'Tarih' Kategorisindeki Yazılar

Zitvatorok antlaşması

1606 yılında, Osmanlılarla Avusturyalılar arasında yapılan antlaşmaya verilen ad. 1593 yılında başlayan ve on üç yıl devam eden Osmanlı - Avusturya Savaşı, iki tarafında pek çok kayıplara uğramasına yol açmış, Estergon Kalesinin Türkler tarafından alınması üzerine de, Avusturyalılar, Osmanlılarla barış yapmak zorunda kalmışlardır. Yirmi yıl süre ile bir barış da getirmeyi şart koşan bu antlaşmaya göre, Avusturya Krallarına, bu tarihten sonra imparator denecek. Avusturya her yıl Osmanlılara vermekte olduğu 30.000 Duka Altını vergi yerine, bir defa için 200.000 altın verecek, Osmanlılar tarafından alınmış olan kaleler (Estergon, Uygar, Kanije gibi) Osmanlılarda kalacaktı.
Zitvatorok antlaşması, Osmanlı imparatorluğunun YÜKSELME devrinin sona erdiğini gösteren bir antlaşma olması bakımından, önemi büyük olan antlaşmalardan biridir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Ziştovi antlaşması

1781 de başlayan Avusturya - Osmanlı Savaşları sonunda imza edilen antlaşma. Dört yıl süren bir savaş sırasında, Fransada büyük ihtilâl çıkınca Avusturyalılar, Osmanlılarla barış yapmak zorunda kalmışlar, 1891 de de Ziştovi antlaşmasını imza etmişlerdir. Bu antlaşmaya göre Belgrad Osmanlılara geçmiş, Orsova Avusturyaya bırakılmıştır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Zeamet

Osmanlı imparatorluğu zamanında yıllık geliri 20.000 akçe ile 100.000 akçe arasında olan dirliğe verilen ad. 20.000 akçeye kadar gelirli olan dirliklere de Tımar adı verilmiştir. Bir ülke fethedilince, bu fetihlerde yararlıkları görülenlere verilen topraklardan meydana gelmekte idi. Tımar gibi 1840 yılından itibaren kaldırılmıştır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

27 mayıs 1960 devrim hareketi

27 Mayıs 1960 günü Türk Silâhlı Kuvvetlerinin, Demokrat Parti iktidarının diktatörlüğe doğru olan tutumuna son vermek ve bir kardeş kavgasını önlemek amacı ile iktidarı devralmak suretiyle meydana getirdiği hareket.
Türkiyede 1946 yılından itibaren başlayan çok partili siyasal hayat, 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan genel seçimlerde sonucunu vermiş, Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşundan bu yana iktidarı elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi, bu iktidarı, 1946 yılında kurulmuş olan Demokrat Partiye devretmiştir.
Türk milletinin büyük bir çoğunluğunu temsil ederek Büyük Millet Meclisinde çoğunluk partisi olan Demokrat Parti, hükümetini kurmuş ve memleketi, muhalefet yıllarında vaat edilen demokratik bir düzen içinde yöneltmeğe başlamıştı.
Ancak birkaç yıl süren bu demokratik düzen içinde yaşama durumumuz, Demokrat Parti yöneticileri tarafından yeter görünmüş bunlar, ülkemizi, demokratik düzenler dışında yönetmenin çarelerini aramağa başlamışlardı.
1954 yılında yapılan genel seçimlerde de büyük bir çoğunlukla iktidarı ellerinde tutmalarından kuvvet alarak, düşündükleri demokratik düzen dışı hareketleri uygulamağa başlamışlardır.
Bir biri arkasına çıkarılan kanunlarla, başlıca muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin bütün malları elinden alınmış, basın, zaman zaman çıkarılan kanunlarla ve kaldırılan İspat hakkı ile memleket gerçeklerini yazamaz olmuş, üniversitenin bağımsızlığı baltalanmış, Türk adaletinin güven kaynağı olan yargıçlar teminatsız bırakılmış, toplantılar ve siyasî gösteriler ağır kayıtlar altına alınmış, Meclis içinde ve dışında muhalefet partileri temsilcilerinin konuşmalarına engel olunmuş, Anayasamızın her alanda vatandaşlara siyasî teşekküllere, bilim kurumlarına, basına tanımış olduğu haklar çiğnenmiş ve kayıtlar altına alınmış bulunuyordu.
Bu durum, gittikçe artmalar göstererek 1960 yılının ilk aylarında, bütün Türkiyede siyasî huzursuzluğun çok geniş bir ölçüde yayılmasına yol açmıştı.
1960 yılının Şubat, Mart ve Nisan aylarında, Demokrat Parti yöneticileri ve bu partinin siyasî kudreti ellerinde tutan milletvekilleri, önüne geçilmez bir kinle basını, muhalefet partilerini, üniversiteyi yok etmeyi hedef alan bir tutumun, açık olarak taraftarlığını yapmağa başlamışlardı.
Belliydi ki, Türkiyede bir dikta rejimi uygulanmağa başlamıştır.
1960 yılının Nisan ayında, Büyük Millet Mecliside Bir kısım Basın ve Siyasî Partiler Hakkında gerekli tahkikatı yapmak ve bunlarla ilgili tedbirlerin alınmasına öncülük etmek düşüncesi ile bir Tahkikat Komisyonu nun kurulması, huzursuzluk bardağını taşıran son damla olmuştur.
Bu komisyona geniş yetkiler veren kanunun 27 Nisan 1963 tarihinde kabul edilmesi üzerine, bir ay sürecek olan hareketler başlamıştır. Demokrat Parti İktidarının bu gidişini ve kurulmuş olan Tahkikat Komisyonunu protesto etmek amacı ile, İstanbul Üniversitesi gençleri, 28 Nisan 1980 sabahı, Üniversite bahçesinde, Atatürk ün heykelinin önünde toplanmışlar, protesto hareketlerinde bulunmuşlardır. Atatürk Devrimlerinin bekçisi olan gençliğin bu hareketi yöneticiliklerini Demokrat Parti adına yapmakta olanları kızdırmış, partizanca tutumları ile ün kazanmış polislerin, Üniversite binasına girerek, gençliği dağıtma teşebbüsünde bulunmaları sonucunu doğurmuştur. Üniversite bahçesinde gençler ve öğretim üyeleri aynı baskılar altında kalmışlar, Beyazıt alanında gittikçe büyüyen kalabalıkla polis kuvvetleri arasında mücadeleler başlamıştır. Bu sıralarda çıkan kargaşalıkta, polisler, gençliğe ve halka ateş açmışlar, bu arada bir çok gencin yaralanmasına ve genç bir üniversite öğrencisi olan Turan Emeksizin şehit düşmesine sebep olmuşlardır.
28 Nisan 1960 sabahı İstanbul Üniversitesinde başlayan bu hareket bütün Türkiyede Demokrat Parti iktidarına beslenen nefretin fiilî olarak açığa çıkmasına yol açan bir hareketin başlangıcı olmuştur.
Ayni gün, D.P. hükümeti tarafından, Ankara ve İstanbulda Sıkıyönetim ilân edilmiş, böylece, bu taşkınca nümayişlerin önlenmesi yoluna gidilmiştir.
Sıkıyönetim idaresinin gerek İstanbul da, gerekse Ankarada aldığı çok sıkı hürriyet kısıcı kayıtlarına rağmen, Türk gençliği, bir an bile yılmamıştır.
İstanbul Üniversitesinde öğrencilere ve öğretim üyelerine yapılan hareketi, Üniversite muhtariyetine indirilen ağır darbeyi ve bardağı taşıran son antidemokratik gidişi protesto etmek için, 29 Nisan 1960 sabahı, Ankarada Hukuk ve siyasal Bilgiler Fakültelerinde Sıkıyönetime rağmen öğrenciler toplanmışlar ve ateş açılmasına, tevkiflerin yapılmasına yaralananların olmasına yol açan gösterilerde bulunmuşlardır.
Bu tarihten itibaren, İstanbul da, Ankarada, yurdun çeşitli bölgelerinde Demokrat Parti iktidarının tutumunu yeren hareketler, hemen her gün devam eder bir özellik kazanmıştır.
Gittikçe artan bu huzursuzluğu ve olabilecek bir kardeş kavgasını önlemek düşüncesi ile gerek muhalefet partilerinden, gerek basından, gerekse vatanını seven ve sorumlu mevkilerde bulunan bazı kimselerden, Demokrat Parti yöneticilerine karşı gerekli ikazlar yapılmıştır.Bu arada, ordunun çok sevilen bir orgenerali olan ve başında bulunduğu Kara Kuvvetleri Komutanlığından zorunlu izinle ayrılmak durumunda kalan Cemal Gürsel, son olaylar üzerine alınması gerekli tedbirlerin neler olacağını, bir mektupla, zamanın Millî Savunma Bakanına bildirmiştir.
Ne bu mektuba, ne de başka ikazlara önem verilmemiş, gün geçtikçe artmakta olan fiilî huzursuzluğu daha çok arttırmak isteyen bir yol takip edilmiştir.
Gün geçtikçe artmakta olan ve sonuçları bütün memleket için çok feci olabilecek olayların meydana gelmesine yol açabilecek bir kardeş kavgasının başlamak üzere olduğunu izleyen Türk Silâhlı Kuvvetleri temsilcileri, artık Demokrat Parti iktidarının Anayasa dişi tasarrufların da üstüne çıkan bu davranışına son vermekten başka çıkar bir yol kalmadığını görmüş, iktidarı, Türk milleti adına devralmaktan başka çare kalmamış olduğu sonucuna vararak 27 Mayıs 1960 gece yarısından itibaren kuvvet kullanarak devralmıştır.Aynı gün, Demokrat Parti iktidarı yöneticileri, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar olmak üzere D. P. milletvekilleri ve bütün D. P. sorumluları, Türk milleti adına yapılacak bir yargılamada Türk kanunları karşısında hesap vermek üzere nezaret altına alınmışlardır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

22 şubat 1982 olayı

1961 genel seçimlerinden sonra başlayan demokratik gidişi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hükümetin tutumunu beğenmeyen bazı subaylarla bu subaylara bağlı bazı askeri birliklerin yapmak teşebbüsünde bulundukları hükümet darbesi olayına verilen ad.Bir hükümet darbesinde bulunma teşebbüsünün asıl başlangıcı, 1961 genel seçimleri üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılacağı Ekim ayının son günlerine kadar uzanır. Bu günlerde bazı subaylar, serbest seçimlerin sonuçlarını beğenmedikleri için, çok partili demokrasi hayatının başlamaması gerekliliği üzerinde durmuşlar, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin, yine idareyi elinde bulundurmasını istemişlerdir. Fakat bu istek, ordunun ileri gelenleri arasında genel bir kabul görmemiş böylece Türk Silâhlı Kuvvetleri, demokratik hayatın devamını kabul etmiştir.
Ancak, zaman geçtikçe, partilerin ve hükümetin davranışından memnun olmayan bazı subaylar, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin idareye el koyması gerektiğini savunmaya devam etmişler, bu yolda taraflarını çoğaltmak yoluna devam etmişlerdir.
Böyle bir hareketin liderliğini de, Harp Okulu Komutanı olan kurmay Albay Talât Aydemir üzerine almıştır.
Bazen gizli, bazen açık toplantılar halinde gittikçe gelişen bu hareket sonunda, 22 Şubat 1962 günü akşama doğru fiilî safhaya geçmiştir.
Bir ihtilâl hareketi olarak ve Talât Aydemirin komutanı bulunduğu Harp Okulundan başlayan hareket, Ankaradaki bazı askerî teşekküllerin ve birliklerin de katılmasıyla birdenbire Anayasanın koruyucusu Türkiye Büyük Millet Meclisine ve onun meşru hükümetine karşı ciddi bir hareket haline gelmiştir. Bu hareketi önlemek için Başbakan İsmet İnönü, Hava Kuvvetleri Komutanlığına giderek hareketi oradan izlemiş Lider Talât Aydemirin ve arkadaşlarının istediklerinin ne olduğunu ve ona göre hareket etmeyi ön plânda tutmuştur.
Bu harekette dikkati çeken en önemli nokta, gerek hükümetin emrinde bulunan gerekse karşı harekete geçen kuvvetlerde, kan akıtılmamasına dikkat edilmesidir.
Talât Aydemirin isteklerine ret esvabını veren ve kan akıtmaması kaydıyla teslim olunduğu takdirde hiç kimseyi suçlu bulmayacağını, yalnız harekete katılanları emekliye sevk ettireceğini söyleyen İsmet İnönü ye karşı, başta Talât Aydemir olmak üzere harekete geçmiş bulunanlar, teslim olmaktan başka çare bulamamışlardır. Böylece 23 Şubat günü sabaha doğru, harekete katılmış bulunan Harp Okulu öğrencileri ile öbür birlikler geri çekilmişlerdir. Hareket de, bu şekilde hükümet kuvvetlerinin başarısı ile son bulmuştur.
22 Şubat 1962 hareketinden sorumlu subaylar, başta Talât Aydemir olmak üzere emekliye sevk edilmişler, bunlar hakkında özel bir kanun çıkarılmak suretiyle de mahkemeye verilmeden bağışlanmışlardır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

21 mayıs 1963 olayı

22 Şubat 1962 hareketine girişmiş olan emekli kurmay albay Talât Aydemirin liderliği altında, anayasayı çiğnemek, Türkiye Büyük Millet Meclisini feshetmek, meşru hükümet idaresine son vermek amacıyla, ikinci defa girişilmiş bulunan hükümet darbesi olayına verilen ad.
22 Şubat 1962 hareketinden sonra emekliye sevk edilmiş bulunan ve adlarına Yirmiiki Şubatçılar denen bazı emekli subaylar, yine Harp Okulunun eski komutanı emekli kurmay albay Talât Aydemirin liderliği altında, meşru hükümet idaresine son verme hazırlıklarına girişmişlerdir. Bunlar ve bunlarla aynı fikirde olan sayıları pek az bazı subaylar, 21 Mayıs 1963 günü Harp Okulunda karargâh kurmuşlar ve Harp Okulu öğrencilerini Ankaranın belirli yerlerini hükümet kuvvetlerinin elinden almak üzere sevk etmişlerdir. Gece yarısından itibaren, Ankara radyosunun Talât Aydemire bağlı Harp Okulu öğrencilerinin eline geçmesi üzerine de, Ankara radyosu, Türk Silâhlı Kuvvetleri ihtilâl Genel Karargâhı adına Talât Aydemirin tebliğlerini yayımlamaya başlamıştır. Bu tebliğlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshedildiği, partilerin kapatıldığı, idareye el konulduğu ve Türkiyede sıkı yönetim ilân edildiği belirtilmiştir.
Ankara sokaklarında yer yer yapılan çarpışmalarda ve hükümet kuvvetlerine bağlı uçaklardan atılan kurşunlarla 7 kişi ölmüş, 25 kişi yaralanmıştır.
Ancak, Talât Aydemir ve arkadaşlarının bu hareketi de 22 Şubat 1962 hareketi gibi başarılı olamamış ve hükümet kuvvetleri yine başarı kazanmışlardır. Ankarada bu harekete katılmış olan ve çoğunluğunu emekli Yirmiiki Şubatçıların teşkil ettiği kimseler, başta Talât Aydemir olmak üzere yakalanmışlar, İstanbul da da sayıları çok az olan bazı subay ve emekli subaylar ve Harp Okulu öğrencileri tevkif edilmişlerdir.
22 Mayıs 1963 günü, Bakanlar Kurulu toplanarak, Ankara, İstanbul ve İzmir de sıkıyönetim ilân etmiş, böylece 21 Mayıs olayının sorumluları Sıkıyönetim Komutanlığının emrine verilmişlerdir.
Olayın tahkikatına süratle girişilmiş Ankarada iki Sıkıyönetim Mahkemesi kurulmuştur. Mamakta kurulan mahkeme, olayda ilgisi bulunan sanıkları, Harp Okulunda bulunan mahkeme de, olaya katılmış olan Harp Okulu öğrencilerini yargılamıştır.
Üç ay süren duruşmalar sonunda, Mamaktaki Sıkıyönetim Mahkemesi 5 Eylül 1963 günü, kararını açıklamıştır.
Bu karara göre, 21 Mayıs 1963 hareketine katılmış bulunanlardan 7 kişi (Talât Aydemir, Fethi Gürcan, Erol Dinçen, ilhan Baş, Cevat Kırca, Osman Deniz, Ahmet Gücal) idam, 29 kişi müebbet hapis, 12 kişi onbeş yıl ağır hapis 5 kişi on iki yıl ağır hapis, 5 kişi on iki yıl ağır hapis, 2 kişi sekiz yıl hapis, 2 kişi altı ay hapis, 14 kişi beş yıl hapis, 23 kişi dört yıl hapis, 4 kişi bir yıl hapis, 2 kişi on ay hapis, 6 kişi üç ay hapis cezalarına çarptırılmışlardır. 45 kişi hakkında da beraat kararı verilmiştir.
Harp Okulu öğrencilerini yargılayan Harp Okulundaki Sıkıyönetim Mahkemesi de, 10 Eylül 1963 günü kararını açıklamıştır. Bu karara göre de 75 öğrenci dörder yıl hapse hüküm giymiştir.
Ölüm cezasına mahkûm olanlardan Talât Aydemir ve Fethi Gürcan, asılmak suretiyle idam edilmişlerdir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Yedi yıl savaşı

Louis XV. devrinde 1756 - 1763 yılları arasında Fransa, Avusturya ve Rusya ile İngiltere, Prusya arasında devam eden savaşa verilen ad. Bu savaşın başlıca sebepleri, İngiltere - Fransa arasındaki müstemleket rekabeti ile Avusturyanın Frederic II. den intikam almak isteğidir. Fransa, bu savaş sonunda Kanada ve Hindistanı kaybetmiştir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Yaş anlaşması

Osmanlıların, 1792 yılında Ruslarla yaptıkları barışa verilen ad. 1787 yılında başlayan Osmanlı - Rus ve Avusturya savaşları, 1792 yılına kadar sürmüştür. Bu yıllarda Fransada Büyük Fransız İhtilâlinin başlamış olması, Avusturyanın savaştan çıkmasını gerektirmiş, buna karşılık, Osmanlı orduları, Rus kuvvetleri karşısında geri çekilmek ve yenilgiye uğramak zorunda kalmışlardır.
Fakat İngiltere ve Prusyanın arabuluculuğu ile devam ede gelen Osmanlı - Rus Savaşı ,1792 yılında son bulmuş ve Yaş Antlaşması imza edilmiştir.
Yaş Antlaşması Osmanlı imparatorluğunun sonu, ÇÖKME devrinin başlangıcı olarak kabul edilir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Yalta konferansı

İkinci Dünya Savaşının sonuna doğru, Roosevelt, Churohill ve Stalin arasında, Kırımda bir sayfiye bölgesi olan Yaltada, 4 – ll Şubat 1945 tarihleri arasında yapılan konferansa verilen ad. Bu konferansta, yenilmek üzere olan Almanya konusunda bazı anlaşmalara varılmıştır. Bu anlaşmalara göre, Almanyanın teslimi kayıtsız şartsız olacak her üç devlet ,ayrı bir işgal bölgesinde askerî idare kuracaklar, işbirliği halinde idareyi bir merkez kontrol komisyonu sağlayacaktı. Bunlardan başka, Alman halkından Nazi eğilimleri silinecek, Alman askerî endüstrisi kontrol altında tutulacak, ayrıca kurulacak milletlerarası bir kurulla, barışın devamlı olması sağlanacaktı.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Viyana kuşatması

Viyana şehri, Osmanlılar tarafından tarihte iki defa kuşatılmıştır:
Birinci Viyana kuşatması: Osmanlı imparatorluğuna bağlı bir krallık durumunda olan Macar tahtına, Bohemya kralı ve Avusturya arşidükünün sahip çıkmak istemesi üzerine, Macar kralı Zapolya, Osmanlı imparatorluğundan yardım İstemiştir. Bunun üzerine, Kanunî Sultan Süleyman, 300,000 kişilik bir kuvvetle 17 Haziran 1527 de Belgrada gelmiş, burada beş hafta kadar konakladıktan sonra, Macaristan - Avusturya sınırını geçerek, Viyana önlerinde karargâhını kurmuştur. Osmanlı ordusu 24 - 27 Eylül günlerinde Viyana önlerinde toplanmış ve böylece Viyana kuşatılması başlamıştır. Fakat, gün geçtikçe havaların soğumağa başlaması, Viyana kalesini yıkmağa yarayacak ağır topların Belgradda bırakılmış olması, yapılan çeşitli hücumlara rağmen ,bu kuşatılmadan bir sonuç alınmamasına sebep olmuş, kışın şiddetlenmeye başlaması üzerine de, Kanunînin 26 Ekim 1527 de karargâhını kaldırması üzerine son bulmuştur.
İkinci Viyana kuşatması: Almanya imparatorluğu ile Macaristan krallığı ve onun müttefiki olan Transilvanya arasında birkaç yıldan beri devam etmekte olan savaş üzerine, Macar krallığı ve Transilvanya krallığı, Osmanlı imparatorluğundan yardım istemişlerdir. Osmanlı Sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, on yıldan beri devam eden bu savaşın Avusturyayı yıprattığına kanaat getirerek Ocak 1663 te Avusturyaya savaş açmış ve büyük bir kuvvetle yola çıkmıştır. 3 Mayıs 1683 te Belgrada gelen Osmanlı ordusu, burada fazla kalmamış .Mehmet IV. ün savaşa katılmaması üzerine başkomutanlık vazifesini üzerine alan Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın komutasında Avusturya sınırlarına ulaşmıştır. Macarların, Ulahların, Kırımlıların da katılmasıyla 170.000 kişilik büyük bir ordu haline gelen Osmanlı ordusu, 14 Temmuz 1683 te Viyanayı kuşatmaya başlamıştır. Fakat, Birinci Viyana kuşatılmasındaki hatalar yeniden tekrar edilmiş, ordu ağır toplardan mahrum bırakılmış, fena bir mevsim seçilmiş, kuşatılma için belirli bir plân yapılmamıştı. Bir sonuç alınmadan kuşatılmanın uzaması üzerine Avusturyaya yardımcı olan kuvvetler, Viyana önlerine gelmeğe başlamışlardır. Bu müttefik kuvvetleriyle savaşa tutuşan Osmanlı ordusu, savaşın fena idaresi yüzünden başarı kazanamamış ve Viyana kuşatılmasından vazgeçilerek geri dönülmüştür. Bir yenilgi halinde 16 Ekimde Belgrada gelinmiş, Kara Mustafa Paşa, Mehmet IV. tarafından idam edilmiştir. İkinci Viyana kuşatması, Osmanlı imparatorluğunun Avrupadan son ilerleme deneyidir. Bundan sonra Osmanlı imparatorluğu için gerileme devri başlamıştır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný