'Sağlık' Kategorisindeki Yazılar

Kas dokusu

Vücudun aktif hareketlerini meydana getiren doku. Kaslar sinir sisteminden aldıkları her hangi bir uyartı ile üzerine yapıştıkları kemiklerin ve iç organların hareketlerini sağlarlar. İki türlü kas vardır, a - çizgili kaslar. Lifleri büyükçe ve kırmızı renklidirler. Mikroskop altındaki muayenelerinde lifleri çizgili göründükleri için çizgili kaslar adını almıştır. İskeletin çevresindeki kasların çoğu bu cinstendir. b - Çizgisiz (düz)kaslar. İnce, renksiz ve mikroskop altında lifçikleri düz görünen kaslardır. Bunlar sindirim borusunun alt kısımlarında, soluk borusunda ve damarların yapısında bulunurlar.
Çizgili kaslar. Bir çizgili kasta şu oluşumlar bulunur: 1) kas cisim, 2) kas kirişi.
Kas cisimleri çeşitli biçimde görülür. Bunlar kasın et bölümleridir. İğsi biçimde, yelpaze gibi, halkamsı veya değirmi olabilirler. Meselâ iki başlı kol kası iğsi biçimde bir kastır. Büyük göğüs kası yelpazemsi bir kastır. Anusu büzen kas halka biçiminde, dudak çevresi kası değirmi kaslardandır.
Kasların cisimleri bazen bir veya daha çok olabilir. Bunlara iki başlı, üç başlı, dört başlı olarak rastlanır. Bulundukları vücut bölgesine göre ve kasların sayısına göre adlandırılır. Kol iki başlısı, uyluk dört başlısı, baldır üç başlısı gibi.
Kasların kirişleri (tendon) ise ak ve sedefsi renkte sert kasılmayan parçalar olup kaslar bu bölümleri vasıtasıyla kemiklere tutunurlar. Kas kirişleri silindirik biçimde veya kalınca ve uzun. bir ip şeklinde olabildiği gibi enine, yassı bir örtü biçiminde de bulunabilir. Üç başlı baldır kasının topuk kemiğine yapışan kiriş (Ascbill kirişi) silindirik kirişe; iki başlarının uzun başına ait omuz oynağı içinden geçen uzun kirişi, kalınca ip şeklinde kirişe; karın duvarlarındaki kasların kirişleri ise örtü biçimindeki kirişe örnektir. Bazı kasların kirişleri iki kas cismin arasında olur ki böyle kaslara iki karınlı adı verilir.
Vücuttaki kasların bir çoğu akrenkte bağ dokudan yapılı bir örtü ile sarılmıştır. Bunlara akzar (fascia), ak örtü (Aponevrisis) adı verilir. Bu ak örtüler tarafları ve boyun kasları çevresinde olanları bir kılıf gibi sarmış bulunmaktadır. Vücudun kimi yerlerinde bu kılıfların iç yüzlerinde çıkan bölmeler kasların bir kısmına veya bazı organlara bir takım evler ve yuvalar yapmaktadır.
Kas kirişlerinin oynaklara yakın ve onlara komşu olanlarının çevresinde kaymayı kolaylaştıran zardan kılıflar vardır ki bunlara kiriş kılıfları (Vagina tendinum) denir.
Kasların kemik çıkıntılarını örten kısımları altında yine kaymağı kolaylaştıran kaygın yastıklar şeklinde seröz keseler vardır. Gerek kiriş kılıflarının gerek serbest keselerin içerisindeki kaygan sıvıdır ki kirişlerin ve kasların sert kısımlar üzerinde kaymasını kolaylaştırmaktadır.
Kaslar embriyolojik bakımdan mezodermadan meydana gelmiştir.
Çizgili kaslar istekle kastırılabildiği halde çizgisiz kaslar istek dışında çalışırlar. Yalnız kalp kası yapı bakımından çizgili kaslardan olduğu halde işler bakımından istek dışında çalışır.
Çizgili kaslar, onları meydana getiren bir çok liflerden ortaya çıkmıştır. Bu liflerin kalınlığı ve uzunluğu kasın büyüklüğüne göre değişir.
Çizgisiz kasların lifleri ise çok ince mikroskopik liflerden meydana gelmiştir. Bu liflerin üzerinde çizgi yoktur. Çizgisiz kasların hareketi sempatik sinir sistemi tarafından idare edilir.
Kasların kimyasal yapıları. Kaslar çalışmadıkları zaman alkalin reaksiyon verirler. Kasılmalardan sonra bu reaksiyon asid olur. Bu ekşiliği veren kasların terkibinde sarkolaktik asidin bulunmasıdır. (Yorgun hayvanların eti bundan dolayı makbul değildir, koyunlar kesilmeden bir müddet dinlendirmek usuldendir.) Kasların terkiplerinin yüzde yetmiş beşi sudur, 20 % albuminli maddeler (miyozin) 1 % azotlu ve azotsuz maddeler, (üre asidi, glikojen, yağ, kolestrin) gibi, 3 % mineral m ad. deler vardır. (Fosfatlar, sülfatlar, klorürler, potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, tuzları gibi).
Hareket fizyolojisi. Hareket sistemindeki kemik, eklem, ve kaslardan ilk ikisinin hareket işindeki rolleri pasiftir; yani kendileri hareket etmezler; hareket ettirirler. Kasların rolü ise aktiftir; yani kasılarak hareketi sağlarlar. İnsan vücudunda 501 adet kas vardır. Bunun 190 m gövdede, 63 çü başta, 98 zi üst tarafta 46 sı diğer bölümlerdedir. Yetmiş kiloluk bir adamın 30 kilosu ettir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

KaraciÄŸer

Sindirim borusuna ilişik en büyük bez. Ağırlığı 1.500 gramdır.
Karın boşluğunun en yukarı ve sağ bölümünde bulunur. Yerinde dururken şekli, enine ikiye bölünmüş bir yumurtanın üst yarımına benzer. Kalın ucu sağda ince ucu soldadır.
Karaciğerin üst ve alt iki yüzü ön ve arka iki kenarı vardır. Üst yüzü konveks olup diyafragmanın konkavlığına uyar. Alt yüzü konkav olup üzerinde H biçiminde ikisi paralel ortada e. nine üç oluk gösterir. Bunlardan sağ uzunluğuna oluk daha genişçe olup ön yarısında içinde safra kesesi arka yarısında da alt vena kava vardır. Sol uzunluğuna oluk içinde önde karaciğerin göbeğe kadar gelen yuvarlak bağı vardır. Karaciğerin alt yüzündeki karaciğer kapısı (porta hepatis) içinde karaciğere giren ve çıkan damar ve sinirlerle safra yolu vardır.
Karaciğerin alt yüzü, bu H biçimindeki olukla dört loba ayrılır : 1 - Sağ lob, 2 - Sol lob,3 - Dörtgen lob, 4 - Kuyruklu lob. Bunlardan dörtgen lob, karaciğer kapısının önünde, kuyruklu lob da arakasındadır.
Karaciğer kapısından giren ve çıkan oluşumlar şunlardır; 1 - kapı toplardamarı, 2 - karaciğer atardamarı, 3 - sinirler, 4 - lenfa damarları, 5 - karaciğer safra kanalı.
Karaciğer kapısından giren kapı toplardamarı içinde kara kandan başka sindirilmiş ve emilmiş besin maddeleri de bir takım değişikliklere uğradıktan sonra karaciğerin arka kenarı üzerindeki bir çok toplardamarlarla alt vena kavaya açılır.
Yapısı : Karaciğerin bir bağdokusundan yapılı zarfı vardır. Bunun çevresinde karaciğer peritonla da örtülmüştür. Karaciğer üzerine dikkatle bakılırsa bir çok büyük lobcuklardan meydana geldiği görülür. Her bir lobcuk yapı bakımından küçük bir karaciğer kabul edilebilir.
Mikroskop altında her bir lobcuk çokgen görünüştedir. Her bir lobcuğun çevresinde bağ dokulu bir ara var dır. Bu arada karaciğer atardamarıyla kapı toplardamarının kolları vardır ki bunlar lobcuk içinde dalcıklar halinde dağılırlar. Lobcuklarda dağılan kan, lobcukların ortasındaki merkez toplardamarlarında toplanır. Bu merkez toplardamarları birleşerek karaciğer toplardamarına açılırlar. Lobcukların çevre, sindeki bağ dokuda safra yollarının karaciğer içindeki parçası vardır. Lobcuklarda meydana gelen safra bu borucuklara dökülür, bunlar da birleşe birleşe karaciğer kapısındaki safra kanalını yaparlar. Daha sonra pankreas başının arkasından geçerek duodenumun inen bölümünün duvarı içine kanalı ile beraber ve duodenumun büyük papillası içindeki Vater ampulüne açılır.
Karaciğerin vazifesi : 1 - Safra yapmak olup bu, bezin dış salgı vazifesidir. 2 - Glikojen yapmak, İncebarsaklardan karaciğere gelen glikoz, karaciğere gelen glikoz, karaciğerde glikojen olarak depo edilir. Karaciğer hücreleri bunu glikojen halinde saklar, lüzumunda kana tekrar glikoza değiştirerek geçirir. 3 - Üre yapmak. Azotlu maddelerin artıklarını üre haline çevirir ve bu da kana geçerek böbreklerle dışarı atılır, 4 - Antioksik vazifesi. Kana geçen faydasız ve zararlı maddeleri zararsız hale getirmeğe çalışır, 5 - Kan yapma işini uyartır, 6 - Bir iç salgısıyla kanın pıhtılaşma hassasını sağlar.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kanser

Vücudumuzda bulunan her hangi bir organın normal hücrelerinin, anormal bir şekilde çoğalma ve değişmeleri ile hücre anarşisi haline gelerek artmasıdır. Yunanca yengeç anlamına gelen carcinos kelimesinden alınmıştır.
Bir organ, normal histoloji bakımından incelendiğinde, normal tabakalardan meydana gelmiş olduğu görülür. Normal görünümlü bu tabakalardan birindeki hücrelerde, her hangi bir sebeple anormal bir büyüme ve çoğalma meydana gelecek olursa, bu bölümün normal olan diğer bölümlere bir tazyik yapmaya başladığı görülür. Bu anormal hücre büyümesi ve değişmesi devam ettikçe, çevre dokuya ve organlara büyük basınçlar yapacak büyüklükte urlar meydana gelecek olursa, bu bölümün normal olan diğer bölümlere bir tazyik yapmaya başladığı görülür. Bu anormal hücre büyümesi ve değişmesi devam ettikçe, çevre dokuya ve organlara büyük basınçlar yapacak büyüklükte urlar meydana gelir. Urun büyümesi ile dış yüzde yaralar belirir ve kanamalar olur. Hastalık ilerledikçe, hücrelerin artması ve anarşisi de artar. Bu artan hücreler lenf ya da kıl damarlarına kadar ilerleyerek onların içine girer ve oradan kan dolaşımı yolu ile diğer organlara (meselâ başlangıç mide ise, karaciğer, beyine) giderler ve oralardaki hücre ve dokularda yeni yeni hücre anarşileri meydana getirirler, dolayısıyla o organlarda kanserin üremesine yol açarlar.
Kanser, vücutta her organda üreyebilir ve kan ve lenf yolları ile sıçramalar yaparak başka organlara geçebilir. Kanser, her ırkta ve her iklimde görülen bir hastalıktır. Yalnız bazı ülkelerdeki değişik şartlar karşısında, daha fazla görülebilir. Bu arada, İngiltere de pipo içen balıkçılarda alt dudak kanserine daha çok rastlanmıştır. Son yapılan incelemer, kanserin oluşumunda, mesleğin de rolü oynadığını gösterdiği için, bazı meslek mensuplarında, kanser oranının fazlalığı dikkati çekmiştir.
Kanserin kesin sebebi bilinmediği için oluşumu çeşitli görüşlerle açıklanmak istenmiştir. Bunların başlıcaları şunlardır : Tahriş nazariyesi : Hirchow, süreli bir tahrişin kansere sebep olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüş çeşitli deneylerle ispat edilmiştir. Fakat, kanserin oluşumunda tahrişin tek başına bir sebep olduğu kesin değildir.
Mikrop ve parazit nazariyesi : özellikle yara haline gelmiş kanser vakalarında bazı araştırıcılar tarafından mikroplar bulunmuş, bunların kanserin etmenleri oldukları sanısına varılmıştır. Fakat, yapıları araştırmalarda bir sonuca varılamamıştır. Son yıllarda da kanserin etmeninin bir virüs olduğu üzerinde iddialar vardır.
Embriyon nazariyesi : Kanser hücrelerinin atipik büyümeleri incelendiğinde, bunların, embriyondaki gibi bir büyüme gösterdikleri görülmüş; bu görüşle kanserin embriyolojik bir hatâ sonucu bulundukları yerde sıkışıp kaldıkları, zamanı gelince de bir hücre anarşisi halinde çoğalmağa başlayarak kanseri meydana getirdiği ileri sürülmüştür.
Kalıtını nazariyesi : Bazı bilginler, kanserin kalıtımla ilgili olduğunu ileri sürerler. Bunu gösteren olaylar varsa da, bunun başlıca bir sebep olduğu ileri sürülemez.
Kanser, bugün insanlığı tehdit eden en önemli hastalıklardan biridir. Bunun başlıca sebebi, kanserin oluşumunun anlaşılmamış, etmeninin bulunmamış olmasıdır. Bütün bu nazariyeler, kanser üzerine bir ışık tutmaktan öteye gidememektedirler. Fakat çok yakın bir gelecekte, kanser hastalığının da, insanlığın bir derdi olmaktan çıkacağı muhakkaktır.
Kanserli bir organda görülen belirtiler şunlardır : a - Yara : Hemen bütün kanserli vakalarda yara görülür, b - Ağrı: Kanserin ilk devirlerinde pek ağrı görülemezse de ileri vakalarda ağrı başlar, c - Şişme: Bazı organ kanserlerinde şişme görülür, d - Kanama: Bazen ani ve hastayı birden öldürecek, bazen da uzun süre devam eden yavaş kanamalar görülür, e - Genel durumda değişiklik: Kanserin bulunduğu organdaki duruma göre, insanın genel durumunda bir değişiklik görülür. Hasta zayıflar, kuvvetten düşer. Bunlardan her hangi biri, şüpheyi uyandıracak kadar çoğaldığında hekime başvurmak gerekir.
Kanserin teşhisi : Bugün için, kanser olduğu şüphe edilen organdan bir doku parçası alarak, bu dokuyu patoloji laboratuarlarında bir incelemeye tabi tutmak en emin yoldur (Biyopsi;Fakat içte bulunan organlardan böyle bir parça almak imkanı hemen yoktur (meselâ karaciğerlerden biyopsi yapılamaz). Kanser, erken teşhis edilirse, hemen hemen tedavisi mümkün olan bir hastalıktır . Bunun için, kanserin oluşumuna hizmet eden hususlarda dikkatli olmak ve kanser olduğu şüphesi olacak belirtilerde derhal hekime başvurmak gerekir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kan grupları

İnsan kanında tespit edilen gruplar. Bu gruplar, insanların kanlarının birbirlerine benzememesinden ileri gelmiştir. Bu gruplaşma da, alyuvarlarda iki türlü (A ve B) ağlütinojenin ve serumlarda bunlara karşı iki türlü ağlütinin (alfa ve beta) cisimlerinin bulunmasından ileri gelmektedir.
İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalar, dört çeşit grubun bulunduğunu göstermiştir.
O grubu. Bu grubun alyuvarları hiç bir aglütinoieni bulundurmazlar. Bunun için diğer grupların hiçbirinin serumundan etki görmezler. O grubu, her gruba kan verebilir. Fakat ancak kendi grubundan kan alabilir.
A grubu. Bu grubun alyuvarlarında (A) ağlütinojeni, serumlarında beta aglütinini vardır. A ve O dan kan alabilir ve ancak A ve AB ye kan verebilir. B grubu. Anın tamamıyla tersidir. AB ve A dan alamaz, kendi grubuna ve AB ye kan verebilir.
AB grubu. Alyuvarlarında her iki ağlütinojen bulunduğundan öbür grupların serumları ile aglütine olur. Kendinden başka hiç bir gruba kan veremez, fakat her gruptan kan alabilir (genel alıcıdır).

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kanın pıhtılaşması

Kanın, damar dışına çıktığında pıhtılaşma özelliği vardır. Bu durum, plâzmada erimiş olarak bulunan fibrinojen maddesinin özel bir ferment ile fibrin haline geçerek erimez bir hale gelmesinden ileri gelir. Kanın damar dışında olmasıyla medyana gelen bu fermenti akyuvarlar kana salarlar.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kanın basıncı

Atardamarlardaki kanın hem kalp kuvveti, hem de arterlerde duvarlarının esnekliği ile bu kuvvete karşı koymasından meydana gelen iki tepki arasında kalan bir basıncı vardır. Bu, kanın içinde bulunduğu atardamar duvarına karşıdır. Genç, normal bir insanın en yüksek basıncı 13 (santimetre), en aşağı basıncı 9-7 (santimetre) dir. Bu basınç, damar esnekliği yaş artması ile azalan ihtiyarlarda yükselir, kalp zayıflamalarında, bazı hastalıklarda azalır.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kan

Vücudun organları arasında madde alış verişine aracılık eden ve damarlar içinde bulunan kırmızı renkli sıvı. Kan hayat için gerekli maddeleri (oksijeni) akciğerlerden sindirilerek vücuda yarar bir duruma gelen besin maddelerini sindirim organlarından alarak organlar ve onların en küçük parçaları olan hücrelere götürür. Hücrelerde çalışma sonucu meydana gelen ve vücuda yaramayan artıkları yüklenerek böbrek, deri ,akciğer organlarına getirir ve bunların vücut dışına çıkmasını sağlar.
Kanın rengi atardamarlar içinde kırmızı, toplardamarlar içinde, koyu kırmızıdır.
Kan, histolojik bakımdan, hücreleri hareket eden ve esas maddesi sıvı halinde olan bir dokudur. Yetişkin bir insanda beş litre kan bulunur (İnsan bunun yarısını kaybederse hayatı tehlikeye girer. 2/3 ünü kaybederse yaşayamaz).
Bir miktar kan, bir süre sallanmadan bir yerde bırakılsa ya da santrifüje edilse, iki kısma ayrıldığı görülür.
a - Sıvı halinde kalan ve san renkte olan serum kısmı. b - içindeki katı kısımlarının kabın di binde toplandığı pıhtı kısmı. Kanı incelediğimiz zaman, içinde, hareket eden kan hücrelerini görürüz. Bunlar, alyuvarlar, akyuvarlar adını alırlar. Bir milimetreküp kanda beş milyon alyuvar, 7-10.000 akyuvar bulunur. Kanın içinde, kan yuvarlarından başka, plâket denen küçük lameller vardır. Damarlar zedelenirse bu plâketler kütle halinde yaralanan damar duvarını tıkamaya ve kan akmasını önlemeğe savaşırlar. Kan plazması denen kanın sıvı halindeki kısmında ise şunlar vardır: 1 - Su, 2 - Kan albüminleri denen serin, globulin, 3 - Fibrinojen (kan damardan çıkınca fibrin haline geçerek pıhtılaşmaya sebep olur), 4 - Vücûda yarayacak şekilde sindirilmiş ve kana geçmiş maddelerden yağ, glikoz 5 - Tuzlar, 6 - Organik artıklar (Üre, kolesterol).

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kalori

Bir kilogram suyun sıcaklığın bir dereceye yükseltmek için gerekli ısı miktarı. Isı birimi olarak kullanılır. Besinlerin, dokular içinde yanarak vücudun sıcaklığını ve kuvvetini sağlamak için gerekli değerleri de kalori ile ölçülür. İnsanın günlük kalori ihtiyacı, yaşa, bünyeye, çalışma şekline, iklime göre değişmektedir. Yapılan incelemelerde, 70 kilo ağırlığında bulunan bir kimsenin günde en az 1860 kaloriye ihtiyacı olduğu anlaşılmıştır. Kalori bakımından en önemli besinler, proteinler, karbonhidratlar ve yağlardır. Proteinler, vücuda enerji verdikleri gibi, yapı ödevini de görürler. Karbonhidratlar ve yağlar da enerji veren maddelerdir. Proteinlerin bir gramının vücuda verdiği kalori 4,1, Karbonhidratların 4,1; yağların ise 9,3 tür.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kabakulak

Ateşli ve çok bulaşıcı bir hastalık. Etmeni bir virüstür. Kulak altı tükürük bezlerinin şişmesiyle kendini gösterir. Özellikle 5-15 yaşları arasındaki çocuklarda çok görülür. Hastalık küçüklerde zararsız geçer. Ateş, ensede ağrı, baş ağrısı, kusma, bir ya da iki tarafta kulak altı bezlerinin şişmesi, hastalığın belirtileridir. Hastalık bir hafta kadar sürer. Bulaşma, hastanın aksırık, öksürük ve konuşmasıyla etrafa yayılan tükürük damlacıklarından geçer.
Tehlikeli bir hastalık olmamakla beraber, salgın yapma özelliğinde olduğu için, ilk belirtileri üzerine hekimin tedavisine girmek gerektir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Kinin

Kınakına ağacı kabuklarından çıkarılan bir madde. Sıtma ilâcı olarak kullanılır. Ağaç kabuklarının bu özelliği 1683 te Peru valilerinden birinin karısı olan Kontes Kinkonun sıtmasını tedavi için yerliler tarafından kullanılmasıyla anlaşılmıştır. Fakat kinin asıl, 1820 yılında Fransız kimyagerleri Pelletier ve Caventon tarafından keşfedilmiştir.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Sonraki Önceki


Kategoriler

Aylara Göre


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -