Basın

15 Aralık 2006



Belli aralıklarda basılıp haberleri, siyasî görüşleri, fikir ve sanat hareketlerini ve çeşitli teknik ve meslekî korkuları halka bildiren, idarî yönetimi de denetleyen yayın vasıtalarının bütünü. Bu kavramın gelişmesi ancak gazete ve dergilerin makinelerle çoğaltılabilmesi imkânı ile mümkün olabilmiştir.
Bugün basının, maddî ve ticarî bir meslek olmasının yanında bir kamu işi görmesi sebebiyle manevî değeri yüksek olan bir meslek olma özelliği de vardır. Demokratik sistemlerin dayandığı yürütme erki, yasama erki ve yargı erkinin yanında bir dördüncü kuvvet olmak kudretini taşımaktadır. Buna da sebep, basının gazeteler, dergiler ve çeşitli belli aralıklarla yayınlanan eserler vasıtasıyla bir kamu hizmeti görmesidir.
Herhangi bir siyasî görüşün, edebî bir fikrin, binlerce sayıda basılarak ve belli aralıklarla onu okuyacaklara ulaşması, basının bu kudretini meydana getiren başlıca sebeptir. Bu sebeple, bir medeniyet merhalesi olan basın hürriyeti, yani her konuda, kamuoyuna yararlı olmak için yazabilmek ve bunu yayabilmek hürriyeti, uzun ve yıpratıcı didişmelerden sonra elde edilmiştir. Fakat, yüzlerden, binlerden başlayarak yüzbinlere milyonlara varan yayın imkânlarıyla muazzam bir kuvvet haline gelen basın, zaman zaman iki büyük tehditle karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi, hüviyet gizlemek suretiyle, menfaat hissine kapılarak, özel maksatlar gütmek, şantaj vasıtalarına başvurarak soysuzlaşmasına sebep olmaktadır. İkincisi de, ortalığı karanlık tutarak, kendi dileklerinin dışında kalan fikirlerin kamu oyuna yayılmasını istemeyen idarelerin tehditleridir.
Hür bir basın için birer tehlike olan bu iki tehdit de, demokratik sis temler ve hükümetlerin meşru tahditleri ve basın kanunlarıyla, ceza kanunlarına eklenen bâzı maddelerle giderilmeğe çalışılmıştır.
Tarih : Yazı ile haber verme işine ilk olarak Romalılar zamanında rastlanır. Julius Caesar (Sezar) zamanında bir çeşit duvar ilânı ile, halka bildirilmesi gerekli görülen haberler duvarlara asılmak şeklinde yapılmıştır. Daha sonraları bu haber yayma şekli, şehirden şehre gönderilen özel mektuplarla mümkün olabilmiştir.
Matbaacılığın icadı ile XVII. yüzyıldan itibaren gazeteler yayınlanmağa başlamış ve XVII. yüzyılda İngiltere. Fransa ve Almanyada başlayan siyasî gazetecilik ile basını, gerçek önemini kazanmağa başlamıştır.
Fakat, basının, özellikle gazeteciliğin, demokratik sistemlerde dördüncü {kuvvet, haline gelmesi, XX. yüzyılın başlarından itibaren olmuştur. Sayısı yüzbinlere varan gazeteleri çok kısa zamanlarda, hemen hemen birkaç saat içinde, basabilmek ve yayabilmek imkânlarının gelişmesi ve artması ile basın bütün medeni dünyada önemli yerini almıştır.
Bizde basın: Bizde, belirli aralıklarla gazete ve dergilerin yayınlanması, XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yayınlanan ilk gazete, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın, Türkçe ve Arapça olmak üze, re iki dilde yayınlattığı Vekayii Mısriyye adlı gazetedir. Bundan birkaç yıl sonra , 1 Kasım 1831 de, II.Mahmutun emri ile ilk Türkçe gazete yayınlanmağa başlamıştır. Takvim-i Ve-kay-i adını taşıyan, resmî olan ve haftada iki defa yayınlanan bu gazetede, resmi olmayan yazılar ve haberler de çıkmıştır. Takvim-i Vekayinin, ayrıca Fransızca Le Moniteur Otoman adlı ayrı bir sayısı da yayınlanmıştır.
özel teşebbüsün çıkardığı ilk gazete de, 1840 yılında William Churchill adlı bir İngiliz tarafından yayınlanan Cerîde-i Havadis tir. Bir Türk tarafından çıkarılan ilk özel gazete ise, Şinasi ile Agâh Efendinin birlikte yayınladıkları Tercümân-i Ahvâl dir (1860) Bundan sonra yayınlanmış olan gazetelerin çoğu, gerek Türk basın hayatında, gerekse Türk fikir hayatında büyük izler bırakan, büyük etkileri olan gazetelerdir. Özellikle Şinasinin 1861 yılında yayınlamağa başladığı ve Avrupaya gittiği zaman Namık Kemalin başyazarlığını yaptığı Tasvir-i Efkâr, 1866 yılında Ali Suavinin yayınladığı Muhbir, 1869 da yayınlanan Diyojen ve Basiret, Namık Kemalin Avrupa dönüşünden sonra 1872 de yayınlamağa başladığı İbret, 1875 te yayınlanan Vakit ve istikbâl, Ahmet Mithat Efendinin yayınladığı Tercü-mân-i Hakikat, Londrada Genç Osmanlılar tarafından kurulup Namık Kemalin ve Ziya Paşanın gayretleri ile yaşayan Hürriyet gazeteleri bu devrin önemli gazetelerindendir. Böylece, baskı sayıları fazla olmamakla beraber, 1881 e kadar İstanbulda yüze yakın gazete yayınlanmıştır.
Bu tarihten 1908 de ilân edilen Meşrutiyete kadar gazetelerin yayınlanmasında bir azalma görülür. İkinci Meşrutiyetin ilân edilmesinden sonra, basın hayatı yeniden bir canlılık kazanmıştır. Bu tarihten, Anadoluda Millî Mücadelenin başlamasına kadar yayınlanan önemli gazeteler şunlardır: Şû-râyı Ümmet, Tanîn Tasvîr-i Efkâr, Hak, Tercüman-1 Hakikat, Pey ânı, İkdam. Sabah, Tevhîd-i Efkâr, Akşam, Yeni Gün, Zaman.
Mütareke yıllarında bir taraftan işgal kuvvetlerinin, bir taraftan da İstanbul hükümetinin çeşitli baskıları altında yayınlarına güçlükle devam eden bu gazetelerden başka, Millî Mücadelenin başladığı ve devam ettiği Anadoluda da, millî hareketi destekleyen gazetelerin yayınlanmağa başladığı görülür. Sivas Kongresinin dağılmasından sonra yayınlanmağa başlayan ,İrade-i Milliye gazetesi, Anadolu hükümetinin yarı resmî bir gazetesi olması bakımından da önem taşır. 14 Eylül 1919 da Sivasta yayınlanan bu gazete, sonradan Ankarada yayınına devam etmeğe başlamış ve 10 Ocak 1920 tarihinden itibaren Hâkimiyet-i Milliye adını altmıştır. Yine Millî Mücadele yıllarında Ankarada yayınlanan başka bir gazete de, Yunus Nadi Abalıoğlunun, İstanbuldan Ankaraya naklettiği Yeni Gün gazetesidir. Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra, Türkiyede gazetecilik,büyük ilerlemeler kaydetmiş büyük denecek gazeteler, bir taraftan da Ankarada ve öbür şehirlerimizde yayınlanmağa başlamıştır. Bilhassa eski harflerin yerine yeni Türk harflerinin kabul edilmesinden sonra, Türkiyede okuma yazma bilenlerin sayısının artması, gazete okuyucularını da artmasına sebep olmuş:
ilerleyen tekniğe ayak uyduran gazetelerimiz okuyucu sayılarının da artması ile Avrupa ve Amerikada yayınlanan gazetelerle yarış edecek imkânlara sahip olmuşlardır.
Gazeteciliğimizde,, Cumhuriyet devrindeki en büyük ilerleme, 1945 yılından itibaren başlayan demokrasi rejiminin yurtta yerleşmeğe başlaması ile olmuştur. Memleket dâvalarının ve memleket idaresinin, geniş halk topluluklarını da yakından ilgilendirdiği bu rejimde, çeşitli memleket meselelerini en iyi şekilde ve en doğru olarak yayınlamağa başlayan gazeteler, büyük okuyucu kütlelerine hitap etme tekniği ve imkânlarını elde etmişlerdir. Böylece, günlük baskıları yüz binin üstünde olan büyük gazete ve dergiler yayınlamak imkânı doğurmuştur.
Bizde basın kanunları: Türkiyede basına hukukî bir nizam verme teşebbüsü 1864 yılında başlamıştır. Bu tarihte basın tüzüğü yayınlanarak, gazete ve dergi çıkarmak isteyenler için bazı kayıtlar konmuştur.
Bu tüzükte başlıca şu hükümler vardır; Gazete ya da dergi yayımlayacaklar, hükümetten izin almak zorundadırlar. Her gazetenin ve derginin sorumlu bir müdürü olacaktır. Uydurma haberler, yanlış vesikalar din ve mezhep aleyhinde yazılar yayımlayan gazeteler cezalara çarptırılacaktır. Bu cezalar arasında gazete ya da derginin, hükümet tarafından geçici ve devamlı olarak kapatılma yetkisi de vardır.
Bu tüzüğün yayınlanmasından kısa bir zaman sonra (1867) yayınlanan bir kararname ile gazeteler üzerinde hükümetin baskısı daha da arttırılmıştır. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa zamanında gazeteler için sansür konmuş, II Abdülhamit zamanında ise gazete yayınlamak çok ve tehlikeli bir iş durumuna getirilmiştir.
İkinci Meşrutiyetin ilânı ile gazeteler üzerindeki baskı kısmen hafifletilmiş. Hürriyet prensibine uygun bazı hükümler konmuştur. Fakat bu hükümler kısa bir zaman sonra kaldırılarak Türk basını tekrar eski durumuna getirilmiştir. 1913 yılındaki Bâb-ı Âli baskını ile sansür yeniden konmuş ve Türk basım, bütün savaş boyunca askerî bir sansür rejimi altında kalmıştır.
Mütareke devrinde de aynı sansürün, işgal kuvvetleri ve İstanbul hükümeti tarafından devam edildiği görülür.
Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra eski Meşrutiyet devri nizamları uzun müddet devam etmiş, ilk yıllarda İrticaa, isyana ve memleketin sosyal nizamlarını bozucu teşebbüslere karşı çıkarılan Takrîr-i Sükûn kanunu ile basın rejimi sıkı kayıtlara tâbi olmuştur. Geçici olan bu nizamdan sonra 25 Temmuz 1931 de bir basın kanunu yayınlanmış, gazete sahipleri ve sorumlu müdürleri hakkında gerekli hükümler konmuştur.
Basın üzerindeki kayıtlar, İkinci Dünya Savasının bitişine kadar çeşitli şekillerde kendini göstermiş; İkinci Dünya Savaşından sonra memleketimizde demokratik rejimin uygulanmasına geçilmesi üzerinle, bu kayıtların çoğu kaldırılmıştır. Gerek C.H.P. iktidarının son yıllarında gerekse Demokrat Partinin 1950 yılında, seçimleri kazanmasından sonra, basın kanununda birçok değişiklikler olmuş, basın hürriyetini kayıtlardan uzak tutma yolunda ilerlemeler kaydedilmiştir.
Ancak D.P. iktidarı, 1954 yılından sonra kanunlarına ağır hükümler koydurmak ve ispat hakkını kaldırmak suretiyle, basın hürriyetini önemli kayıtlar içine aldırmıştır. 27 Mayıs 1960 hareketinden sonra, basın tekrar eski hürriyetine kavuşmuş ve 9 Temmuz 1961 de halk oyuna sunulan yeni anayasamızla anayasanın teminatı içine alınmıştır.

Kategori: Meslekler


Kategoriler

Son Yazılar