'Sinema ve Tiyatro' Kategorisindeki Yazılar

Sinema

Bir ışık kaynağından çıkan ışınları, üzerinde resimler bulunan bir film şeridinden geçirecek, gerçekte olduğu gibi hareketli görüntüler meydana getirme işi ve bu şekilde meydana gelmiş olan görüntü.
Bir projeksiyon makinesi özelliğinde olan sinema makinesinde, film üzerinde bulunan resimler, saniyede en az on oniki, ortalama olarak onaltı defa değiştirmek suretiyle, bu hareketi görüntülerin meydana gelmesini sağlamış olur.
Bu hareketli görüntü, gözün aldanmasından meydana gelen bir görüntüdür. Saniyede ortalama olarak, aynı ekran üzerinde 16 defa değişen ve hareketlerinin birer devamı özelliğinde olmak kaydı ile çekilmiş filimler, sinema makinesinden geçerek, sahnede bulunan bir perde üzerine aksettiklerinde, ayrı ayrı olan bu resimlerin ayrılığı, göz tarafından fark edilmez: böylece, perdede, gerçekte olduğu gibi hareket eden görüntüler meydana gelmiş olur.
Lumiere kardeşler, ilk defa, hareket halinde film çeken makineyi yapmışlar ve 1896 yılında bu buluşlarını, ilk defa olarak halka göstermişlerdir. İlkel bir sinema görüntüsü veren bu buluştan sonra, sinema, bir hayli gelişmeler kazanmış: 1903 yılında, ilk defa konusu olan bir film yapılmış, bundan sonra olan gelişmelerle, bu görüntülere ses verilmiş, renkli olan görüntüler elde edilmiş ve bugünkü evrimleşmiş sinemaya ulaşılmıştır.
Bugün sinema, en önemli bir dinleme, bilgiyi ve görgüyü arttırma, çeşitli konuları olan olayları, gerçekteki gibi, istenildiğinde görebilme imkânlarını sağlayan resim, müzik, tiyatro gibi güzel sanat kollarının hepsini birden kapsayan önemli buluşlardan biridir.

15 Aralık 2006

Tiyatro

Tiyatro sözü, şu anlamlarda kullanılır : 1 – Tiyatro eseri, 2 – Tiyatro eserini oynama sanatı, 3 – Tiyatro eserinin oynandığı yer.
TİYATRO ESERİ, olayları, oluş halinde göstermek için yazılan eserlerdir. Bu eserlerde, olaylar yazarın ağzından değil de, doğrudan doğruya eserlerin kişileri tarafından söylenir, hareketleri, gerçekte olduğu gibi doğrudan doğruya yapılır.
Tiyatro eserinde, olay ve kişiler olmak üzere iki unsur bulunur. Olay, bir didişmeden, yani iki karşıt kuvvetin çarpışmasından doğar. Çarpışan kuvvetler, insanla insan, insanla tabiat kuvvetleri olabilir. Kişiler de, aralarında didişen varlıklardır.
Tiyatro eserlerinde, serim, düğüm, çözüm olmak üzere üç safha vardır. Serim, eserin baş tarafıdır. Burada kişilerin karakterleri olayla ilgileri tanıtılır, eserin konusu hakkında bir fikir verilir. Düğüm eserin ortasıdır. Bu safhada karakterler, kişiler, olayın kendisi merak verici bir hal alır. Çözüm, eserin sonudur. Bu safhada olay, bir sonuca bağlanır.
Tiyatro eserlerinin başlıca üç çeşidi vardır: 1 – Acıklı tiyatro eserleri, 2 -Güldürücü tiyatro eserleri, 3 – Musikili tiyatro eserleri.
Acıklı tiyatro eserleri, insanların acıma duygularına hitap eden eserlerdir. Tragedya dram, melodram, bu cins eserlerdir.
Güldürücü tiyatro eserleri, güldürme amacı güdülerek yazıları eserlerdir. Genel olarak Komedya adı ile bilinirler.
Musikili tiyatro eserleri, musiki ile söylenerek oynanan tiyatro eserleridir. Opera, opera komik, operet bu cins eserlerdir.
Tragedya : Seyircilerin korku ve acıma duygularına hitap eden, belli kurallara göre yapılan eserlerdir.
Yunanistanda, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.
Özellikleri:
1 – Tragedyalarda seyircinin korku ve acıma duygularını harekete getirmek gayesi güdülür. Eser, baştan sona kadar acıklı ve ciddî bir hava içinde geçer.
2 – Konular mitologyadan ve tarihten alınır.
3 – Kişiler, tabiatüstü varlıklar (tanrılar .tanrıçalar, yarı tanrılar) ve yüksek tabakadan kimseler (krallar, asiler) dir.
4 – Eserin Üç Birlik kuralına uygun olması lazımdır:
a. Zaman Birliği : Olayın en çok 2 saat içinde geçebilir hissini uyandırmasıdır. Bunu sağlamak için, eserin konusu olayın sonucuna en yakın yerinden alınır, daha önceki olaylar, bir münasebet düşürülerek anlatılırdı.
b. Yer Birliği : Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir. Tragedyada olay nerde başladıysa orada yürür ve sona erer.
c. Olay Birliği : Eserin bir tek ana olay etrafında gelişmesidir.
5 – Çirkin sayılan olaylar (vurmak, yaralamak, öldürmek) seyircinin gözü önünde geçirilmez. Bunlar dışarıda yapılır, sahnede haberciler, sırdaşlar vasıtasıyla sadece hikâyesi anlatılır.
6 – Manzum olarak yazılır.
7 – Mutlaka 5 perde olması lazımdır.
8 – İyi bir üslûpla yazılır. Kaba sayılabilecek sözler kullanılmaz.
9 – Tirad ve monologlara çok yer verilir.
İlk örnekleri Yunan edebiyatında görülen tragedya, daha sonra, XVII. yüzyılda, eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarının örnek tutulduğu Klâsisizm akımı devrinde, özellikle Fransada yeniden canlanarak XIX. yüz yıla kadar sürmüştür.
En büyük tragedya şairleri, Yunan edebiyatında Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Fransız edebiyatında Corneille ve Racinedir.
Komedya : İnsanların ve olayların gülünç taraflarını ortaya koyan bir tiyatro çeşididir. Komedya da, tragedya gibi, Yunanistanda, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.
Özellikler:
1 – Komedyada, gülünçlükleri ortaya koymak amacı güdülür.
2 – Konular çağdaş toplumdan ve günlük hayattan alınır.
3 – Kişiler, çoklukla halk tabakasından kimselerdir.
4 – Üç Birlik kuralına uygun olması lâzımdır.
5 – Çirkin sayılan olaylar dahi seyircinin gözü önünde geçirilir.
6 – Üslûpta her türlü kaba sözlere ve şakalara yer verilebilir .
7 – Manzum olarak yazılır.
8 – 5 perde olması lâzımdır. Klâsizm akımından sonra, komedya nesirle de yazılmaya başlanmış, perde sayısı da yazarın isteğine bağlı kalmıştır.
Çeşitleri:
1. Karakter komedyası : İnsan karakterinin gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.
2. Töre komedyası : Toplumun gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.
3. Entrika komedyası : Olaylar merak uyandıracak ve şaşırtacak şekilde tertiplenerek, güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedyadır. Bugün, bu yoldaki komedyalara vodvil adı verilmektedir.
İlk örnekleri Yunan ve Lâtin edebiyatlarında görülen komedya, Rönesanstan bu yana Batılı milletlerin edebiyatlarında çok gelişmiştir.
En büyük komedya yazarları; Yunan edebiyatında Aristophanes, Fransız edebiyatında Molieredir.
Dram : Geniş anlamıyla, tiyatro eseri demek olan bu söz, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Romantik edebiyat devrinde, tragedyanın belli kurallarını kurmak suretiyle meydana getirilen tiyatro çeşidi anlamında kullanılmıştır.
Özellikleri :
1 – Dramda, hem acıklı, hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi, bir arada bulunabilir.
2 – Konular, tarihin herhangi bir devrinden, günlük hayattan alınabilir.
3 – Kişiler her sınıf halk arasından seçilebilir.
4 – Üç Birlik kuralına uyma zoru yoktur.
5 – Çirkin sayılan olaylar, sahnede oluş halinde gösterilebilir.
6 – Hem nazımla, hem de nesirle yazılabilir.
7 – Perde sayısı yazanın isteğine bağlıdır.
8 – Hayatta rastlanan, ince ye kaba her türlü konuşma tarzına yer verilir.
Tiyatronun doğuşu ve gelişmesi:
Tiyatro, her ülkede din törenlerinden doğmuştur. Milletlerin dinlerine ve bu toplum şartlarına göre her memlekette ayrı ayrı özellikler taşıyan tiyatro sanatı, ilk defa Yunanistanda büyük bir gelişme göstermiş ve bugünkü Batı tiyatrosu, Yunan tiyatrosu, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden çıkmıştır.
Yunanlılarda tiyatro yapıları bir tepenin yamacında kurulurdu. Bunlar, üstleri açık yapılırdı. Ortada orkestra adı verilen geniş ve daire şeklinde bir meydan bulunurdu: Koro burada dururdu. Dekor çok basitti. Aktörler yüzlerine maske takarlar, üstlerine de, kim olduklarını anlatmaya yarayacak elbiseler giyerlerdi. Tragedya oyuncuları, büyük görünmek için ayaklarına koforne denen yüksek nalınlar giyerlerdi.
Tiyatro, Yunanlılardan Lâtinlere geçmiş; Ortaçağda, Avrupada mister adı verilen kaba komedyalarla devam etmiş; fakat Rönesanstan bu yana, eski Yunan tiyatrosunun tesiriyle, modern tiyatro büyük bir gelişme göstermiştir.
Türk Tiyatrosu :
İslâmlıktan önceki devirlerde, Türkler arasında din törenleri sırasında, birtakım dinî temsiler verildiği tahmin edilmekle beraber, dindışı oyunların varlığı hakkında kesin bir bilgi yoktur.
Osmanlılar devrinde, Türk toplumunun tiyatro ihtiyacını karşılayan oyunlar Karagöz ile Ortaoyunudur.
Türkiyede, Avrupa tiyatroları tarzındaki tiyatro hareketi Tanzimattan sonra başlamıştır. İlk piyes, Tanzimat edebiyatının kurucusu, sayılan Şinasinin yazdığı Şair Evlenmesi adlı bir perdelik bir komedyadır. Türk edebiyatının başlıca tiyatro yazarları, Ahmet Paşa, Ali Bey, Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Cevat Fehmi Başkurt, A.Kutsi Tecer, Haldun Taner, Aziz Nesindir.

15 Aralık 2006

Tuluat

Tiyatronun, teferruatı hazırlanmadan ve sahnede doğuveren sözlerle oynanan tarzı. Birçok ülkelerde, orta sınıf halk arasında yaygın olmuş bir oyun tarzıdır. Türkiye de, modern anlamda tiyatrolar kurulmadan önce, çeşitli sanatkarlar aracılığı ile oldukça gelişmiş bir oyun tarzı olmuştur. Kavuklu Hamdi, Küçük Hasan, Dümbüllü İsmail, Tuluat tiyatrosunun ünlü sanatçılarındandır.

15 Aralık 2006

Mimik

Tiyatro, Bale, konuşma sanatlarında duyguları, düşünceleri yüzdeki değişikliklerle anlatma. Özellikle Tiyatro okullarında başlı başına bir ders konusu olarak incelenir. Mimik, Tiyatro alanında, özellikle son yüz yıllarda büyük önem kazanmıştır. Tiyatro sanatçıları yüz ifadesine, oyun oynanan salonların, klâsik Yunan tiyatrosundan farklı olmasından sonra daha çok önem vermişlerdir. Bu arada yalnız mimikle ve vücut hareketleri ile bir konuyu anlatan tiyatro oyunları da meydana gelmiştir. Bu oyunlara Pandomima adı verilir.

15 Aralık 2006

Orta oyunu

Ortada oynayan, Karagözle tiyatro arası bir çeşit temsil. Orta oyunu, perde de oynatılan Karagözün orta yerde oynanan ve canlandırılmış bir şeklinden ibarettir. Karagözdeki çeşitli tiplerin yerine insanlar rol almıştır. Orta oyununun dekoru, orta yere konulan ve yeni dünya adı verilen küçük bir parmaklıktan ibarettir. Oyunda zenne (kadın rolünde oynayan erkek oyunucu), hırbo (taşralı, gözlemci, bekçi taklitleri yapan), balama (frenk rolleri yapan), matiz (sarhoş rolleri yapan), gaco (kabadayı erkek rolleri yapan) adlarını alan oyuncular bulunurdu. Orta oyununun temel direği Pişekâr dır. Bunun vazifesi hem oyunu, hem de oyuncuları idare etmekti. Pişekârdan sonra orta oyununun önemli kişisi kavuklu dur. Bütün orta oyunu, pişekârla kavuklu arasında geçen karşılıklı tekerlemelerle doludur.
İlkel bir tiyatro oyunumuz olan Orta oyunu, artık hemen hemen oynanmaz olmuştur.

15 Aralık 2006

Komedya

İnsanların ve olayların gülünç tarafflarını ortaya koyan bir tiyatro çeşidi. Tragedya gibi, Yunanistanda, bağbozumu tanrısı Dionysosun şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.
Özellikleri : Komedyada, gülünçlükleri ortaya koymak suretiyle seyirciyi güldürmek amacı güdülür. Konular, çağdaş toplumdan geçmiş toplumlardan günlük hayattan alınarak işlenir. Kişiler, çoklukla halk tabakasından kimselerdir. Çirkin sayılan olaylar bile, seyircinin gözleri önünde geçirilir. Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır. Manzum yazılabildiği gibi, nesirle de yazılır. Üç birlik kuralına uyguluk gösterir.
Çeşitleri : Başlıca komedya çeşitle şunlardır: a- Karakter komedyası (insan karakterinin gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyalardır.) b – Töre komedyası (Toplumun gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır), c – Entrika komedyası (Olaylar merak uyandıracak şekilde tertiplenerek, güldürmekteki başka bir amaç güdülmedi yazılan komedyadır. Bugün bu yolda komedyalara vodvil adı verilir).
İlk örnekleri Yunan ve Lâtin edebiyatlarında görülen komedya, Rönesanstan bu yana Batı milletlerin edebiyatın da çok gelişmiştir. Devlet tiyatroların büyük bir çalışma içinde bulundukla son yıllarda, bizde de komedya alanı da çeşitli eserler meydana getirilmiştir.
En büyük komedya yazarları, yunan edebiyatında Aristophanes (M.Ö. 445 – 385), Fransız edebiyatında Moliera (622 – 1678) dir.

15 Aralık 2006

Darülbedayi

İstanbul şehir tiyatrosunun eski adı. 1914 yılında İstanbul Şehremini bulunan Cemil Paşa, belediye genel meclisine, şehirde bir konservatuar kurulması için teklifte bulunmuş, müzik ve tiyatro kollarında çalışacak olan ve Darülbedayi adı ile anılan ilk konservatuar böylece kurulmuştur. Darülbedayi, ilk temsillerine 20 Ocak 1916 tarihinde başlamıştır. Türk tiyatro tarihinde ad bırakmış olan Ertuğrul Muhsin, Behzat Butak, Muvahhit Raşit Rıza, Galip Arcan, Sadi, Bedia, Neyyire Ertuğrul, v.s. Darülbedayi sahnelerinde yetişmiş olan sanatçılardır. Darülbedayi, 1930 yılından itibaren katma bütçe ile idare edilen resmî bir Şehir Tiyatrosu olmuştur.
Darülbedayi ile temelini atmış olan Türk Tiyatrosu, Ankarada açılan Devlet Konservatuarı ve çeşitli devlet tiyatroları ile tam gelişme imkânını bulmuşlardır.

15 Aralık 2006

Dram

Geniş anlamı ile tiyatro eseri anlamında kullanılan bir söz. Aslı, Yunanca drama kelimesidir. XIX. yüzyılla ilk yarısında, Romantik edebiyat devrinde tragedyanın belli kurallarını kurmak suretiyle meydana getirilen tiyatro çeşidi anlamında kullanılmıştır. Özellikleri ilkin Fransız yazarı Victor Hugo tarafından tespit edilen bu çeşidin meydana gelmesinde İngiliz ve Alman tiyatro yazarlarının önemli payı vardır.
Dramın başlıca özellikleri şunlardır: Dramda hem acıklı, hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi, bir arada bulunabilir.
Kişiler her sınıf halk arasından seçilebilir. Konular, ya günlük hayattan ya da tarihin herhangi bir devrinden alınmış olabilir. Tiyatrodaki üç birlik kaidesine uymak zoru yoktur, olaylar başka başka yerlerde ve çok uzun bir zaman içinde geçebilir; eserde birbiri ile ilgili bir kaç olay yürütebilir.
Olayların güzel ya da çirkin olması, sahneye konması için sebep değildir.
Yazılış şekli nazımla ya da nesine olabilir,
Üslubu, hayatta rastlanan, ince yada kaba her türlü konuşma tarzında olabilir.

15 Aralık 2006

Aktör

Genel olarak tiyatroda herhangi bir oyunu oynayan oyuncu. Kadın olanlarına da aktris denir. Aktörler, oynadıkları eserlere göre ya konuşurlar, ya şarkı söylerler veya fikirleri hareketleriyle gösterirler.
Sahnenin ilk yurdu sayılan Yunanistan da aktörlük, şerefli bir meslekti. Eski Yunan sahnelerinde kadınlar sahneye çıkmaz, erkekler maske takarak kadın rollerinde oynarlardı. Eski Yunanistan, da aktörlüğe verilen değer yüzünden piyes yazan şairler, Atinanın en önemli kişileri arasında yer alır, en gözde yurttaşlar bile sahnede rol alırlardı. Fakat zaman geçtikçe bu önemlerini, haklarını kaybettiler. Küçük Asya ve Afrika da gezici tiyatrolarda oynamağa başladılar.
Aktörlük, Yunanlılarda şerefli bir meslek olmasına rağmen, Romalılarda körlere mahsus bir iş olarak ve aşağılık bir meslek şeklinde görülmeğe başlandı. En ünlü aktörün bile yurttaşlık hakkı yoktu.
Orta çağda, Hristiyanlığın ilerlemesi ile aktörlük daha zor bir duruma düştü. Aktörler aforozla cezalandırıldığı gibi, çeşitli baskılar altında ezildiler. Yalnız zaman geçtikçe aktörleri koruyan bazı krallar yüzünden aktörlük saygı gören bir meslek olmaya başladı. Fransada Louis XIV. ün aktörleri koruması ve büyük Fransız yazarlarının e-serleri desteklemesi, modern tiyatro anlayışının doğmasına ve aktörlerin şerefli insanlar sayılmasına sebep oldu. İngilterede de kilisenin baskısı giderilerek ünlü aktörler yetiştirmiş oldu. Bugün medenî dünyada aktörlük şerefli, büyük kazanç getiren ve herkes tarafından iyi olarak kabul edilen bir meslektir.
Bizdeki aktörlüğe gelince, normal tiyatro anlayışının yerleşmesinden önce bir çeşit tiyatro sayılan Karagöz ve orta oyununa çıkanlar, din adamları tarafından iyi karşılanmamıştır. Avrupa nın etkisi altında bizde tiyatro başladığı zaman ise, sahneye ilkin Ermeniler çıkmıştır. Türk ve müslüman olanlardan sahneye çıkanlar adlarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. Hattâ bu baskılar yüzünden aktörün mahkemelerde şahitlikleri tanınmazdı. Fakat, zaman ilerledikçe Güllü Agop Fasülyeciyan, Kara kaş, kız kardeşler gibi Ermeni aktörler, den sonra Necip, Fehim, Hamdi gibi Türk ve müslüman aktörlerin sayesinde sahnemiz yavaş yavaş gelişmiş Birinci Dünya Savaşından sonra Afife, Bedia gibi ilk kadın sanatçıların da sahneye çıkmaları sonucu medenî bir meslek olarak kabul edilmeğe başlanmış, Naşit ve Hazım gibi sanatkârlarla büyük geliş, meler kazanmıştır.
Cumhuriyetin kurulmasıyla da tiyatro sanatına önem verilmiş, aktörlük şerefli bir meslek olarak kabul edilmiş ve aktörler devlet eliyle yetiştirilmeye başlanmıştır.
Aktörler sahnede oynadıkları rollere göre çeşitli adlar alırlar:
Sahnede konuşarak rol yapanlara aktör ve komedyen denmektedir. Oyunlarda kuru kalabalığı meydana getirenlere figüran denir. Şarkılı oyunlarda oynayanlar, seslerin kalınlığına ve erkek veya kadın olmalarına göre: Tenor, bas bariton, meza soprano, soprano, kontralto adlarını alırlar. Küme halinde şarkı söylemeye de koro denir.

15 Aralık 2006

Artistlik

Sinema, tiyatro, televizyon gibi temsil kollarında çalışanların (bunlara artist denir) yaptıkları işe verilen ad.
Artistiğin başlangıcı, ilkel insan toplumlarına kadar uzanmaktadır. İlkel insanlar, çeşitli sebeplerle, bu arada daha çok dinsel sebeplerle, çeşitli mimik hareketler ve taklitler yapmaya önem vermişler, toplu oyunlarında, bu sanatı geliştirmişlerdir. Fakat, özellikle eski Yunanistanda, artistlik asıl sanat değerini kazanmıştır. Mitoloji efsanelerini canlandırmayı esas alan bu oyunlarda, hayatın doğuşu, mevsimler, ya da başka olaylar, değişik hareketler ve canlı tablolarla gösterildi. Sonraları, gerçek Yunan tiyatrosunun kurulmağa başlaması ve kurulması ile artistlik, bir sanat kolu olarak başarılı adımlar atmıştır.
Ortaçağ boyunca ise, artisliğin, tiyatro sanatı gibi gerilediğini görürüz. Koyu din baskısı altında geçen Orta Çağ, artistlik sanatını bir toplum sanatı olarak kabul etmemiştir. Ancak, zamanla, Isa ile ilgili ve dinsel konularla ilgili çeşitli olaylar kiliselerde halka canlı olarak gösterilmeğe başlandı. Çeşitli panayır yerlerinde kurulan tuluat tiyatroları da, artistliğin gelişmesi için, önemli bir hizmet gördü.
Fakat, Yeni Çağın başlarında, Rönesans hareketinin başlaması ile, bütün güzel sanatlarda olduğu gibi, tiyatro sanatında da gelişmeler görüldü. Eski Yunan tiyatrosu gelenekleri, yeniden ortaya çıktı. Böylece klâsik tiyatronun temelleri kurularak, artistlik bir sanat kolu olarak değerini bulmuş oldu.
Çeşitli tiyatro yazarlarının meydana getirdikleri sahne eserleri, tiyatro tarihinde yer edecek büyüklükte artistlerin yetişmesine, artistliğin büyük ve önemli bir sanat kolu olarak belirmesine hizmet etti.
Fakat artistlik, asıl, sinemanın icat edilmesi ile büyük bir önem kazanmış oldu. XX. yüzyılın başlarında gelişmeğe başlayan sinema, büyük de olsa, çeşitli tiyatro topluluklarından daha geniş çapta işler gördü, büyük beyaz perde sanatkârlarının yetişmesi böylece mümkün olabildi.
Gerek tiyatro alanında olsun, gerekse sinema ve televizyon alanlarında olsun, yetişmiş büyük sanatkârlar arasında şunları sayabiliriz: Sarah Bernhard, Charlie Chaplin, Greta Garbo, Clark Gable, Emil Jaminigs, Charles Laungh-ton, Marlon Brando, Katherine Hepbrun v.s. Türkiyede artistlik, özellikle yirminci yüzyılın başlarında önem kazanmış. İstanbulda kurulmuş olan çeşitli tiyatro toplulukları, Türkiyede artistliğin yerleşmesi ve iyi artistlerin yetişmesi için büyük hizmetler görmüştür. Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra ise, kurulmuş olan Devlet Konservatuarı ve Devlet tiyatroları ile, büyük bir gelişme kazanılmıştır.

15 Aralık 2006


Kategoriler

Aylara Göre