daha belirli bir şekilde derinlik kazanmaktadırlar. Bunun sonucu olarak, sinema perdesinin sağında ortasında ya da solunda olan seyirciler görüntüleri ya gerçekte olduğu gibi sağ tarafları ile görebilmektedirler, ya da ortada olduklarına göre, karşıdan bir cismi görür gibi olmaktadırlar. Sol tarafta oturanlar ise, filmdeki görüntülerin sadece sol taraflarını görebilmektedirler.

15 Aralık 2006

Telefoto

Uzaktan fotoğraf almaya yarayan bir düzenek. Telefotoda alıcı ve verici olmak üzere iki bölüm bulunur. Alıcının silindir şeklinde bir bandı vardır. Bu bandın üzerine, özel eczalı boş fotoğraf kâğıdı yerleştirilir. Aynı şekildeki verici bölümün silindirine de verilmek istenen fotoğraf, özel ecza sürülerek yerleştirilir. Resmin verildiği şehir ile alacak şehir arasında telefon bağlantısı kurulur. Her iki aletteki bantlar dönmeğe başlar. Telefon kanalı aracı ile verici aletteki fotoğrafın siyah ve beyazlan, ses dalgacıkları halinde alıcıdaki boş fotoğraf kâğıdına tespit edilir. Böylece asıl fotoğrafın siyah beyaz oluşumları, aynen alıcıdaki fotoğraf kâğıdına geçmiş olur. Bazı telefoto resimlerinin titrek ve bulanık olması, telefon kanalındaki her hangi bir bozukluk yada konuşma ile ilgilidir.

15 Aralık 2006

Teleskop

Gök cisimlerinin, daha büyük görüntüler şeklinde görülmesini sağlayan ve özellikle rasathanelerde kullanılan bir optik âlet.
Teleskopun esas kısımları şunlardır : a – Objektif ödevini gören bir çukur ayna. b – Oküller, c – Objektifin verdiği görüntüyü oküler önüne getirmeğe yarayan bir düzlem ayna.Objektif, yıldızların görüntüsünü, odak düzleminde verir. Düzlem ya da küresel olabilen küçük yüzeyli bir ayna, bu görüntüyü oküllerin önüne getirir, oküller ise bu görüntüyü daha büyük bir açı altında görmemize yarar.
Dünyanın en büyük teleskobu Amerikada Palomar Rasathanesinde bulunmaktadır. 1948 Mayısında açılış töreni yapılan bu teleskobun yapılışı, içinde yaşadığımız yüzyılın en hârikalı işlerinden birini teşkil eder. Yapılışında çok emeği geçen Dr. Halein adını taşıyan bu teleskop aynasının açıklık çapı 5.08 m. ve odak uzaklığı 16.92 m. ve odak uzaklığı 16.92 m. dir. Yapılması 14 yıl sürmüştür.

15 Aralık 2006

Televizyon

Radyo dalgaları yardımıyla, bir cismin görünüşünü ve hareket edişini, sinema perdesine aksettirir gibi uzaklara nakletme işi. Bugün televizyon, radyonun evrimleşmiş bir şekli haline gelmiştir. Radyolarda, uzaklara nakledilebilen seslerin yanında, televizyon olarak görüntülerin de nakledilebilme imkânının sağlanmış olması, alıcı olan her yerde, sesle birlikte görüntülerin de elde edilmesi sonucu yaratmıştır. Televizyon programlarının yayınlanışı, radyo programlarının yayınlanışı gibidir. Yalnız televizyonlarda en önemli değişiklik, televizyon kamerasındadır.
Televizyon kamerası, dış görünüşü bakımından sinema filmi çekilen kamerayı andırır. Televizyonla yayınlanacak sahnenin görünüşü kamera önündeki objektifle, içeride bulunan bir tüpe yollanır. Bu tüp büyük bir hunî biçimindedir. Bu tüpün gerisinde düz bir levha vardır. Binlerce küçücük fotosellerden meydana gelen bu tabaka gözün duyar tabakası gibi çalışır. Objektiften geçen görüntü buraya düşer. Tüpün en gerisinde, boyun kısmında bir elektron tüfeği bulunur. Bu tüfek fotosellerden meydana gelen levha üzerine kıl kadar ince bir elektronlar ışını atar. Sahnenin değişik ve karanlıklardan meydana gelen görüntüsü fotosel üzerine düştüğü zaman, bu aydınlık ve karanlıklara göre değişen bir elektrik meydana gelir. Fotosel levhasını sağdan sola ve yukarıdan aşağıya büyük bir hızla tarayan elektronlar ışını, levhanın çeşitli yerlerinde değişik olarak meydana gelen elektrik akımını alır. (Görüntünün karanlık yerleri ya hiç akım meydana getirmez ya da pek az akım verir, aydınlık kısımlar çok akım verir). Böylece görüntünün biçimine göre değişik olarak alınan bu akımlar büyütülerek bir verici istasyona yollanır, buradan radyo dalgaları halinde yayınlanır.
Verici istasyondan yayınlanan bu dalgalar, dinleyicinin alıcı makinesinin anteni ile toplanır. Alıcı televizyonda da, vericideki gibi bir tüp bulunur, fakat bu tüp tam aksi şekilde çalışır. Tüpün dik dörtgen şeklindeki ön kısım, televizyon alıcısının perdesidir. Bu kısmın üzeri özel bir madde ile örtülüdür. Radyo dalgaları halinde gelen elektronlar bu yüzeye çarpınca görülebilir ışığa çevrilir. Bu ışığın karanlık ve aydınlık dereceleri, vericidekinin aynıdır. Böylece seyirci, stüdyodaki sahneyi aynen görmüş olur.

15 Aralık 2006

Teyp

Sesleri tespit etmekte kullanılan bir âlet. Diktafonun evrimleşmiş şeklidir. 1930 yılında Alman mühendisi Stille tarafından keşfedilmiştir. Tepyte sesler, plâstik bir şerit üzerine tespit edilir. Bu şerit, ses alınacağı zaman, iki magnetik kutup arasında döner. Geri çevrilip tekrar döndürülmeğe başlandığında, buraya nakledilmiş olan sesleri dinlemek imkânı vardır.Teypler, son yıllarda, hemen her evde, her okulda, çeşitli işler için kullanılmağa başlayan gerekli ve faydalı âletlerden biri olmuştur.

15 Aralık 2006

Radar

Birbiri peşi sıra verilen kısa radyo dalgalarının, herhangi bir cisme çarpınca, ses dalgaları gibi yansıyıp geri dönmesi prensibine dayanarak yapılmış bir tespit âleti. İngilizcede, radyo ile meydana çıkarma ve yerini tespit etme anlamına gelen Radio detection and rangirg kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiş bir kelimedir. Kelime olarak sözlük anlamı yoktur. 1935 yılında İngiliz bilgini Robert Watson – Watt tarafından ilk defa uygulanmış 1939 yılından itibaren İngiliz hava kuvvetlerinde, daha sonraki yıllarda da bütün dünyada deniz ve hava yolları araçlarında kullanılmağa başlanmıştır.
Radar âletlerinden bir verici ve bir de alıcı bulunur. Radar alıcısı bir anten ve bir ekrandan meydana gelmiştir. Bu alıcı, kısa dalgayı ışık dalgası haline getiren bir düzenek de vardır.
Radar vericisi, kısa dalgaları gönderdikten sonra, bu dalgalar, çarptıkları herhangi bir cisimden geri dönünce, alıcı anten tarafından toplanır. Bu dalgalar ışık dalgası haline çevrilerek ekrana yansıtırlar. Böylece, kısa dalgaları yansıtan cisimler, bu ekranda belirmiş olurlar.
Radar deniz ve hava araçları için, gidiş yollarındaki cisimleri meydana çıkaran ve yerini tespit eden önemli bir âlettir.

15 Aralık 2006

Tulumba

Sıvıları alçak yerlerden çekmeye ya da yüksek yerlere çıkarmağa yarayan âlet. Tarla sulamalarda, şehirlerin su ihtiyacını gidermekte evlerde bahçelerde, benzin istasyonlarında işe yarayan faydalı âletlerdendir.
Tulumbaların çeşitleri çoktur. Başlıcaları genel olarak iki şekilde yapılmıştır.
Emme tulumba: Bir emme tulumba aşağıdan yukarıya doğru açılan bir kapakçık ile kapanan bir deliği olan bir pistonun içerisinde hareket ettiği bir tulumba gövdesin den yapılmıştır. Tulumba gövdesi, bir emme borusu vasıtasıyla suyu yükseğe çıkaracak olan bir kuyu ile birleşmiştir.
Tulumba gövdesinden bir kol aracılığı ile yukarı çekilen piston, emme borusundan suyu da yukarı çekmiş olur. Piston, tekrar aşağı doğru bastırıldığında, bu pistonu bir yerinde bulunan kapakçıktan, piston üst bölümüne geçer. Pistonun tekrar yukarı çekilmesi ile de tulumba gövdesinin yukarı bölümünde bulunan tulumba ağzından dışarıya akıtılmış olur. Devamlı piston hareketleri ile kuyularda bulunan sular, istenen yere çıkarılmış olur.
Basma tulumba : Bu tulumba. Bir su haznesi içinde bulunan ve alt tarafı aşağıdan yukarı doğru açılan bir kapakçık ile kapalı bir tulumba gövdesinden yapılmıştır. Tulumba gövdesiyle birleştiği yerde içerden dışarıya doğru açılan bir kapakçık bulunur. Deliksiz bir piston yukarı çıkarken altında boşluk meydana gelir ve açık hava basıncı suyu tulumba gövdesi içine iter. Piston durunca kapakçık ağırlığı yüzünden tekrar düşer. Piston basılınca, çıkış borusundan su dışarı çıkmış olur.
Emme basma tulumbalar da, bu iki şeklin karması olarak yapılmıştır. Pistonun her inme ve çıkmasında devamlı, olarak su akması sağlanmış olur.

15 Aralık 2006

Radyo

Sesi, atmosfer içinden, Hertz dalgaları aracıyla çok uzaklara ulaştırılan âlet. Radyoya ses dalgalarını elektrik dalgaları haline çevirir; ya da elektrik dalgalarını atmosferden derleyerek ses dalgaları haline koyar. Bu bakımdan, a – verici radyo, b – alıcı radyo olmak üzere iki çeşit makineden meydana gelmiştir.
Radyo vericilerinde sönümsüz yüksek frekanslı titreşimli akımlar kullanılır. Ses ve söz titreşimlerinin genlik ve frekansları çok karışık bir şekilde değiştiğinden bunları kesikli elektromagnetik dalgalarla iletmek mümkün değildir. Radyo yayımlarında kullanılan sönümsüz yüksek frekanslı titreşimli akımların verdiği elektromagnetik dalgalar ses titreşimleri için taşıyıcı dalga vazifesini görürler. Bu taşıyıcı dalga, verici radyo istasyonunda mikrofon vasıtasıyla değişime uğrar. Bunun için önemsiz titreşimli akım devresine eden bir mikrofon karşısında ses meydana gelir. Ses titreşimlerine uyarak değişen mikrofon akımı, sönümsüz yüksek frekanslı titreşimli akımın sabitgenliğini değiştirir. Radyo alıcıma antenine gelmiş olan değişime uğramış elektromagnetik dalgalar, alicinin devresinde yüksek frekanslı titreşimli akım meydana getirir. Bu akım dedektör aracıyla bir yönlü akım haline geçer. Yayımlanan ses titreşimlerine göre değişen bu akım, kulaklığın levhasını titreştirir. Bu titreşimlerin genlikleri radyo alıcısının kulağımdan akım genel olarak çok zayıf olduğundan, bu akımı şiddetlendirmek için kulaklık yerine radyo alıcılarında hoparlör kullanılır.
Bugünkü radyo alıcıları, radyo yayınlarını yapan istasyonların dinlenmesi için gerekli bütün elemaları oldukça küçük bir hacim içinde toplamışlardır.

15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre