'Tarih' Kategorisindeki Yazılar

Sipahi

Eskiden Osmanlı ordusunda, tımar adıyla aldıkları vergiye karşılık seferlere katılmak zorunda olan bir sınıf süvari asker. Bunlar âkıncılık çapulculuk, karakol hizmetleri görürler ve düşman karşısında yaya askerlerin korunmasını sağlarlardır.

15 Aralık 2006

Üçlü pakt

Hitler Almanyasının İtalya ve Japonya ile 1940 yılında Berlinde imzaladığı pakt. Bu pakt, Avrupa ve Afrika düzenlenme hakkını Almanya ve İtalya Asyanın düzenlenme hakkını da Japonya veriyordu. Daha önce (1939) İtalya ve Almanya arasında imza edilen çelik Pakt, 1939 Avrupa Savaşının başlamasına sebep olmuş, 27 Eylül 1940 tarihinde Çelik Pakta Japonyanın da katılması ile Üçlü Paktın meydana gelmesi, savaşın, İkinci Dünya Savaşı olmasını sağlamıştır. Üçlü Pakt devletleri, İkinci Dünya Savaşından büyük yenilgi ile çıkmışlardır.

15 Aralık 2006

Şapka kanunu

Büyük Atatürkün, Türk milletinin batılılaşması yolunda yapmış olduğu devrimlerden biri. Kurtuluş Savaşının kazanılması ile Türk milletinin hakları, bütün dünya devletleri tarafından tanınmış oldu. Bundan sonra Atatürk, Cumhuriyeti ilân ederek, Türk toplumunun yönetiminde, Batı anlayışında bir yönetim şeklini kabul ettirmiş oldu. Bu yeni rejimle birlikte, Batı medeniyetini daha derinden benimseyebilmemiz için, yapılması gerekli pek çok şeyler vardı. Yazımız, kıyafetimiz kanunlarımız, eğitim sistemimiz v.b. değişmesi gerekli müesseseler arasında idi. Bunları sırası geldikçe gerçekleştirme yoluna giden Büyük Atatürkün, bu yoldaki devrimlerinden biri Şapka Kanunudur.
1925 yılından itibaren, fes yerine şapka giyilebilmesi yolunda çeşitli tartışmaların olduğu bir sırada, Büyük Atatürk, 24 Ağustos 1925 günü Kastamonuya, başında şapka olduğu halde gitmiş ve şapkanın, bir medeniyet zihniyetini de gösterdiğini işaret ederek, bu değişikliği giyinmemizle de ispat etmek zorunluluğunda olduğumuzu belirtmiştir.
Atatürkün bu sözleri ve çağrısı üzerine, aydınlar, fes yerine şapka giymeğe başlamışlardır. Büyük Millet Meclisinin 25 Aralık 1925 tarihinde kabul ettiği Şapka Kanunu ile de, fes yerine şapka giyimi, resmen kabul edilmiştir.

15 Aralık 2006

22 şubat 1982 olayı

1961 genel seçimlerinden sonra başlayan demokratik gidişi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hükümetin tutumunu beğenmeyen bazı subaylarla bu subaylara bağlı bazı askeri birliklerin yapmak teşebbüsünde bulundukları hükümet darbesi olayına verilen ad.Bir hükümet darbesinde bulunma teşebbüsünün asıl başlangıcı, 1961 genel seçimleri üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılacağı Ekim ayının son günlerine kadar uzanır. Bu günlerde bazı subaylar, serbest seçimlerin sonuçlarını beğenmedikleri için, çok partili demokrasi hayatının başlamaması gerekliliği üzerinde durmuşlar, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin, yine idareyi elinde bulundurmasını istemişlerdir. Fakat bu istek, ordunun ileri gelenleri arasında genel bir kabul görmemiş böylece Türk Silâhlı Kuvvetleri, demokratik hayatın devamını kabul etmiştir.
Ancak, zaman geçtikçe, partilerin ve hükümetin davranışından memnun olmayan bazı subaylar, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin idareye el koyması gerektiğini savunmaya devam etmişler, bu yolda taraflarını çoğaltmak yoluna devam etmişlerdir.
Böyle bir hareketin liderliğini de, Harp Okulu Komutanı olan kurmay Albay Talât Aydemir üzerine almıştır.
Bazen gizli, bazen açık toplantılar halinde gittikçe gelişen bu hareket sonunda, 22 Şubat 1962 günü akşama doğru fiilî safhaya geçmiştir.
Bir ihtilâl hareketi olarak ve Talât Aydemirin komutanı bulunduğu Harp Okulundan başlayan hareket, Ankaradaki bazı askerî teşekküllerin ve birliklerin de katılmasıyla birdenbire Anayasanın koruyucusu Türkiye Büyük Millet Meclisine ve onun meşru hükümetine karşı ciddi bir hareket haline gelmiştir. Bu hareketi önlemek için Başbakan İsmet İnönü, Hava Kuvvetleri Komutanlığına giderek hareketi oradan izlemiş Lider Talât Aydemirin ve arkadaşlarının istediklerinin ne olduğunu ve ona göre hareket etmeyi ön plânda tutmuştur.
Bu harekette dikkati çeken en önemli nokta, gerek hükümetin emrinde bulunan gerekse karşı harekete geçen kuvvetlerde, kan akıtılmamasına dikkat edilmesidir.
Talât Aydemirin isteklerine ret esvabını veren ve kan akıtmaması kaydıyla teslim olunduğu takdirde hiç kimseyi suçlu bulmayacağını, yalnız harekete katılanları emekliye sevk ettireceğini söyleyen İsmet İnönü ye karşı, başta Talât Aydemir olmak üzere harekete geçmiş bulunanlar, teslim olmaktan başka çare bulamamışlardır. Böylece 23 Şubat günü sabaha doğru, harekete katılmış bulunan Harp Okulu öğrencileri ile öbür birlikler geri çekilmişlerdir. Hareket de, bu şekilde hükümet kuvvetlerinin başarısı ile son bulmuştur.
22 Şubat 1962 hareketinden sorumlu subaylar, başta Talât Aydemir olmak üzere emekliye sevk edilmişler, bunlar hakkında özel bir kanun çıkarılmak suretiyle de mahkemeye verilmeden bağışlanmışlardır.

15 Aralık 2006

Sivas kongresi

Kurtuluş Savaşının başlama yıllarında (4 – 12 Eylül 1919) Sivasta, Erzurum kongresinin kararlarını daha genişletmek ,bütün ülkeye yaymak ,bütün memleketin birliğini sağlamak amaçları içinde toplanmış olan kongre.
Sivas Kongresi, Mustafa Kemalin Amasya tamimi ile toplantıya çağrılmıştı. Bu kongresin önemi Erzurumda verilmiş olan kararları bütün memlekete yayması bakımından büyüktü. İstanbul Hükümeti, Erzurum da alman kararlardan sonra, Sivasta alınacak kararlar üzerine büyük sarsıntılar geçireceğini anlamış olduğundan, bu kongreye engel olmak istemiştir. Bu sebeple, Sivas valisine, Mustafa Kemal ve Rauf Beyin tevkif edilmesi emri verilmiştir. Fakat, bu emir yerine getirilmemiş, Mustafa Kemal, 2 Eylül 1919 da Sivasa gelmiş, Kongre Sivas lisesi salonlarında 4 Eylül günü başlamıştır.Kongreye 13 ilden 332 delege katılmıştır. Kongreye Mustafa Kemal başkan olarak seçilmiş 12 Eylülde toplantılar son bulmuştur. Sivas Kongresinde alınan kararlar, Kurtuluş Savaşı tarihinde büyük önem taşır.
Sivas Kongresi, Erzurum Kongresinde, vatanın bütünlüğünü ve istiklâlinin sağlanması hususunda verilmiş olan kararları kabul ederek kendisine mal etti. Bundan başka Anadolu ve Rumelide kurulmuş olan bütün Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını taşıyan bir tek cemiyet haline getirdi (7 Eylül). Bu cemiyet adına söz söylemeye ve iş görmeye yetkili olmak üzere bir de temsil heyeti seçti. Mustafa Kemal ve Rauf Bey de bu heyetin içinde bulunuyordu. Mustafa Kemal temsil heyeti reisi seçildi.Sivas Kongresi de, Erzurum Kongresi gibi, ihtilâlci karakter taşır. Cemiyetler Kanununa aykırı ve İstanbul Hükümetinin açık muhalefetine rağmen toplanmış, vazife ve memuriyetlerinden azledilmiş bulunduğu ve tevkif edilmesi için Dahiliye Nazırı tarafından emirler verilmiş olduğu halde Başkanlığına, Mustafa Kemali seçmişti. Bundan başka, Mondros Mütarekesinin Osmanlı Devletince kabul edilmiş olan uygulama şekillerini de reddetmiş ve yabancı işgallerine karşı milletin mukavemet edeceğini ilân etmişti. Ayrıca 20 ikinci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşayı Batı Anadolu Umum Kuvay-i Milliye Komutanlığına tâyin etmişti. Millî mukavemeti sevk ve İdare edebilecek yetkiye sahip bir de temsil heyeti seçmişti.

15 Aralık 2006

Varna meydan muharebesi

Osmanlı hükümdarı Murat II. nin Jan Hunyad komutasındaki Haçlılar ordusuna karşı, 10 Kasım 1644 tarihinde, Bulgaristan ın Karadeniz sahillerinde bulunan Varna şehrinde, kazandığı büyük meydan muhaberesi. Üstün bir düşman kuvvetine karşı Türklerin taarruzu ile başlayan muharebe bir aralık Hunyadın lehine dönmüş Türklerin yenilgisi ile sonuçlanacak gibi iken Macar kralı Ladislasın önceden hazırlanan savaş plânın aykırı bir tutum güderek Türklerin üzerine ihtiyat kuvvetleri ile hücum etmesi üzerine Murat II. nin, düşman kuvvetleri arasına almayı başarması ile Türklerin lehine bir gelişme kaydetmiş, Macarlar tamamıyla imha edilmişler Macar kralı da öldürülmüştür. Bu bozgun üzerine Jan Hunyad, firardan başka çare bulamamış, sabahleyin başlayan muharebe, akşama doğru, Türk ordularının zaferi ile sonuçlanmıştır. Dünya tarihinin büyük imha savaşlarından biri olan Varna Meydan Muharebesi,Türk komutanlığının parlak bir örneğidir.

15 Aralık 2006

Şehzade

Padişahların erkek evlâtlarına verilen ad. Bunlar, Padişahların, haseki, ikbal ya da cariyelerinden doğma evlâtları idi. Çelebi Mehmet devrine kadar bunları çelebi denmiş, bundan sonra şehzade denmeye başlanmıştır.
Büyük bir bakımla yetiştirilen şehzadeler, beş altı yaşlarında öğrenime başlarlar, çeşitli derslerin yanında at ve silâh kullanmak öğrenimi görürlerdi. Şehzadeler, büyüdüklerinde çeşitli idari işlerde görevlendirilirdi. Fatih devrinden sonra padişahın yerine geçen şehzadenin, kardeşlerini öldürmesi bir kanun gereği haline gelmiş; kardeşkanı akmasına yol açan bu kanun, Mehmet IV. zamanında kaldırılmıştır. Bundan sonra (1652), şehzadeler, kendilerine padişahlık sırası gelinceye kadar ya sarayda hapsedilerek bekletilir, ya da önemsiz işlerde ve devamlı gözaltında bulundurulurlardı. Bu durum da Tanzimata kadar sürmüştür.

15 Aralık 2006

27 mayıs 1960 devrim hareketi

27 Mayıs 1960 günü Türk Silâhlı Kuvvetlerinin, Demokrat Parti iktidarının diktatörlüğe doğru olan tutumuna son vermek ve bir kardeş kavgasını önlemek amacı ile iktidarı devralmak suretiyle meydana getirdiği hareket.
Türkiyede 1946 yılından itibaren başlayan çok partili siyasal hayat, 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan genel seçimlerde sonucunu vermiş, Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşundan bu yana iktidarı elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi, bu iktidarı, 1946 yılında kurulmuş olan Demokrat Partiye devretmiştir.
Türk milletinin büyük bir çoğunluğunu temsil ederek Büyük Millet Meclisinde çoğunluk partisi olan Demokrat Parti, hükümetini kurmuş ve memleketi, muhalefet yıllarında vaat edilen demokratik bir düzen içinde yöneltmeğe başlamıştı.
Ancak birkaç yıl süren bu demokratik düzen içinde yaşama durumumuz, Demokrat Parti yöneticileri tarafından yeter görünmüş bunlar, ülkemizi, demokratik düzenler dışında yönetmenin çarelerini aramağa başlamışlardı.
1954 yılında yapılan genel seçimlerde de büyük bir çoğunlukla iktidarı ellerinde tutmalarından kuvvet alarak, düşündükleri demokratik düzen dışı hareketleri uygulamağa başlamışlardır.
Bir biri arkasına çıkarılan kanunlarla, başlıca muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin bütün malları elinden alınmış, basın, zaman zaman çıkarılan kanunlarla ve kaldırılan İspat hakkı ile memleket gerçeklerini yazamaz olmuş, üniversitenin bağımsızlığı baltalanmış, Türk adaletinin güven kaynağı olan yargıçlar teminatsız bırakılmış, toplantılar ve siyasî gösteriler ağır kayıtlar altına alınmış, Meclis içinde ve dışında muhalefet partileri temsilcilerinin konuşmalarına engel olunmuş, Anayasamızın her alanda vatandaşlara siyasî teşekküllere, bilim kurumlarına, basına tanımış olduğu haklar çiğnenmiş ve kayıtlar altına alınmış bulunuyordu.
Bu durum, gittikçe artmalar göstererek 1960 yılının ilk aylarında, bütün Türkiyede siyasî huzursuzluğun çok geniş bir ölçüde yayılmasına yol açmıştı.
1960 yılının Şubat, Mart ve Nisan aylarında, Demokrat Parti yöneticileri ve bu partinin siyasî kudreti ellerinde tutan milletvekilleri, önüne geçilmez bir kinle basını, muhalefet partilerini, üniversiteyi yok etmeyi hedef alan bir tutumun, açık olarak taraftarlığını yapmağa başlamışlardı.
Belliydi ki, Türkiyede bir dikta rejimi uygulanmağa başlamıştır.
1960 yılının Nisan ayında, Büyük Millet Mecliside Bir kısım Basın ve Siyasî Partiler Hakkında gerekli tahkikatı yapmak ve bunlarla ilgili tedbirlerin alınmasına öncülük etmek düşüncesi ile bir Tahkikat Komisyonu nun kurulması, huzursuzluk bardağını taşıran son damla olmuştur.
Bu komisyona geniş yetkiler veren kanunun 27 Nisan 1963 tarihinde kabul edilmesi üzerine, bir ay sürecek olan hareketler başlamıştır. Demokrat Parti İktidarının bu gidişini ve kurulmuş olan Tahkikat Komisyonunu protesto etmek amacı ile, İstanbul Üniversitesi gençleri, 28 Nisan 1980 sabahı, Üniversite bahçesinde, Atatürk ün heykelinin önünde toplanmışlar, protesto hareketlerinde bulunmuşlardır. Atatürk Devrimlerinin bekçisi olan gençliğin bu hareketi yöneticiliklerini Demokrat Parti adına yapmakta olanları kızdırmış, partizanca tutumları ile ün kazanmış polislerin, Üniversite binasına girerek, gençliği dağıtma teşebbüsünde bulunmaları sonucunu doğurmuştur. Üniversite bahçesinde gençler ve öğretim üyeleri aynı baskılar altında kalmışlar, Beyazıt alanında gittikçe büyüyen kalabalıkla polis kuvvetleri arasında mücadeleler başlamıştır. Bu sıralarda çıkan kargaşalıkta, polisler, gençliğe ve halka ateş açmışlar, bu arada bir çok gencin yaralanmasına ve genç bir üniversite öğrencisi olan Turan Emeksizin şehit düşmesine sebep olmuşlardır.
28 Nisan 1960 sabahı İstanbul Üniversitesinde başlayan bu hareket bütün Türkiyede Demokrat Parti iktidarına beslenen nefretin fiilî olarak açığa çıkmasına yol açan bir hareketin başlangıcı olmuştur.
Ayni gün, D.P. hükümeti tarafından, Ankara ve İstanbulda Sıkıyönetim ilân edilmiş, böylece, bu taşkınca nümayişlerin önlenmesi yoluna gidilmiştir.
Sıkıyönetim idaresinin gerek İstanbul da, gerekse Ankarada aldığı çok sıkı hürriyet kısıcı kayıtlarına rağmen, Türk gençliği, bir an bile yılmamıştır.
İstanbul Üniversitesinde öğrencilere ve öğretim üyelerine yapılan hareketi, Üniversite muhtariyetine indirilen ağır darbeyi ve bardağı taşıran son antidemokratik gidişi protesto etmek için, 29 Nisan 1960 sabahı, Ankarada Hukuk ve siyasal Bilgiler Fakültelerinde Sıkıyönetime rağmen öğrenciler toplanmışlar ve ateş açılmasına, tevkiflerin yapılmasına yaralananların olmasına yol açan gösterilerde bulunmuşlardır.
Bu tarihten itibaren, İstanbul da, Ankarada, yurdun çeşitli bölgelerinde Demokrat Parti iktidarının tutumunu yeren hareketler, hemen her gün devam eder bir özellik kazanmıştır.
Gittikçe artan bu huzursuzluğu ve olabilecek bir kardeş kavgasını önlemek düşüncesi ile gerek muhalefet partilerinden, gerek basından, gerekse vatanını seven ve sorumlu mevkilerde bulunan bazı kimselerden, Demokrat Parti yöneticilerine karşı gerekli ikazlar yapılmıştır.Bu arada, ordunun çok sevilen bir orgenerali olan ve başında bulunduğu Kara Kuvvetleri Komutanlığından zorunlu izinle ayrılmak durumunda kalan Cemal Gürsel, son olaylar üzerine alınması gerekli tedbirlerin neler olacağını, bir mektupla, zamanın Millî Savunma Bakanına bildirmiştir.
Ne bu mektuba, ne de başka ikazlara önem verilmemiş, gün geçtikçe artmakta olan fiilî huzursuzluğu daha çok arttırmak isteyen bir yol takip edilmiştir.
Gün geçtikçe artmakta olan ve sonuçları bütün memleket için çok feci olabilecek olayların meydana gelmesine yol açabilecek bir kardeş kavgasının başlamak üzere olduğunu izleyen Türk Silâhlı Kuvvetleri temsilcileri, artık Demokrat Parti iktidarının Anayasa dişi tasarrufların da üstüne çıkan bu davranışına son vermekten başka çıkar bir yol kalmadığını görmüş, iktidarı, Türk milleti adına devralmaktan başka çare kalmamış olduğu sonucuna vararak 27 Mayıs 1960 gece yarısından itibaren kuvvet kullanarak devralmıştır.Aynı gün, Demokrat Parti iktidarı yöneticileri, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar olmak üzere D. P. milletvekilleri ve bütün D. P. sorumluları, Türk milleti adına yapılacak bir yargılamada Türk kanunları karşısında hesap vermek üzere nezaret altına alınmışlardır.

15 Aralık 2006

Sümerler

Aşağı Mezopotamyanın (Basra ile Bağdat arasındaki bölge) güney bölümünde, M.Ö. 5.000 yıllarına doğru Orta – Asyadan gelerek yerleşmiş olan bir kavim. Bu yörelerde kurdukları köy ve kasabalar, zamanla büyümüş ve birer şehir halini almıştır. Sümer tarihi, yazının bulunması ve şehir devletlerinin kurulması ile M.Ö. 3.000 yıllarında başlar.Şehir devletlerinin kurulması ile bu şehir devletleri arasında, bitmez tükenmez savaşlar başlamıştır. Yıllarca süren bu savaşlar sonunda, Sümerler zayıflamışlar, Arabistandan gelen Sami asıllı ırklar tarafından yenilgiye uğratılmışlar ve bunların içinde zamanla kaynaşmışlardır. Mezopotamya nın ilk medeniyeti Sümerler tarafından kurulmuştur. Zamanla, Sümerlerden öbür kavimlere geçmiştir. Böylece, M.Ö. 3.000 yılından sonra, bütün Ön Asya da Sümer medeniyeti yaygın bir durum almıştır.
Sümerler, kurdukları siteleri (şehir devletleri) ile ilk devlet teşkilâtını kurmuşlar, hukuk alanında da ilk adımı atmışlar ve ilk kanunları çıkarmışlardır.

15 Aralık 2006

Vasvar antlaşması

Osmanlılarla Avusturyalılar arasında imza edilen bir antlaşma. Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Avusturyalılardan Uyvar kalesini aldıktan sonra ileri hareketine devam etmiş, durumun gün geçtikçe kötüye gittiğini gören Avusturya imparatorunun barış teklifi ile karşılaşmıştır. Bunun üzerine 1644 yılında Vasvar kasabasında antlaşma imza edilmiştir.

15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre