'Edebiyat' Kategorisindeki Yazılar

Şarkı

Divan şiirine Türkler tarafından katılmış bir nazım şekli. Bestelenerek okunmak için yazılır. Dörder mısralık 2-5 bendden meydana gelir. Birinci bendin 2 nci ve 4 üncü, öbür bendlerin yalnız sonuncu mısraları hiç değişmeden tekrarlanır
Şarkının ilk örneklerine, Divan edebiyatımızda, XI. yüzyılda rastlanır. Bu edebiyatımızda şarkı özellikle XVIII. yüzyılda, Lâle Devrinde çok gelişmiştir. Divan edebiyatının en büyük şarkı şairi Nedimdir. Halk edebiyatında da şarkı türünde eserler veren şairler yetişmiştir.

15 Aralık 2006

Şiir

Çeşitli duygu ve düşüncelerin, okuyucuyu duygulandıracak ya da düşündürecek yolda, nazımla ifade edilme şekline verilen ad. Ancak, her nazım şiir değildir. Nazımın şiir sayılması için, duygu ve düşüncelerle bezenen bir değer taşıması, içinde bir özdeyiş ustalığının olması gereklidir. Bazı yazarlar, bu yoldan giderek, şiirin, nesir yolu ile de söylenebileceğini ileri sürerler. Çoğu yazarlar ise şirin kesin olarak nazımla ifade edilebileceğini savunurlar.
Şiir, toplumların ilkel çağlarında, çeşitli din törenlerinden doğmuştur, ilk önceleri dans ve musikî ile birlikte yaşamış; zamanla, yalnız başına, güzel sanatların bir kolu haline gelmiştir.
Gerek Yunan ve Lâtin edebiyatında, gerekse Avrupa edebiyatından alman klâsik ayırmaya göre, şiirler, konu, şekil ve söylenişlerine göre, şu bölümlere ayrılır: Epik, lirik, didaktik, pastoral, dramatik şiir.
Epik Şiir : Bir milletin hayatını yakından ilgilendiren göç ve savaş gibi tarih ve toplum olaylarını anlatan, uzun manzum hikâyeler, 2 türlü epik şiir (destan) vardır, a – Tabiî destan, eski devirlerde millet vicdanında derin izler bırakan bir tarih veya toplum olayının yine o devirlerde çeşitli saz şairleri veya millî bir şair tarafından söylenen şekli. (Eski Yunanlıların Troia savaşına gidiş ve dönüşleri Homeros tarafından İlliada ve Odysseia adlı destanlarda hikâye edilmiştir. Finler in Kalevala adlı destanı, şairlerinin ve halkın ağzından toplanıp sıraya konmasıyla meydana getirmiştir) .
b – Yapma destan, yakın çağlarda, herhangi bir tarih olayının bir şair tarafından yazılmış şekli. (Haçlı seferleri, İtalyan şairi Tasso tarafından kurtarılmış Kudüs adı konmasıyla meydana gelmiştir).
Bütün hikâyelerde olduğu gibi, destanlarda da vaka, ve kişiler vardır. Destan vakalarının başlıca özelliği gerçek olmasıdır.
Destanlarda gerçek kişiler ve tabiat üstü kişiler vardır: Gerçek kişiler, tarihten alman ya da şair tarafından tasarlanan kimselerdir. Ancak, bunlar tek yönlü kimseler olarak işlenmişlerdir.
Lirik Şiir : Duygu ve düşünceleri coşkun, hareketli bir ifade ile anlatan şiirlere denir.
Eski Yunanlılarda, saz şairleri, şiirlerini Lyra denen bir sazla söyledikleri için, bu çeşit manzumelere Lirik denmiştir. Bütün milletlerin eski çağlarında şiir ile musiki birlikte söylenmiştir. Bizde, aşık veya saz şairi adı verilen halk şairleri şiirlerini hâlâ sazla söylemektedirler.
Lirik şiir dünya edebiyatında en çok işlenen ve gelişen şiir türüdür. Bu alanda yazan çok büyük şairler yetişmiştir.
Türk edebiyatın en önemli lirik şairleri, Divan edebiyatında Fuzuli, Baki, Nedim, dinî Halk edebiyatında Yunus Emre, din dışı Halk edebiyatında Karacaoğlan, yeni edebiyatta Yahya Kemal Beyatlıdır.
Didaktik şiir : Doğrudan doğruya akla hitap eden şiir tarzıdır. Ahlâk, felsefe, din, sanat, bilim prensiplerini manzum olarak anlatan yazılarla yergiler, manzum hikâyeler, manzum mektuplar hep bu çeşidin içine girer. Didaktik şiir de, lirik şiir gibi, dünya edebiyatında en çok işlenen ve gelişen bir şiir türüdür. Bu alanda yazan çok büyük şairler yetişmiştir.
Pastoral şiir : Çoban ve kır hayatını anlatan şiirlerdir. Sakin, temiz ve masum kır hayatının zevkini duyurmak amacı güdülür. Her türlü şekil, gösteriş ve yapmacıktan uzak, sade, tabiî bir üslûpla yazılır,
İdil, doğrudan doğruya şairin ağzından yazılan kır tasvirleridir.
Eglog, çobanları karşılıklı konuşturmak suretiyle yazılan kır şiiridir. Egloglar birer vakaya dayandığı ve içlerinde karşılıklı konuşan kişiler bulunduğu için küçük birer piyesi andırırlar. Türk edebiyatında bu yolda yazılmış manzumeler yoktur.
Pastoral şiirin en ünlü örneklerini yazan şairler Yunan edebiyatında Thlokritos, Lâtin edebiyatında Vergiliustur. Dramatik şiir

15 Aralık 2006

Sembolizm

Fransada XIX. yüzyılın sonlarında, Parnassienlere karşı bir tepki olarak kurulmuş olan bir edebiyat akımı. Bu akımın güdücüleri, kendilerinden öncekileri çok materyalist gördüklerini iddia etmişler, omları şekle fazla bağlılıkla suçlandırmalardır. Şiiri, dış musikiden çok, bir iç musiki ile bir duyurucu şiir halinde söylemeyi esas almışlardır.

15 Aralık 2006

Servetifünun

27 Mart 1891 yılında İstanbulda Ahmet İhsan Tokgöz tarafından kurulan resimli bir dergi.Uzun yıllar, edebiyat ve kültür hayatımızda önemli bir rol oynamış dergilerdendir. Bu dergide yazı yazanlar, edebiyat tarihimizde, Servetifünun Edebiyatı adı verilen edebiyat akımının başlamasına yol açmışlardır. Zaman zaman yayınına ara vererek uzun yıllar devam eden dergi yeni harflerin kabul edilmesi ile 6 Aralık 1928 tarihinde 1681-1 sayısı ile ve Uyanış adıyla yayınma devam etmiş, 26 Mayıs 1944 tarihinde 2464 sayısı ile tamamen kapanmıştır.

15 Aralık 2006

Tahmis

Divan edebiyatında, herhangi bir şairin bir gazelinin her beytine üçer mısra eklenmesi ile beşer mısralık kıtalar meydana getirilmek suretiyle yapılmış olan nazım şekli.Tahmis, özellikle, ünlü şairlerin çok güzel gazellerine, çeşitli şairler tarafından mısralar eklenmek suretiyle kullanılmış olan bir nazım şeklidir.

15 Aralık 2006

Takvimi vakayı

Türkiyede ilk olarak yayınlanan gazete, Mahmut II. zamanında, 1 Kasım 1831 tarihinden itibaren ilk resmî gazete olarak yayınlanmağa başlamıştır. Haftada bir defa olmak üzere yayınlanır, bütün yüksek memurlara ve yabancı devletler temsilcilerine gönderilirdi.

15 Aralık 2006

Tasvir

Edebiyatta, eşyanın canlı ve hareketli olarak karakteristik görünüşlerini sayıp dökmeye verilen ad. Tasvirlerde başarı, gözlem ile iyi bir görüş noktası seçmeye bağlıdır.

15 Aralık 2006

Tenkid

Bir sanat ya da fikir eserinin özünü veyahut yapılışını anlatan, onun değer ve değersiz taraflarını, toplumun fikir ve sanat gelişimindeki yerini örnekler ve vesikalarla belirten yazılara verilen ad.
Tenkidci, incelediği eser karşısında bir bilim adamı gibi büsbütün tarafsız kalamaz; vesikaları ve devrin genel kanaatini göz önünde bulundurmakla beraber, eserin güzel, çirkin, doğru, yanlış taraflarını kendi görüşüne göre belirtir. Tenkidci, yazısına kendi kişisel duygu düşüncelerini de kattığı için, tenkid yazları başlı başına bir fikir ve sanat eseri değerini kazanır.
Tenkid Batı edebiyatında çok gelişmiş bir edebiyat türüdür. En ünlü tenkidciler, Fransız edebiyatında Bolea Sainte Beuve, Tainedir.
Türk edebiyatında tenkid türünde eserler Tanzimattan sonra yazılmaya başlanmıştır. Bu yolda yazanların başlıcaları, Tanzimat edebiyatında Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem. X yüzyıl edebiyatında Nurullah Ataçtır.

15 Aralık 2006

Türk edebiyatına toplu bakış

Türk medeniyeti tarihinde, İslâmlığın kabul edilmesinden önceki devre, İslâm medeniyetinin etkisi altında olan devre ve Batı medeniyetine yönelme devresi başlıca bölüm devreleridir. Bu bölüm devreleri, Türk edebiyatı tarihinde de kendini göstermiştir. Buna göre, Türk edebiyatı tarihi, başlıca üç devreye ayrılır:
I – İslâmlığın kabul edilmesinden önceki Türk edebiyatı,
II – İslâm medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatı,
III- Batı medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatı.
I – İslâmlığın kabul edilmesinden önceki Türk edebiyatı
Başlangıç tarihi, Orta Asyada Türklerin ilk medeniyetlerini kurdukları çağlara kadar uzanan bu devir edebiyatı, çeşitli yabancı etkilerden uzak kalmış, tam anlamıyla millî ve yerli bir edebiyat olma özelliği taşır. Bu devre edebiyatında, İsadan yüzyıllarca öncelere ait ilk eserlerle beraber, yazanın kullanılmağa başlandığı çağlardaki eserler de yer almaktadır. Bunlar, belli başlı iki lehçe ile yazılmış, tır. Bunlarda birini Oğuz destanının yazıldığı Güney (Uygur) lehçesi, öbürü, Orhun Yazıtlarının yazıldığı Kuzey (Gök-Türk) lehçesidir. Uygur lehçesi, İslâmlığın kabul edilmesinden sonra Doğu Türkçesi adını almış ve bilhassa Türkistanda gelişerek XIV. yüzyıldan sonra Çağatay lehçesi halinde devam ede gelmiştir. Kuzey lehçesi, ise İslâmlığın kabul edilmesinden sonra Batı Türkçesi adını almış ve batıya doğru gelerek Azerbaycanda, Anadoluda yerleşen Oğuz Türkleri arasında gelişmiş, Azerî lehçesiyle birlikte bugünkü Anadolu lehçesine (Türkiye lehçesi) kaynak olmuştur.
İslâmlığın kabul edilmesinden önceki Türk edebiyatı 1) Sözlü edebiyat, 2) Yazılı edebiyat, olmak üzere iki bölüme ayrılmaktadır.
1) Sözlü edebiyat: Başlangıcı, Türk medeniyet tarihi ile bir olan başka bir deyimle, Türk milletinin başlangıç tarihi ile bir olan bu edebiyat, yazının kullanılmağa başlanmadığı devirlerde meydana gelmiş ve nesilden nesile, sözlü bir gelenek halinde, ağızdan geçerek sürüp gitmiştir. Sosyal bir zorunluluk olarak, ilkin din törenlerinden doğmuş sonraları din dışı eğlenceler arasında ve çoklukla musiki ile beraber yürümüş ve başlıca ürünlerini destan, koşuk ve ağıt şeklinde, şiir olarak vermiştir. Sözlü edebiyattaki Türk şiiri, vezninde ve dörder mısralık dörtlüklerle, çok kere yarım kafiye ile söylenmiştir. Her dörtlüğün ilk üç mısrası kendi aralarında, dördüncü mısralar da öbür dörtlüklerin dördüncü mısraları ile (aaab-cccb-dddb-…) kafiyeli olmuştur.
Bu devirde birçok destanlar yaratılmıştır. Ancak bu destanlar, topluca bir şairin malı olmadığı gibi, zamanımıza kadar tam olarak tespit edilip gelememiştir. Bu devredeki başlıca destanlar şunlardır: Alp Er Tunga destanı (Saka Türklerinin İranlılarla mücadeleleri anlatılmaktadır). Şu destanı (Saka Türklerinin Büyük İskenderle olan mücadeleleri anlatılmaktadır). Oğuz Kağan destanı (Hunların büyük hükümdarı Oğuz Kağanın Orta Asyada Türk birliğini ve Hun İmparatorluğunu kurması anlatılmaktadır), Bozkurt destanı (Gök Türklerin demirden bir dağı delerek çıkmaları ve büyük bir devlet kurmaları anlatılmaktadır), Dokuz Oğuz Üç Uygur destanı (Uygurların erkek bir kurttan türeyişleri anlatılmaktadır). Göç destanı (Uygurların göçleri anlatılmaktadır),
2) Yazılı Edebiyat: Eski Türkler arasında yazının yazılmağa başlamasından sonra meydana gelen edebiyattır. İlk yazılı eserler, Türklerin, İslâmlığı kabul etmeden önce kullandıkları ilk yazı olan Gök-Türk yazısı ile yazılanlardır. İlk yazılış zamanları kesin olarak bilinmeyen bu yazılı metinler, Yenişey Kırgızları tarafından Gök-Türk harfleriyle yazılmış bulunan (tahminen VI. yüzyıl) Yenisey yazıtları dır. Yine Gök-Türk yazısı ile yazılan başka metinler de Orhun Yazıtları dır. Dikili taşlar üzerine yazılmış olan bu yazıtlarda Doğu Gök-Türklerin kullandığı ikinci bir yazı olan Uygur yazısı IX. yüzyıldan itibaren kullanılmağa başlanmıştır. Bu yazı ile yazılmış eserler, çoklukla Budizm ile ilgili bir takam dini metinlerdir.
Bunlar Türklere mahsus, sade samimî ve tamamıyla millî bir karakter taşımakta konu ve ruh bakımından İslâmlıktan önceki Türk edebiyatı özelliklerini ihtiva etmektedir.
Bu yazılı eserlerden de anlaşılacağı gibi, İslâmlığın kabul edilmesinden sonra şekil ve ruh bakımından değişmiş, ancak Türk ülkesi üzerinde gelişen Türk edebiyatı, bu eski millî edebiyatın, özelliklerini az çok muhafaza etmiştir. Bilhassa hece vezni, hikâye ve destan türü ve halk edebiyatında kullanılan nazım şekilleri bu edebiyattan gelmektedir.
II – İslâm medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatı: Türkler, X yüzyılın ikinci yarısından itibaren kitleler halinde İslâmlığı kabul etmeğe başlamışlardır. Türklerin İslâmlığı kabul etmeğe başlaması ile bir yandan bu din Ön-Asyada yayılıp kuvvetlenmiş, bir yandan da Türk toplum hayatında kökten bir değişme olmuştur. Türk toplumunda ve Türk medeniyetindeki bu kökten değişme ile birlikte, Türk edebiyatında da dil, konu, vezin, şekil bakımlarından değişmeler meydana gelmiştir. Böylece büyük merkezlerde yetişen ve Arap-İran medeniyetinin etkisi altında kalmağa başlayan Türkler, Arap-İran tarzında yeni bir edebiyat kurmağa başlamışlar, sonradan Divan edebiyatı adını alan yeni bir edebiyatın temelini atmışlardır.Öte yandan Arap-İran edebî kültüründen uzak kalan halk kitleleri ise, eski ozanların temsil ettiği edebiyatı İslâmi ruha bürünmüş yeni bir saz şiiri ve halk edebiyatı halinde devam ettirmiştir. Bu iki kol arasında da, hem halk edebiyatından, hem Divan edebiyatından çeşitli özellikler alan yeni bir dinî edebiyat (Tasavvuf edebiyatı)meydana gelmiştir. Böylece,İslâmlığın kabul edilmesinden sonra Türk edebiyatı, nazımda Saz şiiri, Divan şiiri, Tasavvuf şiiri olmak üzere üç koldan yürüyerek gelişmiş nesirde de bunlara paralel eserler meydana getirmiştir.
Böylece, hece vezninde, Türk nazım şekilleriyle, sade bir Türkçe ve halk zevklerine uygun olarak meydanı gelmiş eserlere, genel olarak HALk EDEBİYATI; aruz vezniyle, Arap-İran nazım şekilleriyle ve bu edebiyatların estetik anlayışıyla meydana gelmiş eserlere DİVAN EDEBİYATI denmektedir.
İslâm medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatı, XI. yüzyıldan itibaren ilk eserlerini vermeğe başlamıştır. III – Batı medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatı
Osmanlı İmparatorluğu İslâm medeniyetinin etkisi altında birkaç yüzyıl boyunca büyük bir İmparatorluk olarak kalmış; fakat Avrupada başlayan yenileşme hareketleri karşısında eski sağlam durumunu kaybetmeğe başlayınca;bu yeni medeniyete kapılarını açmak yoluna gitmeğe çalışmıştır. Bu düşünce ile XII. yüzyıldan başlayarak zaman zaman bir takım yenileşme hareketleri belirmiş ve Avrupa medeniyeti örnek tutulmağa başlamıştır. Fakat zaman zaman olagelen bu yenilik hareketleri,memleketin tüm olan yeni bir medeniyete yönelmesini gerektirecek kadar sağlam ve plânlı hareketler olamamışlardır. Fakat XIX. yüzyılın ilk yarısında, Ortaçağ düzeni ile idare edilmekte olan Osmanlı imparatorluğunun, ilerleyen Avrupa karşısında siyasal olarak dayanabilme gücünün, ancak bu yeni medeniyete ayak uydurabilmesi, Batı esaslarına göre devlet kurumlarının yenibaştan düzenlenmesi ile mümkün olabileceği devlet adamlarında ve Türk fikir adamların yerleşen başlıca ana fikir olmağa başlamıştır.Böyle zorunlu bir düşünce ile yapılacak yeniliklerin ana çizgilerini belirten bir ferman 3 Kasım 1839 tarihinde zamanın padişahı Abdülmecit I. tarafından Tanzimat Fermanı adı ile yayınlanmış ve ilân edilmiştir. Bu fermanın yürürlüğe girmesi ile başlayan Tanzimat Devri nde dağınık bir hale gelmiş olan devletin bütün kurumları Batı esaslarına göre yeni baştan düzenlenmiştir.
Toplum hayatında belirmeğe başlayan bu değişiklikler, edebiyat üzerine de etki yapmıştır. Batı kültürünün etkisi altında yetişmeğe başlayan yeni nesiller böylece Batı edebiyatı yolunda yeni bir edebiyat çığırı açmağa girişmişlerdir.
Böyle bir hareket sonucu olarak da, Türk edebiyatı, başlangıcından itibaren en önemli gelişme ve değişme hareketiyle karşı karşıya kalmıştır. Birkaç yüzyıldır devam eden Türk İslâm geleneği yerine yeni bir geleneğin eklenmesi ile Türk edebiyatı, şekilden düşünceye dil kurallarına kadar önemli değişmelere uğramıştır.
Batı medeniyeti etkisi altında Türk edebiyatı, XIX. yüzyılda başlıca iki devreye ayrılır: Tanzimat edebiyatı, Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun edebiyatı).
1) Tanzimat Edebiyatı: Batı kültürü ile yetişen sanatçıların, Batı edebiyatını örnek tutarak meydana getirdikleri bir edebiyat olan Tanzimat edebiyatı, Tanzimat fermanının ilânından yirmi yıl sonra, 1860 da Tercüman-ı Ahvâl gazetesinin yayınlanması ile başlamış ve 1895 tarihine kadar devam etmiştir. Batı kültürüyle yetişen yeni nesil, Divan edebiyatının, yeni hayatı ifadeye yeter olmadığını görmüş ve yeni edebiyat çığırını açmıştır. Bu devirde yetişen sanatçılar, Fransız edebiyatını örnek almışlar ve Divan edebiyatında bulunan edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişlerdir.
Fakat bu yenileşme, yalnız edebiyat türleri, yani şekil yönünden olmamış; edebiyatta toplumla ilgili meseleler incelenmiş, toplumla ilgili yeni kavramlara (hürriyet, hak, adalet, vatan, millet gibi) yer verilmiştir. Bu kavramların memlekete yayılması başlıca amaç olarak alındığından edebiyatın Divan edebiyatı gibi aydın ve seçkin kişiler için değil, halk için bir edebiyat olması düşüncesi ile dilde sadeleşme, yazı dilinin konuşma dili haline gelmesi düşüncesi savunulmağa başlanmış; bu hareket noktası, nazımla birlikte Tanzimat nesrinde önemli yenilikler belirmesine sebep olmuştur. Tanzimat edebiyatı şiirinde, konu geliştirilmiş eski nazım şekillerinin yanında örnekleri Fransa edebiyatında bulunan yeni şekiller kullanılmağa başlanmış: konu birliği ne ve bütün güzelliği ne önem verilmiştir.
Tanzimat edebiyatı nesrinde, eski hikaye ve tarih seyahatname türlerinin yanında roman. Batı anlamında hikâye tiyatro, makale v.s. türlerine yer verilmiş, dil, bir takım düşünceleri yaymak amacı içinde sadeleşmeğe cümle kuralları yer etmeğe başlamıştır. Hikâye roman tiyatro türlerinde toplumla, tarihle ilgili olayların anlatılmasına önem verilmiştir. Tanzimat edebiyatının gerek nazmında, gerek nesrinde Fransız edebiyatında görülen klâsisizm, Romantizm, Realizm gibi akımlara yer verilmeğe başlanmıştır.
Tanzimat edebiyatının başlıca sanatçıları şunlardır.
Şinasi, Ziya Paşa, Namık KemaL Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey, Ebüz Ziya Tevfik, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami paşazade Sezai, Muallim Naci, Şemsettin Sami, Nabizade Nâzım.
2) Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun edebiyatı) XX. YÜZYIL Bu yüzyılın başlarında Türk edebiyatında çeşitli zevk, şekil ve fikir tartışmaları devam etmekle beraber, Türk edebiyatı, asıl millî karakterini almağa başlamıştır. Yüzyıllar boyunca çeşitli kültürlerin etkisi altında gelişen Türk edebiyatı, XX. yüzyılın başlarında, bu etkilerin her birinden kendine lâzım olan millî unsurları alarak, bütün Türk milletine mal olabilecek özellikler kazanmıştır. Şüphesiz edebiyatımızın bu millîleşmesinin sebeplerinden başlıcası, Türk toplum hayatında bilhassa Cumhuriyetin ilân edilmesi ile meydana gelen büyük devrim hareketidir.
XX. yüzyılın başlarında, Servet-i Fünun edebiyatı topluluğu yolundaki eserler devam ederken bir yandan da yeni bir edebiyat topluluğunun, Servet-i Fünun geleneğini devam ettirmek yolundaki çabası, önem taşır. Fakat, Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanan bazı sanatçıların Fecr-i Âti adı altında meydana getirdikleri bu topluluk, öbür edebiyat toplulukları gibi fazla verimli olamamıştır.
Bu yüzyılda Divan edebiyatı ortadan kalkmış, tasavvuf edebiyatı eski geniş çevresini bulamadığı için ünlü sanatçılar yetiştirememiştir. Toplum hayatının günden güne daha canlı bir durum alması ve milliyet fikrinin yerleşmeye başlaması ile dilde sade Türkçe ile yazma akımı başlamış ve akım, bu yüzyılda en büyük başarısına ulaşmıştır. Nazımda aruz vezni, yerini hece veznine bırakmağa başlamış, gelişmekte olan saz şiiri; yeni edebiyat hareketi ile beraber giden bir özellik kazanmıştır. Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra da Batı edebiyatından alınan yeni nazım şekilleri ve serbest vezinli nazımla, tam anlamı ile millî bir hüviyet taşıyan yeni edebiyat, bütün millete mal olabilecek vasıflar kazanmıştır.
Edebiyatta millî kaynaklara dönme düşüncesi ile başlayan ve kendilerine millî edebiyatçılar denen Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin gibi sanatçılar dilde sadeleşmenin öncülüğünü etmişler, aruz vezni yerine hece veznini kullanmağa başlamışlar, yerli hayatı yerli düşünceyi eserlerinde aksettirmeyi ön plânda tutmuşlar ve fikir ve ruh bakımından Türkçülük akımının öncüleri olmuşlardır. Bu yolda, hikâye, şiir,makale türlerinde verilen eserlerden sonra, Millî edebiyatçıların yolundan giden ve hece veznini, dilimize daha uygun bir şekilde işlemeyi başaran Hececiler adı ile anılan şairler yetişmiştir. Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy gibi sanatçıların öncülüğünü ettikleri Hececiler topluluğundan sonra, bir topluluk olma özellikleri olmayan, fakat meydana getirdikleri eserlerle şiirin şekil ve yapısında, söyleyişinde daha büyük başarıların elde edilmesine sebep olan Ömer Bedrettin Uşaklıgil, Kemalettin Kamu, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı gibi şairler yetişmiştir. XX. yüzyılda Türk şiiri kazandığı millî olma özelliğinden sonra Orhan Veli Kanık ve arkadaşlarının öncülüğünü ettikleri serbest nazımla, tabiî güzel Türkçe ile yazılan şiirlerle, yeni ileri bir özellik kazanmağa başlamıştır.
Bu yüzyılda, nazımda beliren hareketlerin dışında kalan bazı sanatçılar yetişmiştir. Bu sanatçılar, şekilde es kalmayı ve aruz veznini kullanma tercih etmelerine rağmen, gelişmeye başlayan Türk toplumunun etkisi altında kalmaktan geri kalmamışlar, es olmamakla beraber yeni olmayan ,gerek düşüncede gerek dilde, gerekse ruhta millî olan, yeni olan şiirler meydana getirmişlerdir. Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim, Mehmet Akif Ersoy, bu yolda yazan sanatçıların ünlüleridir.
Nesir alanında yetişen sanatçılarda aynı toplumsal etkiler altında kalarak, yenileşen ve millîleşen Türk edebiyatına eserler vermekten geri kalmışlardır. Batı anlayışındaki teknik yapıya ulaşan ve roman, hikâye, tiyatro eseri, edebiyat tetkikleri v.b. veren 1 sanatçılar, yine sade bir dilde ve toplumla ilgili meseleleri yazmayı ön plânda tutmuşlar, bu yolda üstün başarılar elde etmişlerdi. Halit Ziya Uşaklıgil ve Hüseyin Rahmi Gürpınarla başlayan sanatçıların başlıcaları şunlardır Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Rıfkı Atay, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Nurullah Ataç, Fuat Köprülü Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner.

15 Aralık 2006

Kafiye

Başka başka anlamlardaki kelime ve eklerin son heceleri arasındaki ses benzerliğidir. Kafiyeler, genel olarak mısraların sonlarında bulunur.
Kafiyeler, bazı milletlerin edebiyatında çok önemli yer almış, bazı milletlerin edebiyatında da hiç kullanılmamıştır. Bu arada, eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarında kafiye yoktur. Türk edebiyatında kafiyenin önemli yeri vardır. Halk edebiyatının en eski devirlerinde bile kafiye kullanılmıştır. Halk edebiyatında çoklukla yarım kafiyeler kullanılmış, manzumeler, çoğu zaman rediflerle zenginleştirilmiştir. Divan edebiyatında ise kafiye büsbütün önemlidir. Bu edebiyatta tam kafiye ve zengin kafiye kullanılmıştır.
Bugünkü şiirimizde kafiye eski önemini kaybetmiştir. Yeni şairler, kendilerini hiç bir kağıda bağlı görmeyen bir şiir anlayışı içinde olduklarından, şiirlerini kafiyeli ve kafiyesiz olarak yazabilmektedirler.
Kelimeler arasında birbirine benzeyen seslerin çokluğuna, azlığına göre, kafiyenin türlü şekilleri vardır: Tam kafiye, yarım kafiye, zengin kafiye, cinaslı kafiye.
Tam kafiye, mısra sonlarındaki kelimelerin son hecelerinde biri sesli, biri sessiz olmak üzere en az iki harfin birbirine benzemesi halinde olan kafiyedir.
Şerifli kubbeler iklimi, Marmarayla
Boğaz,
üzerlerinde bulutsuz ve bitmeyen bir yaz,
Yahya Kemal Beyatlı
Yarım kafiye, sadece sessiz harfler arasındaki benzemeye dayanan kafiyelere denir. Yarım kafiyeler, çoklukla Halk edebiyatında kullanılır:
Elifin elinde bardak,
Sanki yeşil başlı ördek.
Yüzer Elif elif diye.
Karacaoğlan
Zengin kafiye, ikiden fazla harf benzerliğine dayanan kafiyelerdir :
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Mehmet Akif Ersoy
Cinaslı kafiye,sesçe aynı anlamca ayrı kelimelerden ya da kelime kümelerinden yapılan Kafiyedir. Cinaslı kafiye zengin kafiyenin aşırı halidir:
Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki Asmaya? Ben yerimden ayrılmam
Götürseler asmaya. Halk şiiri
Redif, kafiyelerden sonra gelen aynı ses ve aynı anlamdaki kelimelerdir:
Yemyeşil dağların hem yas edişi,
Hem de gülüşüdür yayla dumanı;
Yeşil ormanların, karlı dağların, Hülyası, düşüdür yayla dumanı.
Ömer Bedrettin Uşaklı

15 Aralık 2006

Önceki


Kategoriler

Aylara Göre