'Tarih' Kategorisindeki Yazılar

Uhud savaşı

Peygamber Muhammedin Mekkelilerle yaptığı ikinci savaşa verilen ad. Kureyşliler, Bedir Savaşının öcünü almak için, Medinede bulunan Peygamber Muhammedin üzerine yürümeğe karar vermişler ve 3.000 kişilik kuvvetle Medine üzerine yürümüşlerdir. Bir savaş için hazırlıklarını tam yapmamış olan Muhammed, Mekkelileri, şehir içinden çıkmadan beklemiş onların Mekke çevresindeki ovada yerleşmelerine göz yummuştur. Fakat, savaşı Medine içinde kabul etmek istemeyen bazı Medinelilerln ısrarı üzerine, 1.000 kişilik bir kuvvetle şehrin dışına çıkmış ve Uhud dağını arkasına alarak, Mekkelilerle savaşa tutuşmuştur. Pek az sayıda bir kuvvetle bu savaş başlamış olmasına rağmen, Müslüman kuvvetleri ilk önceleri başarı kazanmışlar, fakat sonraları, Kureyşlilerin fazla kuvveti karşısında, geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Böylece ,bu savaş Kureyşlilerin zaferi ile son bulmuştur.
Fakat, Peygamber Muhammed, çok geçmeden, Kureyşlilerden bu savaşın intikamını almış ve Mekke şehrinin de Müslümanlar safına katılmasını sağlamıştır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Tanzimat

Mahmut II. nin yerine geçen Abdülmecitin, o zaman Haricîye Nazırı bulunan Mustafa Reşit Paşanın teşebbüsüyle 3 Kasım 1839 da yayınladığı bir hattı-hümayunla uygulanmasına başlayan yenileşme hareketine verilen ad. Abdülmecitin tahta geçişi Osmanlı imparatorluğunun büyük bir buhran içinde olduğu zamanlara rastlamıştır. Mısır valisi bulunan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı ordularını bir kaç yerde yenilgiye uğratmıştır. Osmanlı imparatorluğunun bu güç durumundan kurtulmasını, çeşitli çıkarlarına uygun gören Batı devletleri (İngiltere, Fransa), Osmanlı devletinde yenileşme hareketleri yapıldığı taktirdi yardımdan geri kalmayacaklarını açıklayarak bildirdiler. Hariciye Nazırı bulunan Mustafa Reşit Paşa devletin bu güç durumunu genç padişaha anlatır ve devleti kurtarmak için, yenileşme roketleri yapmaktan başka çıkar yol olmadığını söylemiştir. Bunun üzerine Aldülmecit, Tanzimat adı altında uygulanacak olan bir yenileşme hareketinin hatt-ı hümayun la ilân edilmesine razı olmuş, nazırlar, devlet adamları ve şeyhülislâm tarafından hazırlanan bu metin, bir hatt-ı hümayun olarak, 3 Kasım 1839 tarihinde büyük bir törenle, bizzat Mustafa Reşit tarafından okunmuştur. Okunduğu yere nispetle adına, Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı verilen bu vesikanın bağında Osmanlı împaratorluğunun zuhurundan beri Kuran hükümlerine ve şeriat kanunlarına riayet edildiği cihetle devlet kuvvetlenmiş ve bütün tebaa refahın son derecesine vasıl olmuşken yüz elli yıldan beri birçok kaileler ve sebepler yüzünden şeriat hükümlerine riayet edilmediğinden memleketin kuvvet ve mamuriyetini kaybetmiş olduğu, halbuki devletin coğrafî durumuna ve halkın kabiliyet ve istidatlarına göre teşebbüs edilirse on beş sene içerisinde memleketin arzu edilen seviyeye çıkacağı izah edildikten sonra bunu temin için yeni kanunlar yapılmasına zaruret görüldüğü ve bu kanunların başlıca; can emniyeti, ırz, namus ve mal mahfuziyeti, halktan alınacak verginin muayyen olması ve askerlik müddetinin mahdut bulunması gibi esaslara dayanması lâzım geleceği tespit ediliyor. Gülhane Hattı, bundan sonra bu esaslardan her birinin önemini ve bunların tatbikine neden zaruret bulunduğunu ayrı ayrı belirterek bundan böyle bir mahkemenin hükmü olmadıkça gizli veya aleni hiç bir kimsenin idam ve teslim edilmesini, hiç bir kimsenin ırz ve namusuna dokunulmamasını, herkesin malına serbestçe tasarruf etmesini, kimsenin malının müsadere edilmemesini, bütün tebaanın aynı haklardan istifade etmelerini emrettikten sonra yeni yapılacak kanunlar Meclis-i Ahkâm-ı Adliyede yapılacağından bu meclisin azasının çoğaltılmasına lüzum gösteriyor ve burada yapılan kanunların tasdik edilmek üzere kendisine arz edilmesini istiyor. Hatt-ı hümayun, bu kanunların hükümlerine riayet edeceğine padişahın yemin edeceğini, vükelâ ve vezirlere de yemin ettireceğini beyan ettikten sonra bir ceza kanunu vücuda getirilmesini henüz maaşları tahsis edilmemiş memuriyetler varsa hemen onlara maaş bağlanmasını, rüşvet alınmasının menedilmesini tesbit ettikten sonra keyfiyat-ı meşruha usul-i atikayı bütün tasvir ve tevcit demek olacağından işbu îrade-i şahanemiz Dersaadet ve bilcümle memalilk-i mahrusamız ahalîsine ilân ve işaa olunacağı misullu düvel-i mütahâbbe dahi bu usulün inşaallahü taalâ ilelebet başkasına şahit olmak üzere Dersaadetimizde mukim bilcümle süferaya dahi resmen bildirilisin. Hemen Rabbımız Taalâ Hazretleri cümlemizi muvaffak buyursun ve bu kavanin-i müessesenin hilâfına hareket edenler Allahü Taalâ Hazretlerinin lanetine mazhar olsunlar ve ilelebet felah bulmasınlar; âmin bedduasıyla sona ermektedir.
Tanzimat Hattı, hükümdarın bundan böyle kimseyi bir mahkeme hükmü olmadan öldürmeyeceğini ve zehirlenmeyeceğini kimsenin malını elinden almayacağını, bütün vatandaşları aynı haklardan istifada ettireceğini, halka zararı dokunan iltizam usulünü kaldıracağını, askerlik vazifesini mahdut bir zaman için yaptıracağını alenî ve resmî olarak taahhüt altına almış olması bakımından tarihî önemi yüksek bir siyasî belgedir.
Bu devirde garp medeniyetine, garp usullerine temayül arzuları belirmiş ve idarî ve içtimaî yenilikler vücuda getirilmiş bilhassa edebiyat alanında önemli adımlar atılarak edebiyatımıza yeni neviler getirilmiştir. Bununla beraber, dahilî ve haricî birtakım âmiller, Tanzimattan beklenen neticelerin elde edilmesine engel olmuştur.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Tahran konferansı

Tahranda, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Roosevelt, Stalin ve Churchill arasında, 28 Aralık 1942-1 Ocak 1943 günleri arasında yapılan konferans.
Bu konferansta, İkinci Dünya Savaşının çeşitli meseleleri, üç büyük devlet sorumluları arasında gözden geçirilmiş ve Alman saldırılarına karşı, doğudan, güneyden ve batıdan takip edilecek hareket tarzı, bu konferansta kararlaştırılmıştır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Troia savaşı

Troia şehrinde oturan Troialılarla Akalar arasında çıkan savaşın adı. Bu savaş dünyanın ünlü şairlerinden Homerosun eseri olan İlyadada anlatılır. Troia savaşı Tanrılar ve Tanrıçalar arasındaki aşk ve kıskançlıktan çıkan bir savaştır. Bir Tanrılar ziyafetinde çağrılmayan Tanrıça Eriş, bu ziyafete, üzerinde Dünyanın en güzeline yazısı bulunan bir elma gönderir. Hera, Athena ve Aphrodite, elmanın kendilerine ait olduğu düşüncesi ile bu elmayı almak isterler. Fakat, aralarında karar verilemez. Sonunda Troia kralının oğlu Parise başvurulur. Paris de, üç Tanrıçadan Aphroditeyi en güzel bularak elmayı Aphroditeye verir. Böylece, iki Tanrıçanın düşmanlığını kazanır. Aphroditenin dostluğu ile Paris, sevgilisi olan Isparta kralı Menelausun kızı Heleni kaçırır ve Troiaya getirir. Bunun üzerine, Yunanistanda yaşayan prensler ve krallar, Helenayı kurtarabilmek için Menelausun yardımına koşarlar.
Troia savaşı böylece başlar. Savaş dokuz yıl sürer. Yunanlılar, başarı kazanamazlar. Fakat Yunanlılar, kurnaz Ulissein tavsiyeleri ile tahtadan büyük bir at yaptırırlar, atın içine cenkçi askerlerinden 100 kişiyi koyarlar. Bu büyük tahta atı da, Yunanlıların Troialılara bir armağanı olarak, Troia şehrinin sur kapısı önüne bırakırlar. Bu armağandan memnun kalan Troialılar, atı şehir içine alırlar. Fakat atın içinde bulunan cenkçiler, gece yarısı dışarı çıkarak, bütün Troia kapılarını açarlar, şehre, Yunanlılar baskın halinde hücum eder. Troialılar yenilgiye uğrarlar.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sümerler

Aşağı Mezopotamyanın (Basra ile Bağdat arasındaki bölge) güney bölümünde, M.Ö. 5.000 yıllarına doğru Orta - Asyadan gelerek yerleşmiş olan bir kavim. Bu yörelerde kurdukları köy ve kasabalar, zamanla büyümüş ve birer şehir halini almıştır. Sümer tarihi, yazının bulunması ve şehir devletlerinin kurulması ile M.Ö. 3.000 yıllarında başlar.Şehir devletlerinin kurulması ile bu şehir devletleri arasında, bitmez tükenmez savaşlar başlamıştır. Yıllarca süren bu savaşlar sonunda, Sümerler zayıflamışlar, Arabistandan gelen Sami asıllı ırklar tarafından yenilgiye uğratılmışlar ve bunların içinde zamanla kaynaşmışlardır. Mezopotamya nın ilk medeniyeti Sümerler tarafından kurulmuştur. Zamanla, Sümerlerden öbür kavimlere geçmiştir. Böylece, M.Ö. 3.000 yılından sonra, bütün Ön Asya da Sümer medeniyeti yaygın bir durum almıştır.
Sümerler, kurdukları siteleri (şehir devletleri) ile ilk devlet teşkilâtını kurmuşlar, hukuk alanında da ilk adımı atmışlar ve ilk kanunları çıkarmışlardır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sivas kongresi

Kurtuluş Savaşının başlama yıllarında (4 - 12 Eylül 1919) Sivasta, Erzurum kongresinin kararlarını daha genişletmek ,bütün ülkeye yaymak ,bütün memleketin birliğini sağlamak amaçları içinde toplanmış olan kongre.
Sivas Kongresi, Mustafa Kemalin Amasya tamimi ile toplantıya çağrılmıştı. Bu kongresin önemi Erzurumda verilmiş olan kararları bütün memlekete yayması bakımından büyüktü. İstanbul Hükümeti, Erzurum da alman kararlardan sonra, Sivasta alınacak kararlar üzerine büyük sarsıntılar geçireceğini anlamış olduğundan, bu kongreye engel olmak istemiştir. Bu sebeple, Sivas valisine, Mustafa Kemal ve Rauf Beyin tevkif edilmesi emri verilmiştir. Fakat, bu emir yerine getirilmemiş, Mustafa Kemal, 2 Eylül 1919 da Sivasa gelmiş, Kongre Sivas lisesi salonlarında 4 Eylül günü başlamıştır.Kongreye 13 ilden 332 delege katılmıştır. Kongreye Mustafa Kemal başkan olarak seçilmiş 12 Eylülde toplantılar son bulmuştur. Sivas Kongresinde alınan kararlar, Kurtuluş Savaşı tarihinde büyük önem taşır.
Sivas Kongresi, Erzurum Kongresinde, vatanın bütünlüğünü ve istiklâlinin sağlanması hususunda verilmiş olan kararları kabul ederek kendisine mal etti. Bundan başka Anadolu ve Rumelide kurulmuş olan bütün Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını taşıyan bir tek cemiyet haline getirdi (7 Eylül). Bu cemiyet adına söz söylemeye ve iş görmeye yetkili olmak üzere bir de temsil heyeti seçti. Mustafa Kemal ve Rauf Bey de bu heyetin içinde bulunuyordu. Mustafa Kemal temsil heyeti reisi seçildi.Sivas Kongresi de, Erzurum Kongresi gibi, ihtilâlci karakter taşır. Cemiyetler Kanununa aykırı ve İstanbul Hükümetinin açık muhalefetine rağmen toplanmış, vazife ve memuriyetlerinden azledilmiş bulunduğu ve tevkif edilmesi için Dahiliye Nazırı tarafından emirler verilmiş olduğu halde Başkanlığına, Mustafa Kemali seçmişti. Bundan başka, Mondros Mütarekesinin Osmanlı Devletince kabul edilmiş olan uygulama şekillerini de reddetmiş ve yabancı işgallerine karşı milletin mukavemet edeceğini ilân etmişti. Ayrıca 20 ikinci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşayı Batı Anadolu Umum Kuvay-i Milliye Komutanlığına tâyin etmişti. Millî mukavemeti sevk ve İdare edebilecek yetkiye sahip bir de temsil heyeti seçmişti.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sipahi

Eskiden Osmanlı ordusunda, tımar adıyla aldıkları vergiye karşılık seferlere katılmak zorunda olan bir sınıf süvari asker. Bunlar âkıncılık çapulculuk, karakol hizmetleri görürler ve düşman karşısında yaya askerlerin korunmasını sağlarlardır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sırpsındığı

Murat I. zamanında, Rumelide ilerlemeğe başlayan Osmanlı Türklerinin, birleşik Hıristiyan kuvvetlerine karşı, Edirne yakınlarında, Sırpsındığı denen yerde yaptıkları savaş. 1363 tarihinde yapılan bu savaşta papanın aracılığı ile birleşen Sırp, Ulah, Macarlardan meydana gelmiş altmış bin kişilik bir ordu, Osmanlı sınırlarını geçerek Edirne yakınlarına kadar gelmişler, Osmanlı komutanı Hacı İlbeyin idaresinde onbin kişilik bir kuvvetin bir gece baskını sırasında, hemen tamamen kılıçtan geçirilmişlerdir. Osmanlı Türklerine karşı hazırlanan ilk Haçlı seferi olan bu savaşa, bu sebeple Sırpsındığı adı verilir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sakarya meydan muharebesi

Kurtuluş Savaşında yapılmış olan en önemli meydan muharebelerinden biri. 23 Ağustos -13 Eylül 1921 tarihleri arasında yirmi iki gün, yirmi iki gece devam etmiş ve tarihin en kanlı muharebelerinden biri olmuştur.
Kütahya ve Eskişehir muharebelerinden sonra bir süre duraklamış olan Yunan ordusu, Başkomutanı Kral Kostantinin Ankarayı hedef gösteren bir günlük emri ile ileri harekete geçmiş ve Türk ordularıyla temas etmiştir. Türk ordusuna oranla üstün bir kuvvetle savaşa giren düşman kuvvetleri, Türk savunma hatlarını çeşitli bölgelerde yararak ileri hamleler kazandılar. Bu savaşta Türk ordularını, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa yönetiyordu. Mustafa Kemal Paşa, yayınladığı bir günlük emirde de bildirdiği gibi, Türk ordusuna kaygın bir savunma sistemi uygulamış ve Yunan ordusunun, geniş bir alan içinde yayılarak, Ankaranın 50 kilometre kadar güneyine yaklaşmalarını, bu geniş ve ileri yayılma alanı içinde de esas kuvvetlerinden uzaklaşmalarım sağlamıştır. Yunan ordusunun, önlerinde yenilmiş bir durumda geri çekilmekte olduğunu sandığı Türk ordusu, bütün cephelerde ve yaygın bir şekilde, 10 Eylülde taarruza geçmiş, 12 Eylülde de Yunan ordusunu, Sakarya nehrinin batısına atmayı başarmıştır. Ankarayı alma emri ile harekete geçen Yunan ordusu, çok büyük kayıplar vererek Kurtuluş Savaşındaki büyük yenilgilerinden birine daha uğramıştır.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 12 Eylül 1921 tarihli günlük emrinde, yirmi bir gün devam eden Sakarya Meydan Muharebesinin tam bir Türk zaferiyle son bulduğunu bildirmiştir.
Bu savaştan sonra Mustafa Kemal Paşaya Gazi lik unvanı ve Mareşal lik rütbesi verilmiştir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sevr antlaşması

Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı İmparatorluğu ile Müttefik Devletler arasında, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanmış olan şartları çok ağır antlaşma. Müttefik Devletler Osmanlı İmparatorluğu ile yapılacak barışın ana hatlarını 24 Nisan 1920 tarihinde San Remoda tespit etmiştir. 11 Mayısta da, Osmanlı Hükümeti tarafından incelenmesi için, Osmanlı heyetine vermişlerdir. Bu şartlara heyet ilkin itiraz etmek istemiş, fakat padişah Vahdettinin başkanlığında toplanan heyet tarafından, bu şartlar (Rıza Paşanın dışında) herkes tarafından kabul edilmiştir. Bunun üzerine, Bağdatlı Halil Paşa, Rıza Tevfik, Bern elçisi Reşat Halisten kurulu bir heyet, bir Fransız savaş gemisi ile Fransaya gitmiş ve Pariste Sevr mahallesinde antlaşmayı imza etmiştir (10 Ağustos 1920). Osmanlı İmparatorluğunun sonu olan fakat Mustafa Kemal Paşanın önderliği altında zaferle sonuçlanan Millî Mücadele hareketi üzerine yürürlüğe giremeyen Sevr antlaşmasının başlıca hükümleri şunlardır :İstanbul, Osmanlı Devletinin merkezi olarak kalıyordu. Fakat Osmanlı devleti azınlıkların haklarını gözetmezse, İstanbul Türklerin elinden alınacaktı.
Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacak ve Boğazlar Komisyonu adını taşıyan bir komisyon idaresinde bulunacaktı. Merkezi İstanbul olan bu komisyonun ayrı bütçesi ve ayrı bayrağı olacaktı. İstanbulda çalışacak bir komisyon Doğu Anadolu Türk illerini Kürdistan adı altında teşkilâtlandırmak için bir muhtariyet idaresi projesi düzenleyecekti.
Doğu Anadolu illerinin bir bölümünde bağımsız bir Ermenistan kurulacak, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır Birleşik Amerika Devletleri Cumhurbaşkanı Wilsonun hakemliğine bırakılacaktı.
Trakyanın Midye doğusunda Podima denilen yerin yedi kilometre kuzey doğusunda bir noktadan Marmara kıyısında Kalikrationun bir kilometre güney doğusuna kadar uzanan bir hattın batısında kalan kısmı Yunanistana ait olacaktı, İmroz ve Bozcaada adaları da Yunanistanın egemenliğinde kalacaktı. Suriyeyi Fransaya bırakıyordu.
Arabistan ve Mezopotamya (Musul dahil)İngiltereye bırakılıyordu.
Bunların dışında mecburi askerlik hizmeti olmayacak; elli bin kişilik bir ordu olacak; bunun otuzibeş bini jandarma, onbeş bini asker olacak; ordunun ağır silâhları bulunmayacaktı.Azınlıklara Türklerinkinden aşırı haklar verilecek, bundan başka Müslüman milletlerden de azınlık hakları kabul edilen toplumlar kurulacaktı.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sonraki Önceki


Kategoriler

Aylara Göre


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -