'Meslekler' Kategorisindeki Yazılar

Havacılık

Uçma araçlarıyla çalışmayı iş edinme mesleği. Havacılık, havada uçabilen ve insanlar tarafından yapılan cisimlerin (balon uçak) icadı ile başlamıştır. Uçaklar, her ne kadar, son zamanlarda icat edildiyse de insanların uçmak fikirleri çok eskidir. Yunan mitolojisinde, Atinalı Daedaus ve oğlu İkarus, Girid kralı tarafından kapatıldıkları çevresi yüksek duvarlarla çevrili labirentten kaçabilmek için; kuş gibi kanat takıp uçmayı denemişlerdir. Bu mitolojinin dışında bir çok filozoflar uçmak konusunda çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir. Fakat uçabilmek düşüncesi asıl XVin. Yüzyılın sonlarında gerçekleşebilmek imkânını bulabilmiştir. 1783 yılında, Montgolfier kardeşlerin, keşfettikleri balonla havaya yükselmek imkânını bulabilmeleri ile havacılığın asıl devresi başlamıştır.
Balon yapımı çok çabuk gelişmiştir. 1785 te Manş geçilmiş Napolyon zamanında, askerî amaçlar için kullanılmağa başlamıştır. Balon üzerinde yapılan çalışmalar, Fransa ve İngilterede devam etmiş, uzun çalışmalardan sonra 1872 de Fransada balona pervane takılması yoluna gidilmiştir.
1872 yılında, Fransız mühendisi Alphonse Penaunun yaptığı bir keşif, uçak konusunda önemli adımların atılmasına yol açmıştır. Fransız mühendisi, havadan ağır olan ve ufka göre belirli ve meyilli olan bir yüzeye yapılacak olan hava basıncıyla boşlukta denge kurulabileceğini keşfederek uçağın esrarını çözmüş ve plânörü keşfetmiştir, yükseklikten meyilli kanatlarla kendilerini boşluğa bırakanlar havada bir denge kurabilecekler ve süzülerek yere inebileceklerdi.
Bu ana düşünce çevresinde devam eden araştırmalar, 1884 te motor uygulamasıyla havada istenen yere gidebilen balonların yapılması bu aralar, gazla işleyen motorun bulunması, benzin motörlerinin keşfedilmesi, balonlulukta ilerlemelerin meydana gelmesini sağlamış, artık motorlu ve istenilen yere götörlü bir uçakla uçmayı başarabilmiştir. Yapılan araştırmalar durmamış, sonunda 12 Kasım 1906 tarihinde Santos Dumonte adlı bir araştırıcı, ilk defa motörlü bir uçakla uçmayı başarabilmiştir. Su uçakla ancak 200 metre yol gidilmiş olmasına rağmen, 1908 yılında Amerikada bir saat havada kalabilen uçuş de neyleri yapılmıştır.
Daha sonraki yıllarda, havada kalabilen saat ve gidilebilen yol artmış, Birinci Dünya savaşında uçaklar, önemli rol oynamağa başlamışlardır. Birinci Dün ya Savaşından sonra, uçak üzerinde yapılan çalışmalar, modern ülkelerde birer endüstri haline getirilmiş, bir taraftan uzak bölgelere çabuk ve hızlı seferler yapan yolcu uçaklarının yanında; savaşlarda büyük roller oynamağa başlayan büyük hava filoları meydana getirilmeğe başlanmıştır. Öyle ki İkinci Dünya Savaşı, bir kara savaşı olmakta çıkmış, bir hava savaşı haline gelmiştir.
Benzinle işleyen motorlu uçaklar, İkinci Dünya Savaşından sonra, yerlerini tepkili motörle işleyen uçaklara bırakmış saatte 2000, 3000, 4000 kilometre yol alabilen havada uzun saatler kalabilen çak sayıda yolcu ve büyük ağırlıklar taşıyabilen uçaklar yapımına başlanmıştır. Bugün havacılık, gerek uzak yerlere gidip gelmelerde, gerek yük taşımada gerekse savaşlarda çok büyük önem taşıyan bir alan olmuştur.

15 Aralık 2006

Diplomatlık

Milletlerarası işlerde ve bir memleketin dış politikası ile uğraşma mesleği. Diplomatlık, devletlerin siyasî ve hukukî münasebetlerine, karşılık, menfaatlerine,tarihî gelişmelerine, bunları bağlayan antlaşma hükümlerine derin bilgiyi gerektirir. Çünkü, diplomatlar, memleketlerini, yabancı memleketlerde temsil ettikleri gibi, memleketlerinin çeşitli menfaatlerini de buralarda korumakla görevlidir. Diplomatlık, XVIII yüzyıl başlarında kurulmuş bir meslektir. Bu yüzyıldan itibaren memleketler, ilgi kurdukları yabancı memleketlere temsilci göndermeğe başlamışlardır. Milletlerarası meselelerin çok çeşitli yönlerden arttığı çağımızda da, diplomatlık mesleği, önemini kaybetmeyen bir meslek olmakta devam etmektedir.

15 Aralık 2006

Dalgıç

Denizin dibine düşmüş şeyleri çıkarmak ya da, mercan, inci gibi den dibinde bulunan şeyleri avlamak iç suyun dibine dalmayı kendine meslek edinmiş kimse. Dalgıçların deniz dibinde rahatça çalışabilmeleri, avlanabilmeleri için, başlıca iki şartı yerine getirmeleri gerektir: 1 – Deniz dibine indikçe, suların artan basıncından göğüs ve başlarını koruyabilecek, dolayısıyla vücutlarının herhangi bir bölümüne girmesine engel olabilecek basınca dayanıklı ve su geçirmez elbise giyme 2 -Nefes alıp vermelerini sağlayacağı bir düzeneğe sahip olmak.
Dalgıçlar, özel dalgıç elbiseleriyle denizin dibine inmek imkânını sağlarlar. Bu elbiseler, suların basıncında dalgıcı koruyabilecek özellikle yapıldığı gibi özel bir düzenekle de, dalgıcın nefes alıp vermesini sağlayacak şekilde yapılmışlardır.
Dalgıç, denize ineceği yerde dura gemiden devamlı kontrol edilerek denizin dibine iner.

15 Aralık 2006

Doktor

Bir fakülteyi bitirenlere, kendi bilim kollarında özel bir imtihan geçirdikten sonra verilen unvan. Aslı Lâtince olan bu kelime, dilimizde daha çok, Tıp fakültesini bitirenler için kullanılmaktadır. Öbür fakülteleri bitirdikten sonra verdikleri özel bir imtihanla bu unvana hak kazananlar, çoklukla, imtihan verdikleri bilim kolunun adını da doktor kelimesine eklerler. Hukuk doktoru, iktisat doktoru gibi.

15 Aralık 2006

Cellat

Ölüm cezasını yerine getiren kimse. Mahkûmların, belli suçlar sonucu idam edilmeleri vazifesi, bir kanunî müessese olarak meydana çıktıktan sonra tarihin seyri içinde bu iş ya halk tarafından yapılmış, ya da belli kimselere bırakılmıştır.
Yunanistanda ve Komada cellât ancak köleleri idam edebilmiş, vatandaşların idamı ise diktatörler tarafından yapılmıştır. Ortaçağda bazı Avrupa memleketlerinde idam kararını bizzat yargıçlar yerine getirmiştir. İhtilâlden öncesi Fransada cellâtlık müessesesi yerleşmeye başlamış, 1793 yılından sonra da maaşları devlet tarafından verilen cellâtlar bulundurulmaya başlanmıştır. Bugün idam cezasının var olduğu memleketlerde, devletlerin resmî cellâtları vardır.
Türklerde cellât: Osmanlılar devrinde gerek saray teşkilâtı içinde gerekse kadılık teşkilâtının bulunduğu her kaza ve bucakta, kadıların emrinde olan cellâtlar bulunurdu. Padişah tarafından idamı emredilenler cellât tarafından kılıçla öldürülürlerdi.

15 Aralık 2006

Çiftçilik

Toprakta ekim, bakım, dikim ve yetiştirme yolları ile bitki, hayvan ya da hayvan ürünleri istihsalinde bulunmak ya da bu ürünlerin yetiştiricileri tarafından işlenip değerlendirmek mesleğine verilen ad. Devamlı olarak bu işle uğraşanlara da çiftçi denir. Çiftçilik, insanların en önce uğraşmağa başladıkları bir sanat geniş bir bilim ve önemli bir istihsal şubesidir.
Çiftçilik, üretmek istediği ürünün özellik, cins ve çeşidi ile bu işlerde kullanacağı vasıta ve imkânlar bakımından başlıca şu bölümlere ayrılır:
1 – Bitki üreten asıl çiftçilik bölümü. Bu bölümde tarla kültürleri (hububat, bakliyat ve öbür bitkilerin üretilmesi) ile bahçe kültürleri (bağcılık, meyvecilik, sebzecilik, çiçekçilik) yer alır. Bunlardan tarla kültürleri, çoklukla geniş ölçüde istihsal edilen ve her biri ayrı kültür bitkilerinden ibaret olan bir bitki topluluğu ile çiftçiliktir. Bahçe kültürleri ise, tarla kültürlerine göre daha dar alanda daha sürekli çalışma ve daha geniş bilgi isteyen bir çiftçiliktir.
2 – Ehli hayvan üreten çiftlik (Zooteknik). Bu bölüm, ziraî iktisat bakımından bitki yetiştiren çiftçilik bölümü ile birlikte ve onunla tam bir işbirliği halinde yürütülür. Bu bölümde büyük hayvancılık (koşum ve binek hayvanları; et, süt, yün veren hayvanlar; deniz ve tatlısu balıkçılığı) ile küçük hayvancılık (tavukçuluk, kümes hayvancılığı, arıcılık, ipekböcekçiliği) kollan bulunmaktadır.
3 – Ürünleri kıymetlendiren çiftçilik sanatları bölümü. Bu bölümde bitkisel ürünleri kıymetlendirme sanayi (şarapçılık, biracılık, sirkecilik, pekmezcilik, rakıcılık, ispirtoculuk, ekmekçilik, yağcılık) ile hayvansal ürünleri kıymetlendirme sanayi (sütçülük, et konserveciliği, dokumacılık) yer almaktadır.

15 Aralık 2006

Balıkçılık

Balıkçı mesleği, balık avı. Her memlekette olduğu gibi Türkiyede de balıkçılık iki kısma ayrılmıştır : Deniz balıkçılığı, tatlı su balıkçılığı.
Deniz balıkçılığı memleketimizde genel olarak kıyı balıkçılığı özelliğini taşımaktadır. Marmara denizinin açık sularında ve Karadeniz kıyılarında 45 – 50 kilometre uzaklarda türlü ağlarla, geniş çapta balık avlanması oluyorsa da bunlar önemsiz olduğundan, büyük balıkçılık sayılamazlar.
Tatlı su balıkçılığı, göllerde nehirde ve başka akar sularda yapılan küçük balıkçılıktır.

15 Aralık 2006

Basın

Belli aralıklarda basılıp haberleri, siyasî görüşleri, fikir ve sanat hareketlerini ve çeşitli teknik ve meslekî korkuları halka bildiren, idarî yönetimi de denetleyen yayın vasıtalarının bütünü. Bu kavramın gelişmesi ancak gazete ve dergilerin makinelerle çoğaltılabilmesi imkânı ile mümkün olabilmiştir.
Bugün basının, maddî ve ticarî bir meslek olmasının yanında bir kamu işi görmesi sebebiyle manevî değeri yüksek olan bir meslek olma özelliği de vardır. Demokratik sistemlerin dayandığı yürütme erki, yasama erki ve yargı erkinin yanında bir dördüncü kuvvet olmak kudretini taşımaktadır. Buna da sebep, basının gazeteler, dergiler ve çeşitli belli aralıklarla yayınlanan eserler vasıtasıyla bir kamu hizmeti görmesidir.
Herhangi bir siyasî görüşün, edebî bir fikrin, binlerce sayıda basılarak ve belli aralıklarla onu okuyacaklara ulaşması, basının bu kudretini meydana getiren başlıca sebeptir. Bu sebeple, bir medeniyet merhalesi olan basın hürriyeti, yani her konuda, kamuoyuna yararlı olmak için yazabilmek ve bunu yayabilmek hürriyeti, uzun ve yıpratıcı didişmelerden sonra elde edilmiştir. Fakat, yüzlerden, binlerden başlayarak yüzbinlere milyonlara varan yayın imkânlarıyla muazzam bir kuvvet haline gelen basın, zaman zaman iki büyük tehditle karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi, hüviyet gizlemek suretiyle, menfaat hissine kapılarak, özel maksatlar gütmek, şantaj vasıtalarına başvurarak soysuzlaşmasına sebep olmaktadır. İkincisi de, ortalığı karanlık tutarak, kendi dileklerinin dışında kalan fikirlerin kamu oyuna yayılmasını istemeyen idarelerin tehditleridir.
Hür bir basın için birer tehlike olan bu iki tehdit de, demokratik sis temler ve hükümetlerin meşru tahditleri ve basın kanunlarıyla, ceza kanunlarına eklenen bâzı maddelerle giderilmeğe çalışılmıştır.
Tarih : Yazı ile haber verme işine ilk olarak Romalılar zamanında rastlanır. Julius Caesar (Sezar) zamanında bir çeşit duvar ilânı ile, halka bildirilmesi gerekli görülen haberler duvarlara asılmak şeklinde yapılmıştır. Daha sonraları bu haber yayma şekli, şehirden şehre gönderilen özel mektuplarla mümkün olabilmiştir.
Matbaacılığın icadı ile XVII. yüzyıldan itibaren gazeteler yayınlanmağa başlamış ve XVII. yüzyılda İngiltere. Fransa ve Almanyada başlayan siyasî gazetecilik ile basını, gerçek önemini kazanmağa başlamıştır.
Fakat, basının, özellikle gazeteciliğin, demokratik sistemlerde dördüncü {kuvvet, haline gelmesi, XX. yüzyılın başlarından itibaren olmuştur. Sayısı yüzbinlere varan gazeteleri çok kısa zamanlarda, hemen hemen birkaç saat içinde, basabilmek ve yayabilmek imkânlarının gelişmesi ve artması ile basın bütün medeni dünyada önemli yerini almıştır.
Bizde basın: Bizde, belirli aralıklarla gazete ve dergilerin yayınlanması, XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yayınlanan ilk gazete, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın, Türkçe ve Arapça olmak üze, re iki dilde yayınlattığı Vekayii Mısriyye adlı gazetedir. Bundan birkaç yıl sonra , 1 Kasım 1831 de, II.Mahmutun emri ile ilk Türkçe gazete yayınlanmağa başlamıştır. Takvim-i Ve-kay-i adını taşıyan, resmî olan ve haftada iki defa yayınlanan bu gazetede, resmi olmayan yazılar ve haberler de çıkmıştır. Takvim-i Vekayinin, ayrıca Fransızca Le Moniteur Otoman adlı ayrı bir sayısı da yayınlanmıştır.
özel teşebbüsün çıkardığı ilk gazete de, 1840 yılında William Churchill adlı bir İngiliz tarafından yayınlanan Cerîde-i Havadis tir. Bir Türk tarafından çıkarılan ilk özel gazete ise, Şinasi ile Agâh Efendinin birlikte yayınladıkları Tercümân-i Ahvâl dir (1860) Bundan sonra yayınlanmış olan gazetelerin çoğu, gerek Türk basın hayatında, gerekse Türk fikir hayatında büyük izler bırakan, büyük etkileri olan gazetelerdir. Özellikle Şinasinin 1861 yılında yayınlamağa başladığı ve Avrupaya gittiği zaman Namık Kemalin başyazarlığını yaptığı Tasvir-i Efkâr, 1866 yılında Ali Suavinin yayınladığı Muhbir, 1869 da yayınlanan Diyojen ve Basiret, Namık Kemalin Avrupa dönüşünden sonra 1872 de yayınlamağa başladığı İbret, 1875 te yayınlanan Vakit ve istikbâl, Ahmet Mithat Efendinin yayınladığı Tercü-mân-i Hakikat, Londrada Genç Osmanlılar tarafından kurulup Namık Kemalin ve Ziya Paşanın gayretleri ile yaşayan Hürriyet gazeteleri bu devrin önemli gazetelerindendir. Böylece, baskı sayıları fazla olmamakla beraber, 1881 e kadar İstanbulda yüze yakın gazete yayınlanmıştır.
Bu tarihten 1908 de ilân edilen Meşrutiyete kadar gazetelerin yayınlanmasında bir azalma görülür. İkinci Meşrutiyetin ilân edilmesinden sonra, basın hayatı yeniden bir canlılık kazanmıştır. Bu tarihten, Anadoluda Millî Mücadelenin başlamasına kadar yayınlanan önemli gazeteler şunlardır: Şû-râyı Ümmet, Tanîn Tasvîr-i Efkâr, Hak, Tercüman-1 Hakikat, Pey ânı, İkdam. Sabah, Tevhîd-i Efkâr, Akşam, Yeni Gün, Zaman.
Mütareke yıllarında bir taraftan işgal kuvvetlerinin, bir taraftan da İstanbul hükümetinin çeşitli baskıları altında yayınlarına güçlükle devam eden bu gazetelerden başka, Millî Mücadelenin başladığı ve devam ettiği Anadoluda da, millî hareketi destekleyen gazetelerin yayınlanmağa başladığı görülür. Sivas Kongresinin dağılmasından sonra yayınlanmağa başlayan ,İrade-i Milliye gazetesi, Anadolu hükümetinin yarı resmî bir gazetesi olması bakımından da önem taşır. 14 Eylül 1919 da Sivasta yayınlanan bu gazete, sonradan Ankarada yayınına devam etmeğe başlamış ve 10 Ocak 1920 tarihinden itibaren Hâkimiyet-i Milliye adını altmıştır. Yine Millî Mücadele yıllarında Ankarada yayınlanan başka bir gazete de, Yunus Nadi Abalıoğlunun, İstanbuldan Ankaraya naklettiği Yeni Gün gazetesidir. Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra, Türkiyede gazetecilik,büyük ilerlemeler kaydetmiş büyük denecek gazeteler, bir taraftan da Ankarada ve öbür şehirlerimizde yayınlanmağa başlamıştır. Bilhassa eski harflerin yerine yeni Türk harflerinin kabul edilmesinden sonra, Türkiyede okuma yazma bilenlerin sayısının artması, gazete okuyucularını da artmasına sebep olmuş:
ilerleyen tekniğe ayak uyduran gazetelerimiz okuyucu sayılarının da artması ile Avrupa ve Amerikada yayınlanan gazetelerle yarış edecek imkânlara sahip olmuşlardır.
Gazeteciliğimizde,, Cumhuriyet devrindeki en büyük ilerleme, 1945 yılından itibaren başlayan demokrasi rejiminin yurtta yerleşmeğe başlaması ile olmuştur. Memleket dâvalarının ve memleket idaresinin, geniş halk topluluklarını da yakından ilgilendirdiği bu rejimde, çeşitli memleket meselelerini en iyi şekilde ve en doğru olarak yayınlamağa başlayan gazeteler, büyük okuyucu kütlelerine hitap etme tekniği ve imkânlarını elde etmişlerdir. Böylece, günlük baskıları yüz binin üstünde olan büyük gazete ve dergiler yayınlamak imkânı doğurmuştur.
Bizde basın kanunları: Türkiyede basına hukukî bir nizam verme teşebbüsü 1864 yılında başlamıştır. Bu tarihte basın tüzüğü yayınlanarak, gazete ve dergi çıkarmak isteyenler için bazı kayıtlar konmuştur.
Bu tüzükte başlıca şu hükümler vardır; Gazete ya da dergi yayımlayacaklar, hükümetten izin almak zorundadırlar. Her gazetenin ve derginin sorumlu bir müdürü olacaktır. Uydurma haberler, yanlış vesikalar din ve mezhep aleyhinde yazılar yayımlayan gazeteler cezalara çarptırılacaktır. Bu cezalar arasında gazete ya da derginin, hükümet tarafından geçici ve devamlı olarak kapatılma yetkisi de vardır.
Bu tüzüğün yayınlanmasından kısa bir zaman sonra (1867) yayınlanan bir kararname ile gazeteler üzerinde hükümetin baskısı daha da arttırılmıştır. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa zamanında gazeteler için sansür konmuş, II Abdülhamit zamanında ise gazete yayınlamak çok ve tehlikeli bir iş durumuna getirilmiştir.
İkinci Meşrutiyetin ilânı ile gazeteler üzerindeki baskı kısmen hafifletilmiş. Hürriyet prensibine uygun bazı hükümler konmuştur. Fakat bu hükümler kısa bir zaman sonra kaldırılarak Türk basını tekrar eski durumuna getirilmiştir. 1913 yılındaki Bâb-ı Âli baskını ile sansür yeniden konmuş ve Türk basım, bütün savaş boyunca askerî bir sansür rejimi altında kalmıştır.
Mütareke devrinde de aynı sansürün, işgal kuvvetleri ve İstanbul hükümeti tarafından devam edildiği görülür.
Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra eski Meşrutiyet devri nizamları uzun müddet devam etmiş, ilk yıllarda İrticaa, isyana ve memleketin sosyal nizamlarını bozucu teşebbüslere karşı çıkarılan Takrîr-i Sükûn kanunu ile basın rejimi sıkı kayıtlara tâbi olmuştur. Geçici olan bu nizamdan sonra 25 Temmuz 1931 de bir basın kanunu yayınlanmış, gazete sahipleri ve sorumlu müdürleri hakkında gerekli hükümler konmuştur.
Basın üzerindeki kayıtlar, İkinci Dünya Savasının bitişine kadar çeşitli şekillerde kendini göstermiş; İkinci Dünya Savaşından sonra memleketimizde demokratik rejimin uygulanmasına geçilmesi üzerinle, bu kayıtların çoğu kaldırılmıştır. Gerek C.H.P. iktidarının son yıllarında gerekse Demokrat Partinin 1950 yılında, seçimleri kazanmasından sonra, basın kanununda birçok değişiklikler olmuş, basın hürriyetini kayıtlardan uzak tutma yolunda ilerlemeler kaydedilmiştir.
Ancak D.P. iktidarı, 1954 yılından sonra kanunlarına ağır hükümler koydurmak ve ispat hakkını kaldırmak suretiyle, basın hürriyetini önemli kayıtlar içine aldırmıştır. 27 Mayıs 1960 hareketinden sonra, basın tekrar eski hürriyetine kavuşmuş ve 9 Temmuz 1961 de halk oyuna sunulan yeni anayasamızla anayasanın teminatı içine alınmıştır.

15 Aralık 2006

Berber

Saç sakal kesmeyi, tıraş etmeyi kendine meslek edinen kimseye verilen ad. Berber kelimesinin aslı, Fransızca sakal anlamına gelen barbe dan gelmedir. Fransızca saç sakal kesmeyi meslek edinen barbier denir. Bu kelime dilimize girip berber şeklini almıştır.

15 Aralık 2006

Astronot

Son, yıllarda, aya ve öbür gök cisimlerine Yeryüzünden ulaşılabilmek yolunda yapılan çalışmalarda, uzay uçuşu yapacak şekilde özel olarak yetiştirilen elemanlara verilen ad. Astronotların. bu uzay yolculukları sırasında bindikleri peyk de genel olarak uzay kapsülü adı ile anılmaktadır .
İkinci Dünya Savaşı sonunda, bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri, öbür taraftan Sovyet Rusya tarafından yürütülmekte olan uzay araştırmaları sonunda, uzaya gönderilen sunî peykleri, pek çok yeni bilgiler ve sonuçlar elde edilmiş bunlar da 1961 yılında, uzaya insan gönderebilmenin mümkün olabileceği sonucunu doğurmuştu.Rusların köpeklerle Amerikalıların maymunlarla yaptıkları denemeler, uzaya canlıların gönderilebilmesini sağlamıştır.
Bu denemelerden sonra Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Rusya, uzaya insan gönderilmesinde de başarıya ulaştılar. 1961 den 1963 yılının ilk yarısına kadar geçen iki yıl içinde, her iki devlet tarafından uzaya altışar kişi gönderildi.
Amerikan kapsülleri:
Freedom 7-5 Mayus 1961 de atılan ilk insanlı Amerikan kapsülüdür. İçinde astronot Alan B. Shepardın bulunduğu kapsül, 15.22 dakikada 200 kilometre ye çıktı ve 500 km. ye yakın yol aldı.
Liberty Bell 7-21 Temmuz 1961 de atıldı. İçinde asronot Girissom vardı. 15.22 dakika uzayda kaldı.
Friendship 7-20 Şubat 1962 de atıldı. İçinde astronot John Glenn vardı. Dünya çevresini dolaşan ilk Amerikan kapsülü oldu. Dünya çevresinde 3 defa dolaştı. 4 saat 56 dakika uzayda kaldı.
Aurora 7 – 24 Mayıs 1962 de fırlatıldı. İçinde astronot Scott Carpenter bulunuyordu. 4 saat 56 dakika uzayda kaldı ve dünya çevresini 3 defa dolaştı.
Sigma 7 – 3 Ekim 1962 de fırlatıldı. İçinde de astronot Walter Schirra bulunuyordu. 250.000 km. den fazla yol aldı. 6 defa dünya çevresini dolandı ve uzayda 9 saat 11 dakika kaldı.
Faith 7 – 15 Mayıs 1963 te fırlatıldı. İçinde astronot Gordon Cooper bulunuyordu. Bir milyon km. ye yakın yol aldı. Dünya çevresini 22 kere dolaştı. Uzayda 34 saat 19 dakika kaldı. Rus kapsülleri:
Vostok I, – 12 Nisan 1961 de fırlatıldı. İçinde, ilk defa uzaya çıkan insan olarak Yuri A. Gagarin bulunuyordu. Dünya çevresinde bir kere dolandı, uzayda 1 saat 48 dakika kaldı.
Vostok II, – 2 Ağustos 1962 de fırlatıldı. İçinde astronot German Titov vardı. Dünya çevresinde 17 defa dolaştı, 25 saat 15 dakika uzayda kaldı.
Vostok III – 11 Ağustos 1962 de fırlatıldı. İçinde astronot A. Nikolayev bulunuyordu. 64 defa dünyayı dolaştı. 95 saat uzayda kaldı.
Vostok IV, – 12 Ağustos 1962 de fırlatıldı. İçinde astronot Fepel Popoviç bulunuyordu. Dünya çevresini 48 defa dolaştı. 71 saat uzayda kaldı.
Vostok VI, -16 Haziran 1963 te fırlatıldı. İçinde astronot V. Bikovski bulunuyordu. Uzayda 4 gün 23 saat 54 dakika kaldı. 3.500.000 km. ye yakın yol aldı. Vostok VI, . 16 Haziran 1963 te fırla tıldı. İçinde, uzaya gönderilen ilk kadın astronot olan Valentin Tftreçkova bulunuyordu. 2 gün 22 saat 49 dakika uzayda kaldı 1.200.000 km. ye yakın yol aldı.

15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre