'Biyoloji' Kategorisindeki Yazılar

Hayat

Bitki ve hayvan organlarının gelişme, korunma ve üreme şekillerinde beliren görev halinde bulunuşu. Bu görev halinin sol bulması üzerine, ölüm meydana gelir.
Hayat olayı, yeryüzünde bitki ve hayvanların meydana getirdiği canlılar dünyası için vardır. Bitki ya da insan olsun her canlı hayat olayını meydana getirmek için doğar büyür, gelişir ürer; sonunda hayat olayı yani yaşama sona ererek ölüm meydana gelir.Hayatın nasıl başladığı nasıl devam ettiği, niçin sona erdiği soruları cevapsız kalmış sorular halindedir. Bilinen şudur ki yer yüzünde ancak canlılar dünyası, hayat olayına devam ederler ve belli görevleri belirli süreler içinde yapan her canlı, hayat olayını tamamlayarak ölür.
Yeryüzünde, hayat olayının meydana gelişi, ilk canlıların meydana gelişi ile başlamıştır. Bu meydana gelişin, kesin zamanı ve özelliği bilinmemektedir. Ancak ilk canlıların meydana gelmesi ile haya olayı zamanımızdaki gibi en gelişmiş şekilde değil, en ilkel şeklinde başlamıştır. En ilkel hayat olayı, bütün hayatsal faaliyetlerini tek hücresi içinde yapan, canlılarda başlamıştır. Yeryüzünde tek hücresi ile beliren bu canlılar, doğma, büyüme gelişme; korunma, soluk alma, üreme şeklinde devam eden hayatsal faaliyetlerini hep aynı hücre içinde sağlamışılar, sonunda da, hayatsal faaliyetleri durarak ölmüşlerdir. Bugün, yeryüzünde bu ilkel canlıların yanında hayat olayını organlar ve sistemler halinde devam ettiren canlılar bulunmaktadır.
Dünyanın meydana gelişi ile birlikte hayat başlamıştır. Hayat, Jeolojik zamanlarda Birinci zaman olarak adlandırılan Poleozik zamanda başlamıştır. Paleozoik zamandan önce geldiği var sayılan ilkel zaman -Antekambrien, yeryüzünün hay atsız olan zamanıdır.
Hayatın başladığı, ilk canlıların meydana geldiği birinci zaman da, şekil bakımından en az gelişmiş canlıların bulunduğu anlaşılmıştır. Bu canlıların yaşama çevrelerinin de sular olduğu, yine yapılan incelemelerde anlaşılmış tır. Bu duruma göre, yeryüzünde hayatın ilk görünümleri; sularda başlamıştır. Canlılar dünyasının en ilkellerinden meydana gelmiştir.
Jeolojik zamanların geçmesi ile, canlılar, daha çok evrim kazanmışlar, gerek bitkilerde gerekse hayvanlarda, en gelişmiş canlıların bulunduğu şubeler sınıflar, takımlar ve türler meydana gelmiştir.
Hayatın başlaması ve canlıların evrim kazanmaları bilimsel bir gerçek olarak, ancak XIX. yüzyılın ortalarından sonra, anlaşılmış ve açıklanmıştır. Hayatı konu alan bilimlerin ilerlemesi ile canlıların çok uzun yıllara bağlı olan ve çok yavaş giden bir gelişme geçirdiği, bazı hayvan ve bitki türlerinin yok olduğu, yeni hayvan ve bitki türlerinin meydana çıktığı, bazı hayvan ve bitkilerin bunlar en çok evrime uğramış hayvan ve bitkilerin ilk biçimleriyle tanınmayacak kadar değiştiği anlaşılmıştır. Bununla birlikte, bütün canlılar arasında sıkı bir bağ olduğu canlıların çok eski ve ortak bir canlıdan türediği, ayrı ayrı biçimlerde geliştiği anlaşılmıştır.
Bu duruma göre, ilkin denizlerde başlayan hayat, denizlerdeki yaşamaya kendini uydurabilmiş en ilkel canlılarla başlamıştır.
Birinci zamanda en ilkel yapıda hücreli hayvanlarla çok hücrelilerden süngerler, eklem bacakların en ilkel yapıda olanları, yumuşakçalara benzeyen hayvanlar en ilkel yapıdaki balıklar, kurbağalar sürüngenlerin kertenkeleye benzer en ilkel yapıda olanları yaşamıştır. Bu zaman bitkileri arasında da çiçeksiz bitkilerle çiçekli bitkilerin en İlkel yapıda olanları yaşamıştır.İkinci zamanda çiçekli ve çiçeksiz bitkilerin biraz evrim kazandığı görülür. Bu zamanın hayvanları arasında poliplerin, derisidikenlilerin, yumuşakçaların biraz daha evrin kazandıkları; iç iskeletleri gelişim kazanan balıkların çoğaldığı sürüngenlerin en büyük gelişmeyi kazanarak boyları 30 – 60 metre olan türlerinin meydana geldiği, kuşların mey dana gelmeğe başladığı anlaşılmıştır.
Üçüncü ve dördüncü zamanlarda, ilk zamanlarda olan hayvan ve bitkilerin daha çok evrim kazandıkları, bazı türleri yerine yeni türlerin çıktığı, hayvanlardan memelilerin ve en sonunda da en çok evrim kazanmış memeliler olarak insanların meydana geldiği anlaşılmıştır.

15 Aralık 2006

Hücre

Bitki ve hayvanlarda, dokuları meydana getiren öğelerden (unsurlardan) her biri. Bu duruma göre, bütün canlılar, hücrelerden yapılmıştır. Canlılar, şekil ve özellikçe epey farklı olmakla beraber, hücreleri pek az değişiklik gösterir. Protozoalar, bir hücreli alglerle bakteriler hariç diğer bütün canlılar birçok hücrelerden yapılmıştır.
Bir hücre, sitoplazma denilen, pelte kıvamında, saydam ve heterojen bir kütleden yapılmıştır. Sitoplazmanın ortasında, ışığı daha parlak görülen yuvarlak bir cisim görülür. Buna çekirdek (nucleus) adı verilir. Bazı biyoloji bilginleri sitoplazma ve çekirdeğe birden protoplazma adını verirler. Bu ad yavaş yavaş kullanılmaz olmuştur.
Mikroskop altında incelendiğinde, sitoplazmada şu bölümlere ayırt edilir.
a – Vaküoller. Sıvı halinde besin maddelerini ya da boşaltım maddelerini taşır.
b – Meta plazma, yedek maddelerin bulunduğu bölümdür.
c – Bir hayli farklılaşmış elementler; mitokondrileri. Goldi cihazı (bitkilerde plastidler).
Sitoplazma bir zar ile çevrilmiştir. Bu zarın özelliği bir çok organizmadan organizmaya, aynı bir organizmada gelişim safhasına göre değişebilir. Bazı canlılarda bu zarın dışı tarafından ikinci bir zar bulunur. (Böceklerde kitin tabakası, bitkilerde selüloz zarı).
Çekirdeğin de çevresinde bir zar bulunur. Çekirdeğin içinde ise, çok defa kendisinden daha parlak görünen ufak bir cisim vardır. Buna çekirdek (nucleolus) denir. Çekirdek, çekirdek özü (nucleoplazma) denilen bir sıvı taşır. Çekirdek özü içinde linin denilen ve ince iplikçiklerden yapılmış bir ağ görünür. Çekirdek içinde, bunlardan başka, bazı bazik boyalarla iyi boyanan büyükçe tanecikler görülür. Bunlar, kromatin denilen maddeden yapılmıştır. Bu kromatinlerin içinde bulunan kromozomların, kalıtsal karakterleri taşıdığı anlaşılmıştır. Kromozomlar aracı ile ana hücrelerin taşıdığı vasıflar, oğul hücrelere geçebilir.
Sitoplazmada ,genel olarak metabolizma ile ilgili olayların geçtiği kabul edilir.
Çekirdek, hücrenin hayat olayını sağlar. Çekirdeksiz hücre yoktur. Bakteri ve bazı yosunlar, çekirdeksiz gibi görünürse de gerçekte çekirdekleri birçok parçalara ayrılmıştır:
Sitoplazma ve çekirdek arasında, fizyolojik bağlar vardır. Hücre hayatı, her ikisinin varlığına bağlıdır.
Hücreler bulundukları doku ve gördükleri ödevlere göre değişik şekiller gösterirler. Hayvanlarda yuvarlak, yassı, kübik, silindirik, yıldız ve iğ biçiminde hücreler vardır. Büyükleri, ortalama olarak 5-100 mikron arasındadır.
Özellikleri : Hücrenin esas yapısı, kolloid bir sıvıdır. Bu sıvı, genel olarak su, madensel tuzlar, organik maddeler (proteinler, yağlar, karbon hidratlar) den ibarettir.
Hayat gösterileri : Hücrelerde beslenme, solunum, boşaltım, üreme, hareket ve irkilme görülür.
Hücrelerin bölünmesi : Hücrelerdeki bölünme mitoz (karyokinez) şeklinde olur. Mitoz bölünme, çekirdek içindeki kromozomların ikiye bölünmesinden sonra, İki ayrı çekirdeğin meydana gelmesi ve sitoplâzmanın iki çekirdek çevresinde toplanmasının iki ayrı hücrenin meydana gelmesi şeklinde olur. Amitoz bölünme de çekirdeğin uzaması ve ortadan boğularak ikiye bölünmesi şeklinde olur. Mitoz bölünme yüksek hayvan ve bitkilerde amitoz bölünme İlkel hayvan ve bitki hücrelerinde görülür.

15 Aralık 2006

İskelet

İnsan ve hayvan bedeninin kemik çatısına verilen ad. İskelet birbirleriyle eklem yapmış ve bir çok kemiklerin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir.
İskelet, baş, gövde ve üyelerden ibarettir.
Başta, kafatası ve yüz kemikleri vardır. Kafatası, iki yan kafa, iki şakak, bir alın, bir ard kafa ile temel ve kalbur olmak üzere 8 kemikten yapılmış bir kutu halindedir. Bu kutunun içinde beyin bulunur. Şakak kemiği için de kulak oyuntuları ve kulak kemikçileri vardır. Yüz kemikleri, 14 tanedir. Bunlardan alt çene ve sapan kemiği tek, diğerleri çifttir. Çift olanlar üs çene, damak, elmacık, burun, tırnaksı ve burun içindeki boynuzcuk kemikleridir.
Gövde, omurgalar, kaburgalar ve göğüs kemiğinden ibarettir. Omurga, 33 omurun üst üste sıralanmasından meydana gelmiş ve beş bölgeye ayrılmıştır.Boyun bölgesinde 7. sırt belgesinde 12. bel bölgesinde 5 omur vardır. Sağrı bölgesinde 5 omur kaynaşarak, yekpare sağrı kemiği halini almıştır. Kuyruk sokumu nda kaynaşmış ve güdükleşmiş 4 omurdan yapılmıştır. Kaburgalar, 12 çifttir ve insan ve maymun iskeletinin yandan görünüşü sırt omurları ile birleşmişlerdir. Bunlardan 7 çifti önde göğüs kemiğine eklenmiştir. 3 çifti birbirine eklendikten sonra 7 inci çifte bağlanmışlardır. Son iki çift kısa olup ön uçları serbesttir. Göğüs kemiği, hançer şeklinde yassı bir kemik olup, kaburgalarla birlikte göğüs kafesini meydana getirir.
Üyeler, gövdeye bağlanmışlardır. Her üyede bir kuşak ve üç eklem vardır. Üst üyeler (Kollar), Omuz kuşağı ile vücudun üst kısmına bağlanmışlardır. Omuz kuşağı, önde köprücük, arkada kürek kemiğinden teşekkül etmiştir. Bu ilki kemiğin birleştiği yerde bir Eklem Çukuru vardır. Buraya Pazı kemiğinin, başı girer. Pazı kemiğinin ikinci nihayeti önkol ve dirsek kemiklerinin eklem yerlerine bağlıdır. Kol ve dirsek kemiklerinin alt uçları, bilek kemikleriyle eklemlidir. Ayakta, 7 bilek, 5 tarak, 14 parmak kemiği bulunur. Alt üyeler (Bacaklar), kalça kuşağı ile gövdenin alt kısmına bağlanmışlardır. Kalça kuşağı ,oturak, kalça ve kaşık kemiklerinden meydana gelmiştir. Bu üç kemik birbirleriyle kaynaşmış ve arkada sağrı omurlarına bağlanmışlardır. Bunların meydana getirdiği boşluğa leğen boşluğu denir. Bu üç kemiğin birleştiği yerdeki çukurluğa uyluk kemiğinin başı gir mistir. Uyluk kemiğinin alt ucu, baldır ve kaval kemiklerinin hasıl ettiği çukura girmiştir. Bu kısmın ön: tarafında dizkapağı kemiği vardır. Baldır ve kaval kemiklerinin alt uçları ayak bileği kemikler ile eklemlidir. Ayakta, 7 bilek, 5 tarak, 14 parmak kemiği bulunur. Üst üyeler hafif ve çak hareketlidir. Eller yakalamaya elverişli bir hal almıştır. Kürek kemiği gövdeye bağlı değildir. Önkol kemiği, dirsek kemiği, etrafında döner Baş parmak avuç içine doğru kıvrılır. Bu durum yakalamayı ve tutmayı kolaylaştırır.
Alt üyeler, uzun ve kuvvetlidir. Ayaklar yürümeye elverişli bir hal almıştır. Kalça kemikleri, sağrı kemiğine sıkıca bağlanmışlardır. Baldır ve kaval kemikleri sağlam olarak yere basmaktadır. İnsan, parmaklarına basarak yürüyebilir. İnsan iskeleti yapılışı itibariyle, inşa um ayakta durmasını mümkün kılacak şekildedir. Omurganın S şeklindeki eğilimleri gövdenin istenilen hareketi yapmasını sağlamaktadır.

15 Aralık 2006

Fosil

Tortul tabakalar arasında başlamış bir halde bulunan hayvan ve bitki artıklarıyla bunların her türlü izlerine verilen ad. Fosiller ,genel olarak, jeolojik devirlerde tortul kütlelerin, teşekkül ettikleri sular içinde, ya da bunlara yakın dolaylarda yaşayan hayvan ve bitkilerin fosil haline geçmelerine fosilleşme, fosilleri inceleyen bilime ve paleontoloji – fosiller bilimi adı verilir.
Fosilleşme sırasında et, deri gibi kısımlar tabiî olarak mahvolur. Ancak, diş, kemik tırnak gibi sert kısımlar kalır. Fosilleşmenin mükemmel olabilmesi için ölen canlının, tortul tabakalar arasına iyice gömülmesi, hava almaması lâzımdır. Aksi takdirde bu kısımlar da mahvolur ve fosilleşme olamaz.
Fosilleşme, deniz ve karalarda olmak üzere iki alanda olur. En uygun şartlar da denizlerde görülür.
Fosiller aracı ile, jeolojik devirlerde yaşamış olan bitki ve hayvanlar hakkında bilgi edinmek, bunların geçirdikleri evrim hakkında fikir sahibi olmak, yerimizin eski iklimini bilmek, yer tarihini incelemek imkânı vardır.

15 Aralık 2006

Glikojen

Hayvanların karaciğerinde bulunan bir karbonhidrattır. Karaciğerde, vücudun şeker deposu halindedir. 1856 yılında CLaude Bernard tarafından keşfedilmiştir Vücut fazla karbonhidrat aldığı zaman, derhal glikojene çevirir ve depo eder. Alınan besinlerdeki glikoz eksiği sonucu, karaciğerde depo edilen glikojen de bir mayanın etkisi ile glikoza döner ve vücudun enerjisiz kalmamasını sağlar.

15 Aralık 2006

Gözenekler

Bitkilerin yaprak ve saplarında bulunan küçük deliklere verilen ad. İnsan ve hayvanların da derilerinde, bu çeşit delikler vardır. Bunlara da gözenek (mesamat) adı verilir.
Bitkilerde, özelikle yaprakların alt yüzlerinde bulunan gözenekler, iki hücre arasındaki mikroskopik yarıklardan ibarettir. Bunlar, gereğine göre genişleyip daralabilir. Bunlar, bitkilerden buharlaşan havanın çıkmasına, bitkinin içine havanın girmesine yardım eder.
İnsan ve hayvan derilerindeki gözenekler, ter ve yağ bezlerinin açıklarıdır. Bunlar da organizmanın zararlı maddelerinin deri yolu ile çıkmasına ve solunuma yardım ederler.

15 Aralık 2006

Eklem

İskelet kemiklerinin birbirlerine eklendikleri yerlere verilen ad. Eklemler, özellikleri bakımından üçe ayrılırlar: 1 – Oynamaz eklemler, 2 – Yarı oynar eklemler, 3 – Oynar eklemler.
Oynamaz eklemler, Kafatası kemiklerinin birbirlerine eklendikleri yerlerdeki eklemlerdir. Buradaki eklem yerleri, bir testerenin dişleri gibi birbirlerine geçme şeklindedir. Kemikler, bu girinti ve çıkıntılarla, birbirlerine oynamayacak şekilde eklenmiş durumdadırlar.Yarı oynar eklemler, omurgayı meydana getiren omurların birbirlerine olan eklemlerindeki eklemlerdir. Bunların oynamaları pek azdır.
Oynar eklemler, Kol ve bacak kemikleri bağlantı yerlerindeki eklemler, oynar eklemlerdir. Bunlar, iki bağlantı kemiğinin, eklem yerlerinde istenen hareketi verecek şekilde oynayabilmesini sağlamış olurlar. Böylece, bu eklemlerin bulunduğu kemikler, çeşitli hareket yeteneğine sahip eklemler özelliğini kazanmış olurlar.
Oynar eklemlerdeki kemiklerden birinin başı, öbür kemiğin çukuruna girmiş şekildedir. İki kemik, birbirlerine eklem bağları ile bağlanmıştır. Kemiklerin birbirlerine sürtünmeleri sırasında aşınmalarım önlemek için, bu eklem yüzlerinde kıkırdak yastıkları ve buraları yumurta akı bir madde ile sıvayarak kaygan hale getiren eklem kesecikleri bulunur.

15 Aralık 2006

Fagozitos

Bazı hayvansal hücrelerin, yalancı ayaklar çıkararak mikrop, yabancı hücre ve küçük parçaları içlerine almaları ve sindirmeleri olayı.
Meçnikof (Metchnikoff) un açıkladığı bu olay, yalancı ayak pseudopade çıkaran tek hücreli hayvanlarla akyuvarlarda görülür. Fagozitos olayını yapan bir hücreli hayvanlardan amipler, çıkardıkları yalancı ayaklarla, ya, bancı cisimleri, besinlerini hücreleri içine alırlar ve bunları sindirmek suretiyle besinlerini sağlamış olurlar. İnsanların ve hayvanların kanında bulunan ve yalancı ayaklar çıkarmak özelliğinde olan akyuvarlar (leucocyte), organizmaya giren yabancı cisimleri, bu arada mikroplan hücreleri içine alırlar ve bunları sindirerek organizmayı bu yabancı ve zararlı canlılardan cansızlardan kurtarmış olurlar.

15 Aralık 2006

Deri

İnsan ve hayvanlarda vücudu kaplayan örtü. Vücudun yüzeyindeki bütün çukurluk ve kabartıları örttüğü gibi ağız, anüs, burun gibi delik ve ağızların mukozası ile belli belirsiz bir çizgi halin, de birleşir. Kalınlığı bölgeye göre değişir, göz kapaklarında 1 milimetre, tabanda 3 milimetredir. Dış yüzeyine deri ibicikleri denen küçük olukçuklar bulunur.
Derinin, yapı bakımından değişik iki katı vardır : 1 – Dişte, epitel yapıda olan epidermis, 2 – İçte bağ dokusundan meydana gelen derma.
Epidermiş, içinde damar olmaması ve çok katlı epitel tabakalarından meydana gelişi ile özellik kazanan bir tabakadır. Çoğalan tabakaya Maipighi tabakası denir. En dıştaki tabakalar, canlılığını kaybetmiş epitel tabakalarından mey. dana gelmiştir. Bu dış epitel tiabakasma da korun (korneum) tabakası denir. Epitelyum içinde, damar yoksa da çıplak sinir lifleri vardır.
Derma, epidermisin altındadır. Bu bölüm girintili . çıkıntılı görünüştedir. Papilla tabakası denen bu bölüm, damarca çok zengindir. Burada ince damarlar ağ yaparlar. Dermanın öbür katları dayanıklı olup içinde kıl kökleri, kılları dikleştiren kaslar, yağ ve ter bezleri, duyu cisimcikler vardır.
Derinin ,a) vücudu koruyucu, b) ter ve yağ salıcı, c) duyurucu, d) emici olmak üzere başlıca dört vazifesi vardır.
Koruyuculuğu, bedeni örtmesinden ve dayanıklı olmasından ileri gelir. Üzerindeki kıllar ve yağ tabakası ile sıcağa ve soğuğa karşı korunma işini kolayca görür.
Derinin derması içinde bulunan ve bir yumak şeklinde olan ter bezleri, içinde tuz ve üre bulunan teri salgı halinde dışarı göndermekle vücudun ısı düzeninde önemli rol oynarlar.
Deride bulunan duygu cisimleri, dokunum ,ısı, acı meydana getiren fizik olaylarının izlemini duygu sinirlerine götürürler.
Derinin, bunlardan başka emici özelliği de vardır. Temizlenmiş bir deriye sürülen çeşitli ilâçlar, bir süre sonra kana geçerler.
Deride bulunan oluşumlardan kıllar, kimi yerinde sık, kimi yerinde seyrektir ve büyüklü küçüklü olabilir. Epidermis ten meydana gelen her bir kılın görünen bir sapı, görünmeyen bir kökü, bir de kökün başlangıcı olan yerde soğanı, bunu çevreleyen bir torbası bulunur.
Epidermisin keratinleşmesin den meydana gelen tırnaklar sert, beyazımtırak ve saydamdırlar; parmak uçlarının sırtlarında bulunurlar.
Tırnakların asıl tırnak ve tırnak kökü olmak üzere iki parçası bulunur. Tırnaklar, deriye bitişik olan bölümün, den başlayarak büyür ve büyüdükçe serbest kenarından kesilir.

15 Aralık 2006

Diyatomeler

Bir yosun familyası. Tek hücreden meydana gelmişlerdir. Üzerlerinde, silisten yapılmış, sabun kutusu gibi iki parçalı bir kapakları vardır. Kapak üzerindeki deliklerde sitoplazma uzantıları çıkar.Hareketleri bu uzantılarla olur.

15 Aralık 2006

Sonraki Önceki


Kategoriler

Aylara Göre